Orhan Beşikçi’nin gözünden Basmane’de Sefarad izleri: Kortejolar

Orhan Beşikçi

Basmane’deki kültür kalıntıları, Yahudilerin İzmir’deki varlığını Roma dönemine dayandırıyor. Yine de İzmir ve Yahudilik deyince akla ilk önce, Sefaradlar geliyor. İzmir’le özdeşleşmiş tarihî Asansör gibi Basmane de kalan birkaç Kortejoyla Sefarad kültürüne ışık tutuyor. Çok kültürlü kentin varlığını korumak ve örneklerini çoğaltmak için İzmir’deki kültür varlıklarının izini süren Araştırmacı-Yazar Orhan Beşikçi’yle, göçle yurtsuz bırakılan Sefaradların yarattığı mekânları konuşuyoruz

Yahudilerin İzmir tarihinden bahsederken sıkça, İspanya engizisyonunun 1492’de çıkardığı şartlı sürgün kararını anıyorum; ama Yahudilerin bu topraklardaki hikâyesi bu tarihin öncesine dayanıyor: Beşikçi, Basmane Oteller Sokağı’nda yapılan bir arkeolojik kazıda çıkartılan yağ kandilinden söz ediyor. Üzerinde Davud Yıldızı bulunan pişmiş topraktan yapılma kandil, yaklaşık bin beş yüz yıllık geçmişiyle İzmir’deki Yahudi kültürünün Sefarad öncesi döneme dayandığını kanıtlar nitelikte. Hıristiyanlığı seçmedikleri için göçe zorlanan Sefaradlara ev sahipliği yapan Kortejolarsa on beş ve on sekizinci yüzyıllar arasındaki vakıf belgelerinde bulunabiliyor.

Beşikçi, İzmir’i, iki bin dört yüz yıldan beri yaşayan Helen, Roma, Bizans, Beylik ve Osmanlı kültürlerinin taşıyıcısı olarak tanımlıyor. Yeterli kültür envanteri bulunmayan şehirde çok kültürlülüğün simgesi olan pek çok mekân onun deyişiyle ya kullanılamıyor ya da unutulmuş durumda. Sonsino Sinagogu, bu yapılardan biri. 2015’in Eylül ayında çöplerin içerisinden çıkartılan sinagog hâlâ onarılmayı bekliyor. Beşikçi durumu şöyle açıklıyor: “Yahudi cemaati, değerlerine sahip çıkamadıklarının farkında; ancak çok kültürlülüğü sürdürmek adına, ilgili kurumların ve İzmirlilerin bu kültürü yaşatması gerekiyor.”

Yahudilerden bahsederken Basmane’deki sinagog, hamam ve mikvelerden konuşmadan edemiyoruz. Güzelyurt Mahallesi, dokuz sinagogla tek başına Yahudi kültürünü temsil ediyor. Şalom, Bet Hillel, La Sinyora, Algazi, Portekiz gibi sinagogların bulunduğu mahalle, eskiden Kortejo olan Manisa-Akhisar Oteli’ne komşuluk ediyor. Beşikçi, Musevilikte mikve adıyla bilinen arınma havuzlarının da amaçları doğrultusunda kullanılmadığını belirtiyor: “Mikvelerden bazıları kapatılmış bazılarıysa havuz olarak kullanılıyor.”

Algazi (Algaze) Sinagogu’nun bulunduğu Güzelyurt Mahallesi

Ladino (Yahudi İspanyolcası) dilinde avlu anlamına gelen Kortejoların hanlara benzerliği ilk bakışta dikkat çekiyor. Beşikçi bu benzerliği mimarinin daha çok insanı barındırmak için düzenlenmiş olabileceğine bağlıyor. Bir ana kapıdan girilen, genellikle iki katlı bu yapılarda acıyı da sevinci de birlikte karşılamış Sefaradlar. Ortak kelimesinin henüz içinin boşaltılmadığı zamanların yolu, Kortejolardan geçmiş anlaşılan. Mutfağın, tuvaletin, çeşmenin-tulumbanın paylaşıldığı; akşamları avlusundan Sefarad ezgilerinin yükseldiği İzmir zamanları… Tabii, o zamanlar Sefarad şarkılarını mırıldananlar bugün hayatta değil. Ancak, neredeyse beş yüz yıllık kültür kolay silinmiyor. Los Pasharos Sefaradis ve Janet & Jak Esim, Sefarad kültürünü şarkılarla yaşatmaya devam ediyor.

