
Yetenek Abartılıyor (Talent is Overrated)
by Geoff Colvin
Hayatta başarılı olmak için doğuştan çok “yetenekli” veya çok “zeki” olmak gerektiği konusunda genel bir algımız olduğu doğrudur. Bu algıya karşı yazılmış bir kitap, “Talent is Overrated”, Türkçe’siyle “Yetenek Abartılıyor” şeklinde belirtebiliriz. Türkçe basımını bulamadım, fakat ingilizcesini internet üzerinden ücretsiz olarak indirmeniz mümkün.
Bu kitabın aslında bir tabuyu yıkmaya çalıştığını ve en azından benim gözümde başarılı olduğunu belirtmek isterim. Bu algıya yönelik kitapta geçen bazı açıklamalardan, araştırmalardan ve benim çıkarımlarımdan bahsetmek isterim. Ama tabi ki tavsiyem kitabın tamamını okumanız yönünde.
Bir çoğumuz işimizde inanılmaz fazla saatlerle çalışıyoruz. Yeri geliyor, özel hayatımızdan fedakarlıkta bulunuyoruz. Çoğu araştırmaya göre işimiz, hayatımızdaki gerçek önceliğimiz. Sonuç ise çoğu zaman vasat bir ücret ve vasat bir ünvan. Bu konuda çok fazla araştırma mevcut olup, çoğundan çıkan sonuç ise işinde ne kadar kıdemli olursan ol, genellikle olağanüstü bir başarı gösterilemediği yönündedir. Fransa’daki INSEAD İşletme Okulu bu duruma “tecrübe tuzağı” adını vermektedir. Örneğin daha tecrübeli doktorlar medikal bilgilerini ölçen testlerde daha az tecrübeli doktorlara oranla da daha düşük sonuç elde etmektedir.
Genel inanışa göre, büyük başarılara sahip kişilerin doğuştan gelen yetenekleri vardır. Bu başarıların belli bir açıklaması yoktur, sadece vardır işte. Çünkü bu kişiler gerekli yetkinliklere doğuştan sahiptir. Doğuştan yetenek bakış açısı, sadece çalış bakış açısının tam tersi bir yaklaşıma sahip olup, daha köklü bir yaklaşımdır. Daha fazla kabul görür ve neden büyük performansların çok nadir olduğunu da açıklar. Büyük performansların sebebini basitçe doğuştan gelen yeteneğe bağlarsak, hiç bir çalışmanın bizi olmak istediğimiz yere getiremeyeceğini daha en başından kabullenmiş oluruz. Fakat büyük beceriler kazanmak çoğunlukla bizim elimizdedir.
Günümüz dünyasında kısıtlı kaynak para değil, insan yeteneğidir. Son yıllarda karşımıza önemli örnekler çıkmaktadır. Microsoft’u ele alalım. 30 milyar dolar finansal sermayesi olan Microsoft 221 milyar dolar kar sağlamıştır. Buna karşın P&G, ki en iyi yönetilen ve hayranlık uyandıran firmalardan biridir, 83 milyar dolar finansal sermayeyle 126 milyar dolar kar elde etti. Daha keskin bir örnek olarak Google, sadece 5 milyar dolar finansal sermayeyle 124 milyar dolar kar elde etmiştir. Açıkça görülüyor ki Google ve Microsoft, başarının insan kaynağından geçtiğini mükemmel bir şekilde anlamış. Hatta Bill Gates yirmi tane en akıllı çalışanın ayrılması durumunda şirket diye bir şeyin kalmayacağını belirtir. Hatta şirketin en önemli yetkinliğinin yazılım değil, işe alım olduğunu bile iddia edilmektedir.
Gelişmekte olan ülkelerdeki milyonlarca kişi artık iş bulabilmek için dünya çapındaki tüm ülkelerde bulunan meslektaşlarıyla rekabet halindedir. Bunun temel sebebi, yapılan işin büyük kısmının artık bilgi bazlı oluşu ve fiziksel olarak yer değişikliğini zorunlu kılmayışıdır. Küresel tedarik zincirinin koordinasyonu artık çok hızlı olup, bilginin işlenmesi ve dünya çapında taşınması çok az maliyetli hale gelmiştir. Bu da rekabeti daha da körükler ve daha fazla bilginin peşinde koşmamızı gerektirir.
Peki, birisi için akıllı dediğimizde aslında ne demek istiyoruz? Geçtiğimiz yıllarda IQ, zekayı ölçmekte kullanılan önemli bir araç haline geldi. Yüksek IQ’lu kişilerin çok zeki ve yetenekli oldukları düşünülmektedir. Belli bir temelde doğruluk payı olabilir. Fakat yüksek IQ’yu zekanın ve yeteneğin tek ölçütü olarak düşünmek doğru değildir. Kaldı ki yüksek IQ’ya sahip kişileri zeki olarak nitelendirsek bile direk başarılı olarak nitelendirmemiz mümkün değildir. Düşük IQ’lu kişilerin hayatta çok daha başarılı olduğu çok fazla örneğe rastlıyoruz. IQ genel zekayı ölçmekle birlikte, aslında başarı için gerekli başka bir çok kriteri ölçememektedir. Örneğin, günümüzde iş dünyasındaki başarının en temel taşı olan kritik düşünebilme yeteneği, IQ testi tarafından ölçülememektedir. Emotional Intelligence (duygusal zeka) isimli bir test daha bulunmaktadır ki, IQ ile birlikte kullanıldığı zaman bir kişinin zekasını ölçmede doğruya daha yakın bir sonuç elde etmiş oluruz. Bahsedilen test daha çok kişinin duygusal olarak ne kadar güçlü olduğunu, kendi kendine ne kadar yetebildiğini veya sosyal açıdan ne kadar güçlü karakteristik özellikler sergilediğini ölçmeye yarar.
Peki temelde başarının kaynağı nedir? İşte kitapta öğreneceğimiz en önemli konu burada yatıyor. Ben cevabın sadece küçük bir kısmına değinmek istiyorum. Büyük başarılar, bu yolda gösterdiğimiz çalışmaların, ne kadar ihtiyaca yönelik olduğunda ve zamanın ne kadar etkin ve efektif kullanıldığında saklıdır. Bunun için, öncelikle esas ihtiyacımızın ne olduğunu ve en odak noktamızın neresi olması gerektiğini belirlemeliyiz. Bunu belirlerken de geçmiş deneyimlerimizi, mevcut koşulları, ihtiyaçlarımızın, isteklerimizin ve hedeflerimizin ne olduğunu, bunları gerçekleştirirken de neleri önceliklendirmemiz gerektiğini iyi analiz etmemiz gerekmektedir.
Bu cevap tabi ki tam anlamıyla yeterli değil, geniş ve daha etkin bir sonuca varmak için kitabı okumanızı tavsiye ederim. İlgiyle okuyacağınıza ve size çok şey katacağına inanıyorum.
Şimdiden keyifli okumalar:)

