Göçle Yazılan Hikâye: Oteller Sokağı

Ay boyunca süren eğlence Türkiye’nin dört bir yanından insanları İzmir’e çekerdi. Göç, basma atölyeleri kapanan Basmane’yi şehir isimleriyle anılan otellerle tanıştırdı. İzmir Enternasyonal Fuarı, kısmen taşındı, gazinolar unutuldu, tren seferleri arttı. Oteller Sokağı, yerinde sayacak değil

Oteller, günübirlik misafirlerin daimî ev sahipleri. Kimi misafirlikten geçmiş, yirmi yıldır kirasını ödediği evi biliyor buraları; kimi sattığı mendili-suyu bir günlüğüne bırakacağı emanetçi. Neredeyse tüm otellerin dış cepheleri pastel renklerle boyanmış. Onlar da geçen zamanı, dökülen boyanın altındaki camgöbeği rengiyle gösteriyor. Arada bir tarih turuna çıkanları farklı dillerde selamlıyor Basmane. Adını aldığı basma atölyeleri çoktan kapatılmış, adıyla birlikte anılan otelleriyle birbirinden farklı günleri karşılıyor.

Kemeraltı ve Kordon’daki pek çok otelin 1922 Yangını’nda yok olması, tarihi otel deyince akıllara Oteller Sokağı’nı getiriyor. Aslında 1296 numaralı sokağın halk arasındaki adı Oteller Sokağı. Buranın eski adı olan “Dibek Sokağı”nı ise neredeyse hatırlayan kalmamış. Sokağın adının değiştiği gibi burada bulunan oteller de dönüşüm halinde. Belediyenin ısrarlarıyla boyanmış yüzü hariç sahipleri, kâtipleri en çok da müşterileri değişiyor. Geceyi sokakta geçirmek istemeyen “günübirlikçiler”, civar ilçelerden Basmane’ye gelen “incik-boncukçular”, bekârlar, dilenciler, eşleriyle tartışan emekliler, gececi ya da gündüzcü -otel memuru- kâtipler, arada bir uğrayan işletme sahipleri bir de sabun kokulu temizlikçi kadınlar… Bu kalabalığa mülteciler de ekleniyor. Sokağı tanıyan kâtipler, Suriyeli mültecilerin iki yıl önce bu otellerde yaşadıklarını ama şimdi nerede olduklarını bilmediklerini söylüyor. Birkaç otel odasına yazılan Arapça yazılar ve sokaktaki Arapça levhalar mültecilerin hâlâ burada yaşadıklarını, yalnızca yoğunluğun azaldığını gösteriyor. Esnaf, mültecilerden bahsederken “Suriyeliler” diyor. Ancak Basmane; Afganistan, Irak ve Somali uyruklu mültecileri de barındırıyor.

(Konya, Denizli, Anadolu Oteli, 27 Mart 2017)

Mekânlar, zamanla değişiyor. Sokağın başındaki Yeni Sadık Bey Oteli bu durumun kısa hikâyecisi. İzmir Belediye Başkanlığı yapan Muammer Uşşaki ve kızı Latife Hanım’ın doğduğu, aynı zamanda Halit Ziya Uşaklıgil’in bir dönem yaşadığı yer burası. Uşaklıgil’in, İzmir Hikâyeleri’nde[1] Çorakkapı Konağı adıyla andığı otel, dedesi Hacı Ali Efendi’den yadigâr. Önünden geçerken Uşaklıgil’in hayalini kurduğu gibi, büyük ikramiyeyi kazanıp burayı eski hâline getiresi geliyor insanın. Bir zamanların Çorakkapı Konağı, şimdi amcası Uşakizade Sadık Bey’in adını taşıyor; buradaki otellerin Kemeraltı ve Kordon’daki emsallerinden farklı olduğunu kanıtlıyor. Kentin tanınmış ailelerinin yaptırdığı bu gibi konaklar, fuar ve garın getirdiği kalabalığa yetebilmek için 40’lı yıllarda otellere dönüştürülüyor.

Oteller Sokağı; Yeni Sadık Bey Oteli, İş Bankası ve Çorakkapı Camii’nin kesiştiği yerde başlıyor.