Kendi içlerinde paylaşmaya önem veren Sefaradlar, Beşikçi’nin dediğine göre oldukça kapalı bir hayat sürdürmüşler. Dışarıya açılan penceresi olmayan, kapıları tek bir avluya bakan Kortejolar da bu fikri destekler şekilde. Fakat etkilenmemek, etkilememek mümkün değil. Beşikçi Kortejoların adının değiştiği ancak geleneğin sürdüğü görüşünde. 1948 yılında İsrail’in kurulmasıyla yoksul Yahudiler büyük oranda Türkiye’yi terk etmiş. Bundan böyle “aile evleri” olarak anılan Kortejolarda Türkiye’nin farklı yerlerinden İzmir’e gelen aileler yaşamaya başlamış.

Zamanla aile evleri’ne dönüşen Kortejo kelimesi, tabii buralarda yaşayan Sefaradlara özgü bir adlandırma. Beşikçi de sohbetimiz sırasında bundan bahsediyor: “İzmirliler bu yapıları daha çok Yavuthane ya da Yahudihane olarak bilir.” Kendisinin de Yavuthane dediğini; ancak özgün mimarînin korunamadığını söylüyor.

Kalan birkaç Kortejonun iş hanı ya da otel olarak kullanıldığını öğreniyorum. Cevahirci İş Hanı eski adıyla Paşayakov Kortejosu ya da bir sonraki adıyla Uzun Han Aile Evi’nin bir kısmı, Anafartalar Caddesi’nde, değişmeyen demir kapısıyla duruyor. Bu bölgede bulunan Kurtuluş (eski adıyla Çavez), Hurşidiye, Sakarya, Güzelyurt (Hahambaşı) mahalleleri de Beşikçi’nin söylediğine göre Yahudilerin eski yerleşim bölgelerinden. Sinagog ve Kortejolar öylece duruyor; eski Yahudi mahallelerinde yaşayan tek bir Yahudi bulunmuyor. İbadetlerini yerine getirebilmek için gerekli sayıyı ancak tamamlayabilen Kemeraltı’ndaki Musevi esnaf, Beşikçi’nin dediğine göre tüm havraları dolduracak sayıya ulaşamadıkları için her hafta başka sinagogda ibadet ediyor.

Paşayakov Kortejosu adıyla bilinen mekân, burada yaşayanların İsrail’e göç etmesiyle Roman ve Batı Anadolulu işçilerin ortak yaşam alanı olmuş. Bugün ise Cevahirci İş Hanı olarak esnafa hizmet veriyor.

Sohbetimiz sırasında Kortejoların sahiplerine de değiniyoruz. “Yaşayanlar Yahudi; ama sahipleri Yahudi olmak zorunda değildi” diyor Beşikçi. Manisa-Akhisar Oteli de bunlardan biri. İzmirli Salih Zorer’in kurduğu otel Ahmet Kemal Acar’a, sonrasında da Salih Acar’ın işletmeciliğine geçmiş. Geniş avlulu, bu Kortejoda Sefaradlar uzun yıllar yaşamış.

Manisa Akhisar Oteli- Yaklaşık beş asırdır hizmet veriyor. Bir kısmı yenilenmiş olsa da sahibi Salih Acar, yenilemelerin orijinal mimariye uygun yapıldığını bu nedenle yapının hâlâ Kortejoları temsil edebildiğini düşünüyor.

Beşikçi’den öğrendiğim kadarıyla sosyal işlevlerinin yanı sıra dini etkilerle kurulan Kortejolar da var: Şonsol Sinagogu’nun alt katına yapılan Kortejo, on iki odasıyla Yahudilere ev olmuş, Yahudiler göç ettikten sonra sessizliğe bürünmüş.

Yahudiler aynı avluda hayatı paylaşırken yanı başlarında da çok kültürlü bir kent uzanıyor. Üç semavi dinin iç içe yaşadığı toprakta Hıristiyan cemaatinin kiliselerine diğer dini mekânlara oranla rastlamak pek mümkün değil. 1688 Temmuz’unda yaşanan depremin ve 1922 Yangını’nın hafızayı büyük oranda sildiği İzmir’de günümüze kadar gelebilen Helenistik yapılar, bir elin parmaklarını geçmiyor. Ancak kendi içinde çok kültürlü mekân müjdesi veren mahalleler de yok değil. Sakarya Mahallesi; Aya Yani Kilisesi, Sonsino Sinagogu ve Asmalı Mescit haricinde Etiler Mahallesi de Aya Vukla Kilisesi, Şonsol Sinagogu ile Çorakkapı Camii, Kumrulu Mescit ve Abdullah Efendi Camii’ni bir arada tutuyor. Beşikçi, Antakya’daki Çan, Ezan, Hazzan kültürünün İzmir’de de var olduğunu ve örneklerinin çoğaltılması gerektiğini söylüyor.

