Uzun Han Aile Evi’nin Uzun Hikâyecisi: Alaattin Gürırmak

İki cümlesinde bir “uzun hikâye” sözü geçiyor. Nedeni malum: -İzmir- Agora’da, dört aile evinde çeyrek asır geçirmiş. Anlattıkları, anlatacakları çok. Yaşadığı aile evleri arasında bir tek evin adını hatırlıyor: Uzun Han Aile Evi. Dediğine göre; aile evleri genellikle sahiplerinin adlarıyla bilinirdi, kişiler unutulunca o isimler de silinip gitti

Alaattin Gürırmak- aile evi tanığı

Aile evlerinde yaşadığı yılların üzerinden yirmi altı yıl daha geçti. Hikâyelerse hâlâ onunla. Fotoğrafçı çıraklığı yaptığı, gece muhabirliğine başladığı ve gazeteci olmaya karar verdiği yıllar hep bu evlerin avlularındaydı. Şimdi, Sürekli Sarı Basın Kartı olan bir gazeteci ve aile evlerini anlatmaya devam ediyor: “Yazmak alışkanlık, ben körelmemek için yazıyorum. Bir şeyler değişiyor ya da yok oluyor, bunları belgelemek zorundayız.”

Aslen Kütahya Simavlı ama üç yaşında tanıştığı İzmir, ikinci memleketi sayılır. Anne ve babası mevsimlik tütün işçiliği yaptıkları süre boyunca aile evlerinde oturmuşlar. Gürırmak da önce Uzun Han Aile Evi’nde, sonra aynı sokaktaki farklı aile evlerinde yaşamış. Uzun Han Aile Evi’nin adını, son yaşadığı aile evinde geçen zamanını unutamıyor.

Alaaattin Gürırmak, ilk yerleştiği aile evinin -Uzun Han Aile Evi- önünde. Basmane, Anafartalar Caddesi’nde bulunan aile evi bugün Cevahirci İş Hanı adıyla kullanılıyor.

Kortejolar, İsrail’in kurulmasıyla göç eden Sefaradlardan sonra neredeyse boş kalmış. 1948 ve sonrasındaki birkaç yıl içinde yaklaşık on bin Sefarad Basmane bölgesini terk etmiş. Gürırmak, Sefaradlardan kalma kültürü farklı bir isimle yaşattıklarını söylüyor. Kaldığı üçüncü aile evinin sahibi Abbas amcayı anıyor: “Abbas amca o evi İsrail’e göç eden bir Yahudiden bin iki yüz liraya almış -şu an o ev Agora’daki müzenin içinde kaldı-. Sekiz yüz lirasını nakit, kalanını da taksitle ödemiş. Evin eski sahibi nakit parasıyla dişlerini altın yaptırmış. Göç ederken para taşımayı sakıncalı görmüş olacak, varınca altın dişlerini satıp arsa almayı düşünürmüş.”

Gürırmak’ın yaşadığı üçüncü aile evinin bulunduğu bölge, şu an Agora Müzesi içinde yer alıyor.

Sefaradların İspanya’dan sürüldükten sonra yaşadıkları Kortejolar, uzun süre Gürırmak gibi İzmir’e gelen mevsimlik işçilere ev olmuş. Kortejo adı, aile evine dönüşse de odalarda yaşayanlar yine aileler. Uzun Han Aile Evi-Gürırmak’ın ilk durağı-, Sefaradların yaşadıkları yıllar Paşayakov Kortejosu olarak bilinirmiş. Gürırmak’ın çocukluğundan hatırladığı demir kapı ve avludaki dut ağacı hâlâ orada.

Mekân artık Cevahirci İş Hanı adıyla hizmet veriyor. Tütün işçilerinin ellerini katran kokusundan arındırabilmek için kullandığı tulumba kaldırılıp ortak tuvaletlerin arkasından bir kapı daha açılmış. 70’lerin tek kapılı aile evi, değişmeye devam ediyor. Sefarad sonrası Roman ve Egeli işçilere ev olan odaları şimdi esnaf dolduruyor.