80’lerin ikinci yarısında büyük oranda Denizlililerin satın aldığı oteller, işletmelerin adlarını ve müşterilerini etkilemiş. Bölgenin göçle yakından ilgili olduğunu gösteren otel isimleri türemiş. İşletmecilerin ikinci ya da üçüncü kez otel olarak kullanıldığını söyledikleri mekânlar, asırlık izler taşıyor. Şehir ve bölge isimleri taşıyanlar, otel sahipleri hakkında ipucu verebiliyor. “Denizli” adını alan otellerin çoğunlukta olması, durumu açıklıyor.

Denizli-Hayat Oteli

Bedrettin Aydın, Denizli Hayat Oteli’nin vardiyalı kâtipliğini yapıyor.

Denizli, 86’dan beri İzmir’de yaşayan Serkan Eskitürk’ün memleketi. Otelin adının Denizli-Hayat olmasının yanı sıra resepsiyondaki horoz ve Pamukkale fotoğrafları da bu bağı açıklıyor. Babası Mehmet Ali Eskitürk’ün 84’te İzmir’e gelip bir yıl sonra aldığı otel, o zamandan bu yana aynı isimle biliniyor. Otelin şu anki işletmecisi ve mirasçısı Serkan Eskitürk, babası satın almadan önce de buranın otel olduğunu söylüyor: “Burası, biz aldığımızda ‘Yeni İstanbul’ adıyla hizmet veren bir oteldi. Sanırım 70’lerden 85’e kadar bu isimle çalıştırıldı. Sokaktaki birçok otel kadar tarihi olmasa da Yeni İstanbul’dan önce de otel olabilir.”

(Denizli-Hayat Oteli, 27 Mart 2017)

Asıl alanı Makine Mühendisliği olan Eskitürk, aile mesleğini sürdürenlerden. “Fuarın kalabalığı bizim lehimizeydi” deyip eski dolu otel zamanlarını özlüyor: “İzmir Fuarı eskiden otuz gündü. O zamanlar Oteller Sokağı’nda büyük hareketlilik olurdu. Tren ve otobüs yolcuları sayesinde 90’lı yılların ortalarına kadar çok iş yaptık. ‘Denizli’ adını gören hemşerilerimiz konaklamak için buraya gelirdi. Fuarı bırakalım İzmir’in köylerinden merkeze hastaneye gelenler dahi sokaktaki otellerde kalırdı. O zamanlar vesait azdı. Şimdi fuar bir haftaya düşürüldü, bir kısmı da Gaziemir’e taşındı. Hâliyle, Oteller Sokağı eski durumundan epey uzaklaştı.”

Babası Ali Eskitürk’ün 1985'te çalıştırmaya başladığı Denizli-Hayat Oteli’ni şu an Serkan Eskitürk işletiyor.

Eskiden fuarı ve gazinoları görmek, resmi işlerini halletmek isteyenlerin yerini artık çalışmaya gelenler ya da gidecek yeri olmayan bekârlar-emekliler almış: “Buranın kapısı herkese açıktır ama genelde yirmi beş yaş üstü müşteriler gelir. Seksen yaşında eşine, ailesine küsüp buraya gelen adamlar bilirim. Bunların yanında iki yıl öncesine kadar Suriyeliler otellere sığmıyordu. Manisa’dan Muğla’dan buraya göçen ile Suriye’den kaçan insan arasında fark var. Zaten Türkiye’yi bilen insan evini tutuyor, otel onun için birkaç günlük zaruret. Suriyeliler ev tutana ya da buradan gidene kadar otellerde kalmak zorunda. Kaç gün süreceği belirsiz. Tabii, şimdi otellerde pek Suriyeli kalmadı.”

(Denizli-Hayat Oteli, 27 Mart 2017)

“Boş yatak vardır”, “Aile için yerimiz vardır”, “Odalarımızda televizyon vardır” yazılı otel vitrini sabah akşam güneş alıyor. Şu ara eski müşterilerden kalma çok dilli duvarlar sıva-boya işleriyle meşgul. Gelenlerin adları, hikâyeleri kim bilir kaçıncı kez sarı boyanın altında kalıyor?

