Bir Bireyleşme Tecrübesi Olarak ‘Sokak’

Gökçe Ağaoğlu Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı

Bağlanma ihtiyacı insan ruhu için yaşamın ilk dönemlerinde en önemli ihtiyaçtır. Aynı bağlanma ihtiyacımız gibi zamanı geldiğinde bağımsızlaşmak da bir ihtiyaçtır. Bu bağımsızlaşma sürecine kişinin ayrılma ve bireyleşme süreci denmektedir. Bebeğin bedenini hareket ettirebilmesi ile başlayan bu ayrılma ve bireyleşme süreci, aynı zamanı geldiğinde kendiliğinden açan bir çiçek veya zamanı geldiğinden kendiliğinden çatlayan bir yumurta gibi çocuğun iç dünyasında gelişir.

Ebeveynden ayrılma, bireyleşme başka bir deyişle bağımsızlaşma duygusal anlamda kendine yetebilen bir yetişkine dönüşebilmek için gereklidir. Bu süreç belki yaşam boyu devam edecektir ancak temelleri çocukluk döneminde atılmaktadır. Aynı kendiliğinden çatlayan bir yumurta gibi çocuğun iç dünyasında da bir irade ve özerklik yumurtası zamanı geldiğinde çatlar. “Ayakkabımı ben giyeceğim”, “Merdivenden kendim ineceğim”, “O tepeden atlayacağım”, “Hayır, onu yemeyeceğim” veya “Sarı kazağımı değil, yeşil kazağımı giyeceğim” şeklinde cümleler sıkça duyulmaya başlar. Burada bir kendini ortaya koyma, kendi iradesini hissetme ve yapabildiğini deneyimleme ihtiyacı vardır. Eğer çocuğa deneyimleme şansı ve deneyimleme sürecinde destek verilirse, yetkinlik ve özgüven duygusu gelişecektir. Kendisi ile ilgili ‘yapabilirim’, ‘halledebilirim’ şeklinde inançları gelişecektir. Merak ve keşif duygusu ise bu özerkleşme sürecinde adeta yakıt gibidir. Hayatı ve kendimizi keşfetmemizi sağlayan en önemli itici gücümüzdür.

Bireyleşmenin doğal bir gelişimsel süreç olduğunu ve kişiliğin inşaası için önemini vurgulayarak başlamak istedim, çünkü sokak deneyimine bir de bu açıdan bakmak istiyorum. Bu deneyimin yavaş yavaş yokoluşu çocuklukta çok önemli bir bireyleşme alanını da kaybetmemiz anlamına geliyor. Peki sokak deneyiminin bir çocuğun bireyleşmesine katkısı nedir? Sokakta ne oluyor?

Çocuk için sokak deneyimini yetişkin yaşamının bir fragmanı olarak değerlendirmek mümkün. Hayat içerisinde ihtiyaç duyacağı pek çok beceriyi kazanacağı bir prova alanı gibidir aslında sokakta olmak çocuk için. Öncelikle akranları ile bir araya gelebilecekleri bir sosyalleşme alanıdır. Oyun üzerinden hem akranlar ile olan ilişkileri yönetme hem de kendi iç dünyasında bir şeylerle baş etme ve üstesinden gelme konusunda ihtiyaç duyulan becerileri geliştirmek mümkün olur. Bu becerilerden ilk değinmek istediğim ‘duygu regülasyonu’. Duygu regülasyonu, duygu düzenleme becerisidir. Başka bir değişle kişinin kendi duygularını yatıştırabilme, sakinleştirebilme becerisidir.
Bu duygular stres, korku, kaygı, üzüntü gibi olumsuz duygular olabileceği gibi; aşırı heyecan veya coşku gibi olumlu duygular da olabilir. Belirli bir eşiği aşan her duygu bizim için zorlayıcı olabilir. Kişinin duygu regülasyon becerisi iyi ise yaşam içerisinde duygusal iniş çıkışları daha az yaşar. Duyguları derin zigzaglar yerine minik dalgalanmalar şeklinde seyreder. Bu sayede de kişi yaşamda daha dengeli hisseder ve olayları daha gerçekçi değerlendirebilir. Sokak deneyimi bu beceriyi geliştirmek için eşsiz bir ortamdır. Oyun içerisinde çıkabilecek sorunlar, aksaklıklar, haksızlıklar, arkadaşlardan gelecek reaksiyonlar, ilişkilerde çıkabilecek çatışmalar, anlaşmazlıklar, incinmeler, belki kavgalar… Sokakta var olmak demek tüm bunlarla devamlı karşılaşmak demektir ve oyuna dahil olmaya devam etmek de tüm bunları yönetmek. Duygu regülasyonundan bahsederken, vurgulamak istediğim bir diğer kavramda ‘optimal kırılma’ kavramı. Ailede korunaklı bir ortamda
deneyimlenen yaşam sokaktaki deneyimle değişmekte, zenginleşmektedir.