Gürırmak’ın yaşadığı ikinci aile evi de birçok emsali gibi artık kullanılamıyor.

Buradan sonra kaldığı -Hamam Sokağı’ndaki- aile evininse sonradan Sinagog olduğunu öğrenmiş. Elektriği, suyu olmayan bu aile evinde en fazla üç aile yaşayabiliyormuş.

Kortejolardaki Yahudiler, Hıristiyanlarla aralarındaki dini meseleler sebebiyle kapalı bir hayat sürdürmüşler. “Çıkmaz sokaktaki birkaç evden en az biri Kortejo’dur, ama kapıdan girmeden farkına varamazdınız” diyor Gürırmak. Dediği gibi, Uzun Han Aile Evi küçük demir kapısının ardında neredeyse kırk hanelik bir köyü saklıyor. Aile evlerinde yaşayanlar birbirlerini tanıdıklarından evin yabancısı ancak evin “çavuşu”nun ya da ailelerden birinin aracılığıyla bu evlere girebilirmiş. Kira toplayan, güvenliği sağlayan çavuş da bu sayede evde ücretsiz kalabilirmiş.

İki katlı, avlulu; mutfağı, tuvaleti, banyo ve çamaşırhanesi bir bu yapıların odaları da birbirlerinin aynı; fakat içerisinde yaşayanların hayatları bir o kadar farklı. Çocukluğunu geçirdiği, yaşadığı ilk aile evi bunun iyi bir örneği. Ortalama yirmi kişinin daimi kaldığı on dört odalı aile evinde Roman, Türk … bir arada yaşamışlar. Gürırmak bunu şöyle açıklıyor: “Hepimizin ortak yanı sınıfsal açıdan dışlanmış olmamızdı. Odalarda aileler yaşardı, ayrıca koca ev de kendi içinde bir aileydi. Romanlar avludaki eğlencelerimizde çalar, tarla işinden dönenler ellerini yıkayıp aynı sofraya oturmak için yemek yaparlardı. Biz bu yüzden düşman olamayız.”

Göç: zamanları birleştiren ortaklık… Sefaradlar sürgünle -İspanya’dan-, Suriyeli mülteciler de savaştan kaçıp farklı zamanlarda aynı evlere sığınmış. Gürırmak’ın yaşamıyla aile evlerinin öyküsünü de mevsimlik göçmenlik kesiştiriyor. Belli ki mekânsız bırakılmanın yarattığı mekânların ancak isimleri değişiyor.

Gürırmak, kortejolardan aile evlerine hatta bugüne bakıp mimariyi ve ilişkileri karşılaştırıyor. Onun deyişiyle tek odasına koca bir aileyi sığdıran aile evleri, site ve apartmanların ilk örneği. Durduğu yer itibarıyla site havuzunu, aile evi tulumbasına; güvenliği, çavuşa benzetiyor. Yine de sitedeki ailelerin birbirleriyle ve kendi içlerinde yaşadıkları iletişimsizliğe aile evlerinde rastlanmıyor. Aile evlerinde her kapının kilidi olduğundan ama kapıları kilitlemeye gerek duymadıklarından bahsediyor. En büyük farklılığın mimari olduğunda karar kılıyor. Ortak yaşam alanları bireysellik müjdesiyle ama yalnızlaştırarak giderek azalıyor: “Mutfak, banyo, tuvalet çoğu evde hâlâ ortak; ama şimdi aileler neredeyse aynı sofraya bile oturmuyor.”