Otelin ikinci katındaki merdiven eski müşterilerden kalma izler taşıyor. Arapça yazılar Suriyeli mültecilerin burada kaldığını gösteriyor ancak artık otelde mülteci müşteri bulunmuyor.

Eskitürk de sokaktaki birkaç otel sahibi gibi belediyenin ısrarlarına kulak verip oteli tadilattan geçirenlerden biri. Hatta bundan biraz daha fazlasını yapıp belediyenin özel mülk olduğu için karışamadığı otelin iç kısmına da el atıyor. İş potansiyelini yükseltme vaatlerinin bir an önce yerine getirilmesini umuyor: “Basmane’nin turistlere ve yerli halka tanıtılacağı vaadini aldık. Fen İşleri’nden gelen dosyaya göre otelleri düzenlemeye koyulduk. Biz işletmeciler olarak elimizden geleni yaptığımız halde vaatler gerçekleşmedi. Bir yerleri suç bölgesi ilan etmekten de bir türlü vazgeçemedik. Alsancak’ta kapkaç varsa burada da var. Burası da İzmir’in bir parçası. Kente kazandırmadıktan, değerini vermedikten sonra buralar bizden sonra ne olacak?”

Denizli-Hayat Oteli’nden, hem Oteller Sokağı hem de Basmane Gar görülebiliyor.

Konya, Denizli, Anadolu Oteli

(Konya-Denizli-Anadolu Oteli, 18 Mart 2017)

Halis İlhan, otelin iki kâtibinden biri. Sık sık, işe başlayalı birkaç yıl olduğunu söylüyor. Erzurum’dan çıkıp İstanbul’a, oradan da İzmir’e geliyor. Kâtibinden, işletmecisinden, müşterisine Oteller Sokağı sanki göçle işliyor. Otelin işletmeciliğini Ahmet Arslantaş yapıyor. Arslantaş, lise öğretmenliği yaptığı için gündüzleri otele İlhan bakıyor. Şu anda Enka Otel’e ait olan otel, Arslantaş’ların yıllardır kiracılık yaptığı bir işletme. Aslında burası otel değil, pansiyon olarak geçiyor. Yine de tüm tabelaları “Otel” yazısıyla müşteri çekiyor. Resepsiyondaki, üst katı destekleyen demir ayaklar otelin yaşından haberdar. Sokağın en eski oteli olmasa da daha fazla dayanacak gücü yokmuş gibi görünüyor.

Halis İlhan bir yıldır Konya, Denizli, Anadolu Oteli’nin gündüz kâtipliğini yapıyor.

Demir ayakların desteklediği cephe şu an boş. İlhan, oteldeki odaların çoğunlukla tek kişilik olduğunu; yalnızca bu cephenin üç-beş kişilik ailelere açıldığını söylüyor. “Otelin durumu kötü olduğu için Suriyeliler hariç burada kalan olmadı” diyor. Kırık kapılar, camlar; patlak ampuller, yırtık yataklardan başka rutubet kokusu dahi görünür hale geliyor. Birkaç ismin yazıldığı kapı ve duvarlar Arapça yazılarla birlikte eskiyor: “Suriye savaşı çıktıktan sonra Basmane’ye gelen Suriyeli ailelerden buradan kalanlar oldu. Sonra durumunu biraz toparlayabilenler evlere çıktı. Kimisi Avrupa’ya geçti, kimisi kaçtıkları yere geri götürüldü.” Şimdi, mülteci ailelerden sonra boş kalan geniş odalar rutubetle karışık deterjan kokuyor. Diğer müşterilerin yıkanan çarşafları nemden fırsat bulunca burada kuruyor.

İlhan, otelin yaklaşık bir asırlık geçmişi olduğunu söylüyor. Sokaktaki birkaç otel gibi burada da filmler çekildiğini duymuş. Ancak hangileri olduğunu bilmiyor. Burada yeni olmasına rağmen İlhan sokağa yabancı değil. Diğer otel kâtiplerinden öğrendiği kadarıyla “Otelin ismi zamanında müşteri çekmiş” deyip anlatmaya başlıyor: “Eskiden Konya’dan, Denizli’den gelen insanlardan burada kalanlar olurmuş. Şimdi odaların çoğu boş duruyor. Birkaç odayı ancak dolduran müşteriler, çalışan bekârlar. Artık burada ne aile ne de kadın kalıyor.” İlhan, birkaç müşterinin isteğiyle öğle vakti onları uyandırıyor. “Genelde müşteriler sabah gider, gece uyumaya gelir” diyor. Dediği gibi gündüz otelde, rahatsız edilmek istemeyen birkaç müşteriyle İlhan’dan başka kimse bulunmuyor.

