KODA Kastamonu

Ali Kurmuş (VKV Koç Lisesi 10. sınıf öğrencisi, KODA saha gönüllüsü)
7–8 Nisan Kastamonu, Atlantis Atölyesi İzlenimleri

5–6 Mart’taki Kastamonu Kuyruklu Yıldız atölyesi

Hayatımda ilk defa blog yazısı yazıyorum. Lütfen bu yazıyı aşağıya bir eleştiri yorumu yazma amacıyla okumayın. Sadede gelmek gerekirse, başlıktan da anlayacağınız üzere bu yazı Kastamonu ekibinin ikinci yolculuğu üzerine. Ekibimizde bu sefer Selim Bey ve Bilge Hanım da vardı. Onların da devamlılığını diliyoruz.

Aç kalmak dışında neredeyse sorunsuz geçen bir “Kuyruklu Yıldız” atölyesinden sonra, 33 gün heyecanla geri dönmeyi bekledik. “Atlantis” atölyesini yapmak için bir sürü planımız vardı. Çocukları dışarı çıkarıp atölyeyi ılık ve güneşli bir bahar havasında yapmak bunlardan sadece biriydi. Ayrıca bu sefer gittiğimiz araç altı kişilikti. Herkes rahat rahat, yayıla yayıla otursa bile arabaya sığıyorduk. Atölye sorumlumuz Hande, aç kalmamamız için gerekli her şeyi getirmişti. Eklemezsem olmaz; atölye sorumlularının ağır işine bir görev daha eklendi — bence çok önemli — o da ekibi doyurmak. Kısacası hiçbir şey ters gidemez diye düşünüyorduk. Tabi ki yanıldık, yanılmasak böyle bir giriş yapar mıydım sizce?

Cide’ye bağlı Çilekçe köyüne (Atölyeyi yapacağımız köy) sekiz saatlik uzun bir yolculuktan sonra yaklaştık. Yaklaştık ama varmadık. Önümüzde toprak yollardan çıkmamız gereken bir yokuş vardı. O yola girdiğimizde kar yağmaya başladı. Nisan’ın ortası olduğu için beklenmedik bir durumdu tabii bu. Lapa lapa yağan karı seyrederek köyümüze doğru (yavaş yavaş da olsa) ilerliyorduk.

Büyükmutlu Köyü’nden geçerken karda yürüyen bir çocuk gördük. 12 yaşında gösteriyordu. Arabaya aldık. Mine abla otuz saniye içinde çocuğu atölyemize katılmaya ikna etti. Babaannesinin izniyle çocuğu atölyeye katılması için yanımıza aldık. “Arabayla 20 dakika uzakta bir köye, geri dönüp yeni katılımcımızı bırakmak çok zor olmaz nasıl olsa.” Yol hakkında tecrübesiz ekibin düşüncesi tam olarak buydu. Şoförümüz bu kadar kolay olmayacağını anlasa da bizi kırmamak için kararı onayladı. Hata biiiiir. Yeni katılımcımızın adı Akın ve yaşı 16 çıktı. Akın sonunda atölyeye katılmak yerine benim kırık kolla yapamadığım taşıma işlerinde yardımcı oldu.

Atölyemizin konusu “su altında yaşam” olunca, hepimiz birer su altı canlısı olduk ve mavi denizimizde “yaratıcı dans” etkinliği yaptık.

Bir saat geç kalmamıza rağmen okula vardığımızda sadece üç öğrenci vardı. O an o çocukların okula gelmek için çok uzun mesafeler yürümeleri gerektiği gerçeğiyle yüzleştik. Öğretmen ve şoförümüz yoldaki çocukları arabayla topladıktan sonra (saat 4 gibi) atölyeye başladık. Atölyede etkinlikler planlandığı gibi gitti, çocuklar mutluydular. Okulda elektrik bile vardı. Elektrik olduğunu görünce izletilmesi gereken videoları projeksiyonda izletmeyi önerdim. Hata ikiiiii. Projeksiyon çocukların dikkatini dağıttı. Ayrıca projeksiyonu doğru bir şekilde kuramadım. Onu düzgün kurana kadar çok zaman geçti. Projeksiyonu kurmak, videoları aktarmak gibi işlerle uğraşırken zaman tutmayı unuttum bu yüzden atölye çok geç bitti. Saat 20:29.

Yeniköy kahvesinde çay içerken

Atölyeyi kısaca değerlendirdikten sonra bütün ekip gerçeklerle baş başa kaldı. Geceliğin, yolların çamura battığı ve hiçbir yere yakın olmayan Çilekçe köyünden gece kalacağımız yere gitmek gerekliydi. Bir de üstüne ters yolda bırakmamız gereken Akın vardı. Akın’ı (fotoğrafta sarı montlu) da yanımıza alarak yola çıktık. Herkes dua etsin diye bir ses geldi ve otuz saniye sonra durduk. Korktuğumuz başımıza gelmişti. Çamura saplandık. Arabadan inip alternatif çözüm yolları denedik ama o yokuşu araba çıkamıyordu. Traktörden başka çare yoktu. Traktör de bulamazdık. Ben sakin kalamadım. Bütün karizmam gitti. Selim Abi, Mine Abla, Bilge Abla, Aslı Abla ve Hande Ablayı sakin kaldıkları için tebrik ediyorum. Neyse, en yakın köye gideriz diye düşündük. Bu saydığım isimler halen pozitif. Çilekçe yakınlarında biraz daha büyük bir köy olan Yeniköy’e geldik. Durumu anlattık, yardım istedik. Para isterler diye düşündük. İstemediler. Bize çay ikram ettiler. Çay harika ya. Milletimizi birleştiren unsur. Bize yardım eden ve çay ısmarlayan Recep Muhtar’a teşekkür ediyoruz.

Kahve’de çay içmeden önce de bir fotoğraf aldık.
Ekibi doyurma görevini yerine getiren atölye sorumlumuz Hande’ye tekrar teşekkürler. Bu arada saat 1:00

Kalacağımız yere 23:30 gibi ulaştık. Atölye sorumlumuz Hande inanılmaz bir menemen hazırladı. Ondan sonrasını hatırlamıyorum. Maceranın yorgunluğuyla hemen uyuyakaldım.

İkinci gün yine umutlar büyük. Bir kıraathanede çayla poğaça yiyerek harika bir kahvaltı yaptık. Tekrarlıyorum. Milletimizi çay birleştiriyor. İkinci atölyemiz Üçağıl köyünde. Sadece beş çocuk katıldı. Katılımın azlığı üzse de yine çok verimli bir atölye geçirdik. Öğretmen görüşmesi sırasında Doğan Bey’in eşi Zuhal Hanım bize bir ziyafet hazırladı. O ziyafetten sonra bol virajlı dokuz saatlik yolumuza koyulduk. Yolda araba tutmasına iyi gelen bir yöntem keşfettik: Tepe penceresini açıp kafamızı dışarı çıkarmak. İnsanı enerjiye boğuyor ve bütün dertleri unutturuyor.

Mine Abla hiç yorgun değilmişçesine gülümserken

Bu Kastamonu seferi sonunda ekipçe daha da yakınlaştık ve önemli dersler aldık. Asla başka bir köyden çocuk alıp atölyeye katma, projeksiyonu kuramıyorsan kullanma, çay her şeyin kurtarıcısıdır, çamurlu yola dört çeker araba lazım ve son olarak rüzgar insanı ayıltır.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.