Ancak aynı zamanda çocuğun yaşayabileceği kırılmalar da artmaktadır. Sokaktaki arkadaşları ailesi gibi isteklerine özenle cevap vermeyebilir, bazı çocuklar onu zorlayacak davranışlarda bulunabilir, ona vurabilir, onunla alay edebilir ve bunun gibi pek çok sorun yaşanabilir. Aile ortamındaki gibi merkezde değil, artık diğer çocuklardan biridir. Tam da bu tecrübe optimal kırılmadır ve çocuğun duygusal yapısını olgunlaştırıcı bir etkiye sahiptir. Optimal kırılma, yaşamın içerisinde bizi kıracak, incitecek ve zorlayacak şeylerin var olduğunu; yaşamın her zaman bizim beklediğimiz gibi gelişmeyeceğini deneyimlemektir. Kırılmalar travmatize edecek boyutta olmadığı müddetçe, bizi olgunlaştırır ve kırılmaya dayanma gücümüzün artmasını sağlar. Başka bir değişle, zorlayıcı durumlar karşısında duygu düzenleme becerisi kazanırız. Sokak tüm bunları çocuğun deneyimleyerek öğrenmesi için doğal, kendiliğinden ve gerçek bir ortam hazırlar. Kişiliğin yapılandığı çocukluk döneminde optimal kırılma yaşamayan, aşırı korunaklı bir ortamda büyüyen bireyler; gerçek yaşamla karşılaştığında, optimal kırılmalar sonucu aksiliklerle baş etmeyi öğrenmiş diğer bireylere göre çok
daha hızlı ve şiddetli kırılma yaşarlar.

Sokak deneyiminin desteklediğini düşündüğüm diğer iki önemli beceri de yeri geldiğinde uyum/adaptasyon gösterebilme yeri geldiğinde ise sınır koyabilme becerisidir. Oyun cocuk için hayatın provası gibidir demiştik. Sosyalleşme, arkadaşlık kurma, bir gruba ait olma gibi deneyimler uyum göstermeyi, takım çalışması yapabilmeyi ve bazen ödün vermeyi gerektirir. Hep kendi istediğinin olmasını, dış dünyanın devamlı kendi beklediği gibi tepkiler vermesini isteyen, ancak bu şekilde huzurlu kalabilen bir yapının bir grup içinde var olabilmesi oldukça güçtür. Dolayısı ile bu becerinin kazanılabilmesi elzemdir. Ayrıca diğerlerine uyum ve adaptasyon gösterebilme becerisi gerekli olduğu gibi, yeri geldiğinde de kendi sınırlarını koruyabilmek, hakkını savunabilmek de sağlıklı bir psikolojik yapılanma için çok önemlidir. Sokak deneyimi ve oyun içerisindeki ortam yine bu beceriyi kazanmak için çok doğal bir sunar. Çocuk yaşadığı sorunlar karşısında kendini ifade etmeyi ve kendini koruma stratejilerini geliştirmeyi öğrenir. Bu bir anda olmayacaktır elbette.

Bu becerileri kazanma yolu yukarıda bahsettiğim optimal kırılmalarla doludur. Çocuk bazen kızacak, bazen üzülecek ancak ortamı deneyimlemeye devam ettikçe bu deneyimden öğrenecektir. Sokak deneyiminin bu becerileri kazanmada önemli olmasının bir sebebi de çocukların ebeveynlerinin gözetiminde ancak ebeveynlerin direk şekil veremediği bir ortamda bunu
deneyimliyor olmalarıdır. Karşılaştıkları zoruluklarla baş etmeyi, arkadaşları ile sorunlarını çözmeyi kendileri birey olarak bulmak durumundadır. Sokak deneyimi kendiliğinden bu ortamı sağlamaktadır.