Sokağa bakan cepheden iki katlı yüksek tavanlı bir ev hissi verse de otel dar merdivenlerle çıkılan küçük odalardan oluşuyor. Birbirine bakan kapılar, damlayan musluk, tuvalet aynası buranın bir pansiyon olduğunu hatırlatıyor. İlhan’ın baktığı resepsiyon, sürekli açık olan televizyonun sesiyle doluyor. İkinci ya da üçüncü sınıf otellerin olmazsa olmazı soba, burada da yerini almış. Yalnızca, hava ısındığından artık yanmıyor. Yine de içerisi dışarısı kadar sıcak değil. Oda gösterme, uyandırma, müşteri bekleme işleri tamamlanınca İlhan ya Yeşil Palas Oteli’nin kâtibi ya da karşıdaki büfenin sahibiyle sohbete koyuluyor.

Otel sahipleri sokaktaki Suriyeli mültecilerin giderek azaldığını söylüyor. Buna rağmen Arapça yazılar varlığını sürdürüyor.

Denizli-Ege Oteli

Denizli-Ege Oteli, sokağın konaktan otele çevrilen mekânlarından biri.

Ali ve Hüseyin Kandemir kardeşler otelin şimdiki işletmecileri. Denizli-Hayat Oteli gibi onların da otelciliğe başladığı zaman 80’lere denk geliyor. Otelin tarihiyle ilgili bildikleri bu yıllardan önceye gitmiyor. Babaları Asım Kandemir’in 84’te Aydın-Kuyucaklı birinden aldığı otel, memleketlerinin adını taşıyor. O dönemde Almanya’da göçmen işçi olarak çalışan Ali Kandemir, otelin ilk zamanlarını kardeşinden dinliyor.

Oteller Sokağı’ndaki pek çok otel gibi Denizli-Ege Oteli de iki katlı bir konağa benziyor. Ancak bahçeye açılan diğer cephesi onu diğerlerinden ayırıyor. Bu haliyle kortejoları (Yahudihane) hatırlatan otel, Anafartalar Caddesi’ndeki Manisa-Akhisar Oteli gibi limon ağaçları ve daima teldeki çamaşırlarıyla günü geçiriyor.

Oteller Sokağı’ndaki pek çok otel gibi Denizli-Ege Oteli de tadilattan geçmiş. Ancak konak görüntüsünü koruyabilen birkaç otel arasında yer alıyor.

Bahçedeki küçük tüpün üzerindeki çaydanlık, sohbetin habercisi. Birer bardak çay alıp Okey oynamaya koyulunca işletmeci, müşteri ayrımı kalmıyor. Hüseyin Kandemir bahçedeki süs havuzunu, narenciye ağaçlarını gösterip “Kim bilir bunu kim yaptı, bunları kim ekti” diyor. Yüksek tavanlar, gıcırtılı ahşap korkuluk, alçı işlemeler bir asrı geride bırakmış. Kandemir kardeşler otelin daha ne kadar yol alacağını tahmin edemiyor.

Denizli-Ege, bekâr odalarına dönüşen Oteller Sokağı’nın hâlâ mülteci kadın ve çocuk barındıran tek tük otelleri arasında. Rehavetiyle nam salan İzmir’de zaman mülteciler için o kadar hızlı akıyor ki bugün rastladığınız birini birkaç gün sonra aynı yerde görmek şans. Ali Kandemir otelde kalan mültecilerle konuşmaya çalıştığını söylüyor: “Suriyelilerin Basmane’de yoğun olduğu zamanlar burada çok fazla mülteci vardı. Zamanla giden gitti, bize de öğrendiğimiz birkaç kelime kaldı.”

