Oya Ersoy: ‘’Sadece oy çağrısı yapan bir mücadele yeterli değil’’

Halkın hakları mücadelesi yürüten devrimci demokratik kitle örgütü olan Halkevleri adına Jiyan’a görüş belirten Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy ile önümüzdeki seçim süreci, seçim sürecinde gerçekleşmesi muhtemel olan ihtimaller, Türkiye devrimci hareketinin mevcut ahvali’nden Suriye’deki emperyal müdahalelere kadar konuştuk.


1 Kasım 2015 seçimleri için parti olarak belirlediğiniz tavır ne olacak?

7 Haziran seçimleri öncesi ülkemizin içinde bulunduğu dönemi göz önünde bulundurarak sokakta birçok kez gerilettiğimiz AKP iktidarını sandıkta da geriletme hedefiyle HDP’yi destekledik. Bütün halkımızı HDP’ye oy vermeye çağırdık. Bu basit bir çağrıdan ibaret olmadı. Çıkarttığımız afiş ve bildirilerle, HDP’li adaylarla gerçekleştirdiğimiz halk toplantılarıyla bu çalışmayı aktif şekilde yürüttük.

Şimdi önümüzdeki 1 Kasım seçimlerinde yine bütün halkımızı HDP’ye oy vermeye çağırıyoruz. Ancak 7 Haziran seçimleri sonrasında bir kez daha gördük ki AKP’yi geriletmek ülkemiz açısından yeterli değildir. Halklara, emekçilere, kadınlara, gençlere, doğaya savaş açmış bu iktidardan, diktatörlük özentilerinden, saraydan tamamen kurtulmak gerekiyor. Bu açıdan seçim sürecinde yalnızca “oy” çağrısı yapan bir mücadelenin yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Bunun için sokakta AKP faşizmine, gericiliğine karşı bir mücadele yürütülmelidir. Halkevciler bu görev ve sorumlulukla hareket edeceklerdir.

Seçimlerin mevcut ortamda sağlıklı bir şekilde yapılabileceğini düşünüyor musunuz? Aksini düşünüyorsanız konuyla ilgili çalışmanız ya da planınız nedir?

İktidarda kalmak için yüzlerce insanımızın ölümüne neden olan, savaş başlatan, ülkemizi iç savaşın eşiğine getirmekten çekinmeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Elbette 1 Kasım seçimleri güvenli, sağlıklı bir ortamda yapılmayacaktır. Fiili saldırıların yanısıra, oyların çalınma ihtimalinin olduğu her türlü kirli siyaset devreye sokulacaktır. Buna karşı geçtiğimiz seçimde halkın seferber olduğu güzel örnekler yaşadık. Bu seçimde de başta sandıkların korunması olmak üzere her türlü güvenlik önleminin alınmasına elimizden gelen bütün katkıyı sunacağız. Buna dönük hazırlıklarımız başladı. Önümüzdeki günlerde seçim gününe ilişkin açık çağrılarımız ve planlamalarımız olacak.

‘’Denemeler; toplumsal mücadeleyi birleştirmiyor, solu birleştiriyor’’

Sizce HDP, solda dünden bugüne tartışagelmiş çatı parti ihtiyacını karşılayabilir mi ya da solun gerçekten bir çatı partiye ihtiyacı var mı?

Türkiye toplumsal muhalefetini tek bir parti çatısının, tek bir organizasyonun tamamen kapsayabilme, temsil edebilme, yürüyen mücadelelerin ihtiyaçlarına tam anlamıyla cevap vermesi bugün mümkün görünmüyor. Yapılan denemeler bu nedenle toplumsal mücadeleleri birleştirmeye değil, solun birliğine yarıyor; ilkini sağlamadıkça solun birliği de ya eksik kalıyor ya da kesintiye uğruyor. HDP bu açıdan en başarılı deneme olmasına karşın seçim başarısını hak mücadeleleri alanına taşıyıp taşımayacağını göreceğiz. Elbette toplumsal muhalefetin yan yana gelmesi önemlidir ve önemli bir ihtiyaçtır. Ancak bu yürütülen mücadelelerin büyütülmesine hizmet etmelidir. Başarısız birlik denemeleri yalnızca o birliği kuranların değil, bütün solun hanesine eksi yazılmasına neden olmaktadır. Haziran isyanı ve 7 Haziran seçimleri amaca uygun birliklerin mücadeleyi ilerletebileceğini; zamanında ve zemininde kurulamayan birliklerin ise fırsatların kaçmasına neden olacağını göstermiştir.