Gürırmak, Uzun Han Aile Evi’nin karşısındaki 682 numaralı yapının da bir zamanlar aile evi olduğunu ancak şimdi orada hurdacı ve kağıt toplayıcıların yaşadığını söylüyor. -682 numaralı aile evinin tulumbası

Gürırmak aile evlerinin isimlerini tam olarak hatırlayamıyor ama yerlerini unutmuş değil. 940 Sk. No: 18, önceki üç aile evinde göçer durumda olan Gürırmak’ın sürekli mekânı. Suyunu Smyrna Çeşmesi’nden alan, şu anda Agora Müzesi’nin içinde kalan bu ev babasını kaybettiği, askere gittiği ve gazeteciliğe başladığı yıllar yaşadığı yer. On dört odalı ev; diğerlerinden biraz farklı: kaldığı aile evleri arasında sahibi kadın olan ve orada yaşayan, tek aile evi. 80’li yıllara kadar kent merkezinde hizmet veren birçok aile evi gibi bugün o da yıkık vaziyette.

Birkaç aile evi pansiyon olarak işlemeye devam etse de Gürırmak bu kültürün giderek yok olduğu görüşünde. Yine de aksinin mümkün olduğunu söylüyor. Konak Belediyesi’nin restore ettirerek kent kültürüne kazandırdığı Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü’nü -yereldeki adıyla Basmane Semt Evi- örnek göstererek aile evlerini temsil eden bir müze yapılması gerektiğinden söz ediyor. Böylece, en azından bugünkü İzmir kültürünün parçası olan aile evlerinin hikâyelerini yaşatabilmeyi düşünüyor.


“ân- Alaattin Gürırmak

Aile evlerinde yaşayanlar, mevsimlik tarım işçiliğiyle uğraşır, fabrikalar için üzüm, tütün ve incir toplarlardı. Tarlada iş erken başladığından aile evi de erken saatte boş kalırdı. Anne babalar çoğunlukla tütün işçiliği yapar; kızlarını tekstile, oğullarını da ayakkabı boyacılığına gönderirlerdi. Ben gazetecilik yapıyor, işe annemden iki saat geç gidiyordum.
Yaşadığım son aile evinde kadınlar çoğunluktaydı. Pek çoğunun eşi memleketlerindeydi. Çalışanlar işlerine gittikten sonra aile evinde çocuklar, yaşlılar bir de Hatice abla kalırdı. Sert bir kadındı (odabaşı-çavuş) Hatice abla. Evin faturalarını öder, kiralarını toplardı.
İşten dönen doğru tulumbanın yolunu tutar, katran kokusundan kurtulmaya çalışırdı. Tuvaletin, banyonun önünde kuyruk olurdu. Gündüz herkes işte olduğundan ancak akşam yemek yapabilirdik. Yardım almadan, paylaşmadan yemek yaptığımızı hatırlamam. Birinde yağ, tuz olmasın diğerine koşar; herkes yaptığı yemekten bir kap paylaştırır… Kandilin sönük ışığında; paylaşımla, dostlukla on sekiz koca yıl geçti.
Gürırmak, Uzun Han Aile Evi’nde yaşadığı odanın önünde duruyor.
Uzun Han Aile Evinde’yse, akşam eğlence demekti. Avludaki dut ağacının altında çalar, oynardık. Aile evinde yaşayan Romanlar bu işte iyiydi tabii. Günün yorgunluğunu sayelerinde atardık. O dut ağacının yaprakları gibi, orada yaşayanlar da savrulup gitti.
Cevahirci İş Hanı’nda- Gürırmak’ın Uzun Han Aile Evi’nde yaşadığı sokak

Alaattin Gürırmak kimdir?

Gürırmak, 1960'ta Kütahya Simav’da doğdu. 1972'de fotoğrafçılığa, 1984'te İzmir gazetelerinde foto muhabirliğe başladı. Sabah, Yeni Asır, Ege Telgraf, Bulvar, Günaydın, Bugün, gazetelerinde çalıştı. “Tarihte Simav”, “Simav’da Yaren Geleneği”, “Kestane Dağı”, “Simav’ın Anı Defteri” ve “Çavez’den Pagos’a İzmir” kitaplarını yazıp yayınladı. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Şeref Divanı üyesi olan Gürırmak, şu an Sürekli Sarı Basın Kartı sahibi, Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesi serbest çalışan bir gazeteci.