İzmir tarihinde yaşanan yangın ve depremlerin, kültür varlıklarına verdiği büyük zararlara değiniyor; ancak şimdilerde, hafıza kaybına kentsel dönüşüm projeleri neden oluyor. Çok katlı yapıların buraya yakışmayacağını anlatan Beşikçi; bölgenin sit alanı olduğunu, buna rağmen dönüştürülmeye çalışılırsa kalıntıların zarar göreceğini söyleyerek Altınpark’ı örnek gösteriyor: Konak Belediyesi’nin 2000’li yılların başında projelendirdiği Arkeopark’ın kazılarında çıkartılan eserlere bakarak, bölgenin Roma dönemi öncesinin kalıntılarını barındırdığını yineliyor.

İspanya’dan kovulan yoksul Yahudilerin yaşadığı Kortejolar, Suriye Savaşı nedeniyle Türkiye’ye, buradan da Avrupa’ya göç eden mültecilere ev sahipliği yapmış. Kortejo benzeri oteller ise “kortejolaşmış.” Beşikçi, Manisa-Akhisar Oteli’nin yakınındaki Ahmet Otel örneğiyle göç ve yaşam alanı arasındaki bağı özetliyor. Suriyeli mültecilerin yerleşmesiyle Kortejo görünümüne bürünmüş yapı, aynı şekilde dört duvar arasında, ailelerin yaşamasına imkân sağlamış. Tabii, geçtiğimiz yıllara göre buradaki mülteci sayısı git gide azalmış. Otel artık az maliyete kalacak yer arayan İzmirlilerin ihtiyacını karşılıyor.

Göçle yeni yaşam alanlarının yaratılması hafızayı da müzik kutusu gibi kurmuş vaktinde. Suriyeli mülteciler, eskilerin Kortejolarına sığınınca tınılarını duyduk o zamanların. Şimdi, Yo Era Ninya[1] çalınıyor kulağıma; kim bilir, bundan kaç yıl sonra, hangi Suriye şarkısını dinleyeceğiz?


“Yo era ninya de kaza alta 
No savia de sufrir 
Por kaer kon ti berbante 
Me metites a servir”
[2]


“Zengin aile kızıyken
Acı nedir bilmedim
Kalbimi çalınca sen
Dünyaları görmedim
Beraber olmak için
Kendi kendimden geçtim”


Kent Gözlemcisi: Orhan Beşikçi

Beşikçi, eşi Ressam Gülay Bedriye Beşikçi’nin anneannesinden kalan evi yıkımdan kurtarmak için İstanbul’dan gelip yerleştiği İzmir’de yirmi bir yıldır yereli araştırıyor. Şimdilerde, İzmir ve tarih konulu etkinliklerin baş konuşmacılarından biri. Araştırmaları ve yazıları 2003’te İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce “Tarihe Saygı ve Yerel Koruma Ödülü”yle değerlendirilmiş. Heyemola Yayınları’ndan çıkan, İzmir’in kırk bir semtinin anlatıldığı “İzmirim” kitap dizisinde o da “Basmane” adlı kitaplarıyla yer alıyor. Ayrıca, İzmir’i konu edindiği farklı kitapları da var: “Basmane Günlüğü”, “İzmir’den Yadigâr” ve “Anafartalar Caddesi”.

Cumhuriyet Gazetesi, Akşam Gazetesi’nin Ege eki, İzmir İzmir Kent Kültürü ve Sanat Dergisi, İzmir Tarih ve Toplum Dergisi gibi çeşitli mecralarda, kent kültürüyle ilgili araştırma ve eleştiri yazıları yayımlanan Beşikçi, Ege Telgraf Gazetesi ve Kent Yaşam Haber Sitesi’nde yazmaya devam ediyor.


[1] İzak Levi’nin İzmir’de derlediği şarkı, Türkçe’ye “Küçük Bir Kızdım Ben” olarak çevrilmiş.

[2] Parça, Janet & Jak Esim’in “Judeo Espanyol Ezgiler” albümünde yer alıyor. Ladino ve Türkçe sözleri, albüm kapağında bu şekilde belirtilmiş.