BHH ve HDK’nin iki ayrı yapı olarak hareket etmeleri mantıksız bulunuyor bazı çevrelerce; ortak bir eylem alanı yaratılması mümkün mü?

Bu soru asıl olarak muhatabları tarafından yanıtlanırsa daha uygun olacaktır. Ancak şunları söylemekte bir sakınca yok sanırım. Bu birliklerin yukarda da vurguladığım biçimde ne kadar zamanında ve zeminin de kurulduğu; kuruluş iddiaları ve kısa vadeli programlarını ne kadar hayata geçirdikleri; iyi niyetli girişimler olduğundan kuşku duyulamayacak bu ‘birliklerin’ uzak ufukları tarif etmenin ötesinde, güncel politik görevlere dair halkın beklentilerine az ya da çok yanıt verip vermedikleri ve bu yanıtları ayrı ayrı mı, birlikte mi vermek gerektiği gibi noktalar üzerinden değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

‘’AKP IŞİD’in bu pozisyona gelmesinden birinci dereceden sorumlu’’

Suriye’deki insani ve siyasi krizin çözümüne ilişkin görüşünüz nedir? Türkiye’nin bölgedeki rolüne dair bakış açınız ne?

Suriye yıllardır emperyalist politikalar doğrultusunda bugünkü kötü tabloya sürüklenmiştir. AKP iktidarı, Tayyip Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Suriye’ye dönük izlediği politikayla yaşanan savaşın, katliamların, doğanın ve tarihin katledilmesinin kısacası yaşanan vahşetin sorumlularındandır. Bugün AKP’nin cihatçı çetelere verdiği destek herkes tarafından bilinmektedir. Yine bölgedeki İŞİD ve aşağı kalmayan diğer cihatçı çeteler bu tablonun önemli bir gerçeğidir. AKP yine İŞİD’in bu pozisyona gelmesinde birinci dereceden sorumludur.

Suriye’de emperyalistler ve AKP tarafından halkların kardeşliği açısından derin yaralar açıldığı bu yaraların kaşınarak yönetilmeye ve devrimci süreçlerin engellenmeye çalışılacağı da görülüyor. Suriye’deki krizin bölge halkları lehine çözülmesinin yolu ise emperyalizme, gericiliğe karşı halkların direnişiyle mümkün olacaktır. Rojawa’nın kantonlar deneyimi/önermesi bu açıdan önemlidir.

he_gk_4

Popüler bir yurtdışı meselesine dönelim, Syriza’ya dair görüşleriniz neler?

Kendi ülkemiz dışında neoliberalizme, emperyalizme karşı yürüyen her mücadele, yaşanan her gelişme bizi heyecanlandırır, sevindirir. Yunanlı kardeşlerimizin Syriza’ya verdiği destek neoliberalizme karşı halkın tercihlerinin soldan yana olması anlamına geliyor. Bu açıdan kazanılan başarı önemlidir. Syriza’nın bu talebi ne kadar temsil edip etmediği veya neyi ne kadar başarıp başaramayacağı ise ayrı bir tartışma konusudur. Ancak Syriza’nın yükselişinin neoliberal kapitalizmin kendini yenileme kapasitesinin sınırlarına dayandığını gösterdiğini ve halkların devrimci çözümler öncesini deneyimlediğini de düşünmek gerekir. Bu nedenle yakından izlenmelidir.

Halkevleri’ni Türkiye sol siyasetinde nereye konumlandırıyorsunuz? Mevcut gücünüzü nasıl tanımlarsınız? Odaklandığınız belirli mücadele alanları var mı ve buralarda ne yapmayı planlıyorsunuz?

Devrimci demokratik bir toplumsal muhalefet örgütü olarak özellikle son 15 yılda önemli bir mesafe katettiğimizi düşünüyorum. Neoliberalizmin hayatımızın her alanını, temel haklarımızı, doğayı vahşi bir piyasalaştırma saldırısına maruz bırakmasına karşı temel haklarımızın savunulması ama mutlaka kısmi de olsa kazanımlar elde edilmesini hedefleyen bir mücadele çizgisi hayata geçirdik. Bu mücadeleye Halkın Hakları Mücadelesi dedik. Bunun yanında emperyalizmin yürüttüğü savaşlara karşı, Kürt sorununda sürdürülen “çözümsüzlük” siyasetine karşı “demokratik ve toplumsal çözüm” için aktif bir mücadele yürütmeye çalıştık. AKP’nin bütün toplumu teslim almayı hedefleyen gerici politikalarına ve sömürge tipi faşizmin güncel hali olan AKP faşizmine karşı mücadele ettik. Haklarımızın parasız, kamusal bir şekilde sağlandığı, Kürt sorununda eşitlikçi demokratik bir çözümün hayata geçirildiği, emperyalizmden bağımsız bir ülke mücadele programımızın ayakları oldu. En sıradan, gündelik bir mücadeleyi bile sosyalist bir mücadele programının parçası olarak ele aldık.