Otel, seks işçilerinin kaldığı tespit edilince bir kez uyarı almış. Ali ve Hüseyin kardeşlerin değinmediği kapatılma meselesi sokağın alışık olduğu hikâyelerden. Oteller Sokağı’nı bilen hemen herkes bu durumdan da haberdar. Otellerin ikinci uyarıda bir daha açılmamak üzere ruhsatının alınması işletmecileri kadar kâtipleri de şaşırtıyor. Diğer otellerde söze giren birkaç kâtip, otelleri kapatmanın belediyenin işine geldiğini söylüyor. Gelen müşterilerin tüm sokağa yetmediğini, kapatılan otellerin müşterilerinin işleri biraz olsun artırdığından bahsediyorlar.

Toros Oteli

Mustafa Çal, Toros Oteli’ni yaklaşık sekiz yıldır işletiyor. Ancak, dayısının vefatıyla kuzenlerine miras kalan otel hakkında bildikleri onlarca yıl eskiye dayanıyor.

Toros Oteli’nin sahibi Ali Kandemir ile Denizli-Ege Oteli’nin sahipleri amca çocukları. Yani Toros Oteli de Denizli’den İzmir’e göçen bir ailenin oteli. Yalnızca, diğerleri gibi Denizli adını taşımıyor. Şu an Oteli işleten Mustafa Çallı -Ali Kandemir’in yeğeni- büyüklerinden duyduğu kadarıyla anlatıyor: “Oteli 1970’te aldık. Bundan önce Toros adında bir otelimiz daha varmış. O yıkılınca bu otele onun adını verdik. Biz geldiğimizde de burası oteldi ama sonradan yapılan tadilatlar ve eklerle bu görünümü aldı.”

Genişçe bir bahçeye açılan odalar yeniden kortejoları anımsatıyor. Öyle ki buradaki bahçe Denizli-Ege’ninki gibi değil, tam bir avlu görüntüsü veriyor. Avluyu çevreleyen odalar, limon ağaçları ve sonradan yapılan bir süs havuzuna bakıyor. Ancak Toros, Manisa-Akhisar Oteli işletmecilerinin -Salih, Nejat Acar- yaptığı gibi orijinaline uygun bir düzenlemeden geçmemiş. Otelin tarihi kısmı bahçeye açılan kapıya kadar olan bölümü içine alıyor. İşletmeci Çallı, otelin eski kapısının Anafartalar Caddesi’ne açıldığını söylüyor. Aldıklarında “Bahçeli-İnan Otel” olarak bilinen mekânın bahçesi sonradan kısmen otele dönüştürülmüş. Böylece otel, Toros adıyla Oteller Sokağı’na açılıyor. Çallı, otelin ağa evlerinden biri olduğunu düşünüyor. Düzenlemeden önce hana benzediğini ve ailenin depo olarak kullandığını tahmin ettiği bir sığınaktan bahsediyor. Bir zamanlar kahvehane olarak işletilen depo şimdi otele gelen esnafın mallarını himaye ediyor. İhlas’ta memurluk yaptığı zamanlardan -otuz yıl önce- Çallı ile tanışan Halit Yıldırım ile İsmail Çal buranın kâtipliğini yapıyor. Otellerin tamamında erkekler kâtip ya da işletmeciyken kadınlar temizlikle uğraşıyor.

İsmail Çal, otelin gündüz kâtipliğini yapıyor. Ayten ise odaların temizliği ve çamaşır işleriyle ilgileniyor.

Çallı’nın “ayak basmanın yeri” olarak gördüğü Basmane, onun deyimiyle tekdüze günlere çıkıyor. Buradaki birkaç büfe ve otele adını veren fuar müşterileri toplayıp gitmiş, yenilerinin gelmesine de fırsat vermiyor. Oteller Sokağı’nın iş yapan günleri onun için de iki-üç yıl geride kalmış. İçinde durulamayacak odaların mültecilere değerinin çok üzerinde kiralandığını söylerken kendilerinin hiç mülteci kabul etmediklerini ekliyor.

Güneydoğu-Nur Oteli

Özbay ailesi otuz üç yıldır Güneydoğu-Nur Oteli’ni işletiyor. Daha önce işlettikleri “Güneydoğu Otel” ile Oteller Sokağı geçmişleri kırk yılı buluyor.