Elbette ebeveynler destekçi ve rehberdir ve olmalıdır da ancak çocuğun kendi deneyimlemesine izin verilmesi önemlidir. Çocuğun bireyleşme yolcuğu araba kullanmayı öğrenmeye benzer. Araba sürmeyi öğreten sürücü kursu araçlarını düşünün. İki koltukta da pedal vardır ve gerektiğinde öğretmen oradan araca müdahale eder. Bir yardımcı pilot gibidir. Ancak öğretmen öğrenciye hiç
izin vermese, devamlı kendisi pedalları kullansa veya sürücü koltuğuna kendi geçse araba kullanmayı öğrenebilir miyiz? Peki bu süreçten hiç geçmeden, yardımcı pilottan hiç destek almadan kendimizi trafiğe atsak iyi bir şoför olabilir miyiz? Ayrılma ve Bireyleşme sürecinde ebeveyn çocuk ilişkisi de aynı böyledir. Ebeveyn co-pilottur. Çocuğu ne yapayalnız bırakmalı ne de arabının
direksiyonuna geçmelidir. Çocuğun keşfine izin vermelidir. Sokak deneyimi bu keşfe güzel bir ortam hazırlamaktadır. Çocuk keşif ve deneyim yolu ile psikolojik yapılanmasını güçlendirecek pek çok beceri öğrenir. Deneyimle öğrenmek en kalıcısıdır, deneyim iç dünyamızda mühürlenir. Tüm bunların yanında belki en önemlisi de, çocuk sokakta bir birey olarak hayatı deneyimlerken bunu tamamen yabancı bir ortamda da yapmıyor olmasıdır.

Sokak hayata yumuşak bir geçiş gibidir. Dış dünyayı temsil eder ama aynı zamanda da tanıdıktır. Sokak deneyiminin çocukların dünyasından yavaş yavaş çıkıyor olması belki de bu tanıdıklığı kaybetmemizden kaynaklanıyor.
Aynı semti, mahalleyi veya siteyi paylaştığımız kişileri tanımadığımızda, tehlike algımız da artar. Çünkü tanımadığımız bir kişiye güven de hissedemeyiz. Zihnimizde tecrübelerimiz, okuduklarımız ve dinlediklerimizden oluşan tasarımlar kurarız. Sonuç olarak da olası bir travmadan (optimali aşacak bir kırılmadan) çocuğumuzu korumak adına; tüm bu becerileri kazanacağı, yaşamı tecrübe edeceği bu deneyimi feda ederiz. Gerekçesi ne kadar anlaşılır da olsa, bu yazıda neyi feda ettiğimize biraz daha yakından bakalım istedim.

Birlikte yaşadığımız insanları tanımaya fırsat verdiğimiz ve daha fazla güvenebildiğimiz günler dileği ile…

Kaynakça

Bowlby, J. (2014). Güvenli bir Dayanak: Ebeveyn Çocuk Bağlanması ve Sağlıklı İnsan Gelişimi (S. Güneri çev.). İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları.
Erikson, E. H. (2014). İnsanın Sekiz Evresi (G. Akkaya çev.) Okuyan Us Yayınları.
Greenberg, L. S. (2012) Duygu Odaklı Terapi (S. Kızıltaş, çev.). İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları.
Hisar, M. (2015) Senin İçin. Ginius- Kişisel Gelişim Dizisi
Masterson. J. F. & Liberman, A. R. (2012). Terapistler için Kişilik Bozulukları Rehberi. İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları. 
Özakkaş, T. (2013). Bütüncül Psikoterapi. (5. baskı). İstanbul: Litera Yayıncılık.
Özakkaş, T. (2013). Kendilik Psikolojisi. Psikoterapi Enstitüsü Yayınları
Schore, A. N. (2016). Affect Regulation and the Origin of the Self: The Neurobiology of Emotional Development. Routledge.