Odaklandığımız mücadele alanları Hak Mücadeleleri başlığında da tanımladığımız; en temel yaşamsal haklarımızın gaspına, emeğin, doğanın, kentlerin yağmasına karşı mücadeledir. Bu mücadele çizgisi bizi yıllardırdır ülke çapında büyüttü ve yaygınlaştırdı. Bugün ülkemiz toplumsal muhalefetinin en kitlesel örgütlerinden biri halini aldık. Elbette yaşanan saldırganlık karşısında bulunduğumuz noktayı yeterli görmüyoruz. Bu açıdan yürüttüğümüz her türlü mücadeleden dersler çıkartmaya çalışarak yolumuza devam ediyoruz.

Türkiye’deki sol örgütlenmelere yönelik en önemli ve yer yer de geçerli olan eleştiri de emek mücadelesindeki yetersizlikleri. Halkevleri’nin sendikal alandaki varlığı ne olacak? İşçi sınıfı hareketleri ile bağ kurma konusunda stratejiniz ne olacak?

Halkevleri bir demokratik kitle örgütü olarak başta güvencesizliğe karşı mücadeleler olmak üzere emek alanında yaşanan her mücadele destek vermeye çalışıyor, onlarla dayanışma faaliyeti örgütlüyor. Geçtiğimiz yıllarda TEKEL direnişinde yaptığımız çalışmalar, DevSağlık İş direnişleriyle kurduğumuz dayanışma ilişkileri başlıca örnekler.

Ancak Halkevleri örgütü dışında gerek sendikal alanda, gerekse emek meslek örgütlerinde etkin çalışma yürüten Halkın Hakları Mücadelesi perspektifiyle mücadele örgütleyen üyelerimiz var. Bu açıdan yıllardır güvencesizliğe karşı yürüttüğümüz mücadeleler sendikal alanda önemli başarılara imza attı, önemli deneyimler elde etti. Yine TMMOB içerisinde faaliyet gösteren Halkın Mimar Mühendisleri bu perspektifle çalışmalar örgütlüyor. Kamu çalışanları hareketi içerinde birçok arkadaşımız mücadelenin aktif bir bileşeni.

İşçi sınıf hareketinin önemli bir parçası olduğumuzu düşünüyorum, üyelerimizin ezici bir kesimi işçidir. Emeğin yağmalandığı, sendikal hakların budandığı, kullanılamaz hale getirildiği, sendikal bürokrasinin solu da esir aldığı bir dönemde, işçi sınıfının meşru militan fiili bir hak alma mücadelesi çizgisine ve buna uygun bürokratik olmayan örgüt yapılarına kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz ve üyelerimiz bulundukları alanlarda bu perspektif doğrultusunda mücadele ediyorlar.

AKP döneminde Halkevleri’ne dönük hukuki ve fiziksel saldırılara dair ne söyleyebilirsiniz?

AKP döneminde hem kurumsal olarak örgütümüz, hem de üyelerimiz defalarca kez iktidarın saldırısına maruz kaldı. Onlarca Halkevci geçtiğimiz yıllarca defalarca kez gözaltına alındı, tutuklandı. 1960’lı yıllardan beri “Kamu yararına dernek” statüsüne sahip Halkevlerinin bu hakkı Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı, Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olarak imzaladığı bir bakanlar kurulu kararıyla kaldırıldı. Aynı dönem TÜRGEV, Deniz Feneri, İHH gibi yandaş örgütlere “kamu yararı” sıfatı verildiği bir dönemdi.

Bununla birlikte iktidar tarafından organize edilen tetiklenen birçok saldırıda Halkevleri de hedef olmaktadır. Yüzlerce HDP binasının saldırıya maruz kaldığı geçtiğimiz günlerde bazı şubelerimiz de gerici-faşistlerin hedefi oldu.

Temel staratejisi halklara dönük savaş olan, iktidarda kalmak için kendisini gericiliğe ve faşizme necbur hisseden bir iktidarın örgütümüze dönük saldırılarını olağan ve sıradan karşılıyoruz. Ancak bu saldırılara alışmıyoruz. Her türlü iktidar saldırısına karşı kendimizi hukuki ve fiili olarak korumaya çalışıyoruz. Ayrıca geçtiğimiz dönem bize yönelen bütün saldırılardan da örgütümüzü büyüterek çıkmayı başarabildik.