Şehmuz Özbay’ın 74’te Urfa Siverek’ten geldiği İzmir, onu Oteller Sokağı’yla karşılamış. Memlekette kulüp işleten Özbay şimdiki adıyla Pamukkale Oteli’ni beş-altı yıl Güneydoğu Otel olarak çalıştırmış. Bu Otelin yanındaki Nur Oteli’ni ise 84’te almış. Eski adını çıkartmadan Güneydoğu-Nur adını verdiği otel şimdi oğlu Ali Haydar Özbay’ın işletmeciliğinde. Malatyalı Halıcı İbrahim’den aldıkları mekân ufak tefek tadilatlar haricinde fazla değişime uğramamış.

Yirmi altı odalı kırk beş yataklı otel ailelere de açık. Özbay, bazen İzmir’e gelen Denizlili bir ailenin müdavimi olduğu odayı gösteriyor. Ayrıca işlerin eskisi gibi olmadığını, beş-altı odanın ancak dolduğunu da ekliyor. İşletmenin babasından kendisine geçtiği gibi kendi oğluna kalmasını istemiyor: “Belki bu yıl satarız burayı. Artık iş de yapmıyor.” Özbay aynı zamanda otele bir kapıyla bağlanan büfeyi de işletiyor. Esnafın arada bir gelip çay içtiği, sigara aldığı büfe bazen otelden kazandığının fazlasını getiriyor. Özbay, buranın 1958’de yapıldığını, diğerlerine göre yeni sayılabileceğini belirtiyor.

Mustafa Dinçer, Güneydoğu-Nur Oteli’nin vardiyalı kâtipliğini yapıyor.

Mustafa Dinçer otelin vardiyalı kâtiplerinden birisi. O da Afyon’dan buraya gelmiş. Tüm otel kâtipleri gibi işletmeciler olmadığı sırada otelle ilgileniyor. Oda göstermediği zamanlar, diğer kâtiplerin yaptığı gibi Oteller Sokağı’nı seyre dalıyor. Diğerleri arasında genç sayılacak yaşta olmasına rağmen, onlarla aynı dinginliği paylaşıyor. Her gün okuduğunu söylediği günlük gazetelerin arasında bir Edip Cansever şiiri[2] hayal ediyorum:

Kokular vardı ayrı ayrı, ben unutmuşum
 Hepsi şimdi bir otelin kokusu
 Kullanılmış çamaşırların ve bavulların kokusu
 ve telefonların ve kapısı açık helaların
 ve hasta soluklarının, tozlu yer halılarının
 Sabahlara kadar yanan ampullerin kızgın
 Birbirine karışmış, değişmeyen kokusu
 …

Özbay, oteldeki birkaç eşyanın otelin eski sahiplerinden ya da kendilerinin eski otelinden geldiğini söylüyor. Çevirmeli kırmızı telefonu, “Müdüriyet” imzalı panoları ve aile-müdavim fotoğraflarıyla Güneydoğu-Nur alışıldık otellere benziyor. Lakin onu diğerlerinden ayıran “süslü” parçaları da var. Şehmuz Özbay’ın takım elbiseli, fötr şapkalı fotoğrafları; gül desenleri işlenen tablo, kristal avize ve çiçekli yastık kılıflarıyla otel nostaljik bir hava yaratıyor. Babasının hâlâ böyle giyinmeye dikkat ettiğini söyleyen Özbay, “Artık işletmeciler, kâtipler bunlara önem vermiyor. Zaten önemseyecek kadar iş de çıkmıyor” diyor. Söylediği gibi Oteller Sokağı’nda Konya, Denizli, Anadolu Oteli’nin gündüz kâtibi Halis İlhan’dan başka takım elbise giyene rastlanmıyor. O da memuriyette geçen onca yılın ardından kravat takmaktan usanmış.

Otel, günübirlik gelenden on beş yılını burada geçirene kadar pek çok işçiyi-emekliyi barındırıyor. Özbay, “Uzun zamandır burada kalanlar oda ücretini ister haftalık ister aylık öder. Fuat abi, Mustafa on; Yılmaz abi on beş yıldır burada yaşıyor. Artık kimi emekli olmuş. Odalarından çıkıp pek kimseyle konuşmazlar” diyor.

İzmir Fuarı ve Basmane Garı’ndan söz açılınca Özbay Oteller Sokağı’nın en canlı dönemlerini yâd ediyor. “Fuarın açılmasını beklerdik” diye anlatmaya başlıyor: “Zamanında ünlüler, banka müdürleri, komiserler burada kalırdı ama bitti artık. Fuar, Basmane’den çıktı. Şimdi bir hafta süren eğlence fuara dahi benzemiyor. Bizim otel, sokağın sonlarında olduğundan Basmane’ye gelen insanlar buraya ulaşmadan bir otel buluyor. Gazinolar desem, zamanla unutuldu gitti. Şimdi biri buralara çalışmaya gelecek de burada kalacak diye bekliyoruz.”

Ali Haydar Özbay, otelin en güzel zamanlarını 90'larda yaşadığını söylüyor. Fuar zamanı birkaç kişinin kaldığı odalar şu an boş duruyor.

Suriye’de 2011’de başlayan savaştan laf açılıyor. 2015’in son ayına kadar buradaki pek çok otelin gelir kaynağı olarak gördüğü mülteciler Özbay’ı ikilemde bırakıyor: “Zamanında otel sahipleri Suriyelilerin durumunu lehlerine kullanıp, oda fiyatlarını değerinin çok üzerinden gösterdi. Yerli müşteriler otellerde kalamaz olmuştu. Sonra bazı mülteciler odalara zarar vermeye; duvarlara yazmaya, yatakları kesmeye başladı. Otel sahipleri fazladan kazandıkları paralarla anca tadilat masraflarını karşılayadursun. Şimdi yerli müşteri de elini ayağını çekti.”

Otel aynı zamanda Şifa Hastanesi’nin KHK ile kamuya geçmeden önce, satın almaya çalıştığı yerlerden biri. Özbay, fiyatta anlaşamadıkları için oteli satmadıklarını ancak artık farklı alıcılarla konuştuklarını söylüyor. Hastane Gülen Cemaati’yle ilişkili olduğu belirtilerek kamulaştırıldıktan sonra devlete kalan otellerin artık Oteller Sokağı’yla pek bağı bulunmuyor. Sokağa açılan kapılar kilitlendikten sonra hastaneye bakan cephelerinden giriş açılmış. Özbay, “Bina, Behçet Uz Hastanesi’ne katılacak diye bekliyoruz. Hiç olmazsa iş yapma ihtimalimiz artar” diyor.

Yıllanmış sorunun cevabı

Uşaklıgil’in ölümünden birkaç yıl önce ziyaret ettiği İzmir çocukluğunun izlerini silmiş, tanıdığı yollar İzmir Hikâyeleri’nde söz ettiği numaralı sokaklara dönüşmüş: “… sokakların isimlerini hatırlayamıyorum. İzmir Belediyesi’nin şehrin sokaklarından isimleri bir tarafa atarak onlara birer numara taktığına vâkıfım. Kim bilir o adlarını bulmak mümkün olmayan sokaklar şimdi nasıl numaralarla tanınıyor.” (55)

Basmane Garı, 1920'lerin ikinci yarısı (Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi) — Referandum öncesi Basmane, (21.03.2017)

Çorakkapı Konağı’nın Yeni Sadık Bey Oteli adını aldığı gibi sokak da bugün “1296. Sokak” adından ibaret. Zamanla değişen otelleri, bir şekilde yolu İzmir’e düşen insanlarıyla artık Oteller Sokağı olarak anılıyor. Malatya, Bitlis, Denizli, Konya… adı verilmiş oteller sokağın göçle olan bağını açıklıyor. Yıllar önce aile ve işçilerin kaldığı otel odaları bugün emekli, mülteci ve bekârların mecburi evleri. Müşterilerin geldikleri yerler değişse de Basmane’nin göç hikâyeleri tükenmiyor.


[1] Uşaklıgil, H. Z. (2005). Gerilere Doğru. İzmir Hikâyeleri, İstanbul: Özgür

[2] Cansever, Edip. (2016). Bir Otel Kâtibi. Ben Ruhi Bey Nasılım, İstanbul: Yapı Kredi Kültür Sanat