KALP OYUNLARI: Kalbim Savaşta mı Barışta mı?

KALP OYUNLARI: Kalbim Savaşta mı Barışta mı?

Yeni yazımız: Kalbim Savaşta mı Barışta mı? 
Bu soru aynı zamanda bir kavram ve bir yöntem. Öyle bir yöntem ki, kafa karışıklığına birebir ilaç. Kararsız kaldığımızda, “ya acaba şimdi doğru mu yapıyorum?” dediğimizde pusulamızdır. Her şeyi anında basitleştirir. Ayrıca ileriki yazılarımızda bir çok konuyu anlatırken hep önce “Niyetinize bakın. Kalbiniz savaşta mı yoksa barışta mı?” diye size soracağız :) Keyifli okumalar.

*******

KALP OYUNLARI: Kalbim Savaşta mı Yoksa Barışta mı?

Korktuğu şey başına geldi! Ne yapacaktı? Ne cevap verecekti şimdi? En sevmediği şeydi böyle arada kalmak.

Aslında canı hiç mi hiç istemiyordu. 
İçine sinmediğini çok iyi biliyordu da nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Asıl sorun da buydu ya zaten!

Az önce eline sürdüğü ojeyi yere düşürdü. Kahretsin, kapağı açık kalmış! Kafası kalmamıştı ki. Her yer kıpkırmızı ve yapış yapış oldu. “Bir bu eksikti şimdi!” diye tısladı. Ayağa kalktı, bir ileri bir geri yürümeye başladı. Yerdeki ojeyi mi silsin, ellerini mi kurutsun karar veremedi. “Allah kahretsin!” diye bağırdı bu sefer. Sinirleri iyice bozulmuştu. Ellerini başının arasına alıp, sinir krizinin eşiğinde dahi kurumayan ojelerini bozmamaya özen göstererek, sandalyeye tünedi. Cenin pozisyonunda, parmakları havada bir ileri bir geri sallanmaya başladı.

Çalan telefonun sesiyle irkildi. Bir anda ayağa fırladı.

Cevap vermesi gerekiyordu. Hayır demektense telefonunu açmamayı ve duymamış ayağına yatmayı yeğledi. Sonra vazgeçti. Bir şekilde yüzleşmesi gerekecekti en nihayetinde. Çok huzursuzdu.

Çatal çatal çıkan sesiyle “Alo” dedi ve o ana, çoğu zaman haklıyken haksız duruma geldiği, duygusallaştığı için mantığını yitirdiği, içini kemiren şeyi dışarı çıkarttığı o nefret edilesi ana düştü.

Sesi git gide incelmeye, tizleşmeye başladı. En korktuğu şey başına geliyordu. Kendini doğru düzgün ifade edememek zaten cabası, bir de “duygusal” damgasını yiyecekti şimdi!

Sesi titredi, mantıklı düşünemez oldu. Bir anda söylemekten en çok çekindiği şeyler bir bir dökülmeye başladılar. Ağzından çıkanları kendi kulağı duyduğunda irkildi.

****
Yukarıdaki hikayede kahramanımız tam bir “kalbim savaşta” durumunu yaşıyor. Kendisini yapmak istemediği bir şeyin içerisinde buluyor. O şeyin ne olduğu aslında önemli değil. Çünkü hepimiz her gün bir şekilde kendimizi bu durumun içerisinde bulmuyor muyuz? Asıl önemli olan ve bu yazının konusu kalbimizi nasıl barışa getireceğimiz.

Bazen en büyük savaşı kendimize açıyoruz. Ve savaşla da içimizde bir huzursuzluk ve beklenti olmasını kast ediyoruz.

Mesela, bir dostumuza yardım edip borç para verdiğimizde o parayla ne yaptığıyla ilgileniyorsak parayı kalbimiz savaşta vermişiz.
Yaptığımız şey her ne ise, sonucu bizim beklediğimiz gibi olmadığında tabiri caizce “gıcık” oluyorsak o zaman da kalbimiz savaşta başlamışız o işe demektir.
Beklediğimiz “ayıp yapmamak, iyi arkadaş olmak, iyi evlat olmak, beğenilmek” ise, yine kalbimiz savaşta demektir.

Kalbimizin barışta olması ise tam tersi. Bir şeyi beklentisiz bir şekilde, sırf içimizden öyle geldiği için, sonucundan bağımsız yapmaktır. Ne karar verirsek verelim, seçimimizle ve kendimizle; dolayısıyla konuyla ve muhatabıyla helalleşmek aslında. Önce kendimizle o konuda barış imzalayıp, ardından da konuyla ve karşı tarafla barışık olmak demek. Yani ya o deveyi gütmek ya da o diyardan gitmek demek; iki diyar arasında deli danalar gibi dolaşmamak demek :)

KÖTÜ HABER: Kendimize dürüst olmadığımızda, bir şeyi “ayıp olur” ya da “başıma şu/bu gelir.” gibi zorunlulukla yaptığımızda kalbimiz savaşta oluyor. Ve kalbimiz savaşta olmasına rağmen yaptığımız her şey, ileride daha büyük işler açıyor başımıza. Bir düşünün kaç kere ayıp olur diyip de içinize attığınız şeylerle kendinize ayıp ettiniz? Sonra içinizde bulgur gibi şişen o “ayıp”lar öfkeli bir bağırış ya da ağlamalı bir ses tonu olarak çıktı ileride?

İçimizdeki huzursuzluğa rağmen yaptığımız her şeyde kendimize ve karşımızdakine karşı dürüst olmamış oluyoruz.

İYİ HABER: Kalbimizi barışa getirdiğimizde seçeneklerimiz çoğalıyor. Deveyi gütme seçenekleri de çoğalıyor. Bizim için daha uygun olan diyarlar da çoğalıyor. Kalbinizi barışa getirmenin yolları çok basit!

PEKİ NE YAPACAĞIZ?

1- Önce kendinize dürüst olun. Kalbiniz savaştaysa bunu fark edin ve kabul edin. Bu bile kalbinizi barışa getirmeye yetecektir. Henüz karşı tarafla ya da konuyla barışamamış olabilirsiniz, sorun yok. Kendinizle barışık olmanın ilk adımını attınız, tebrikler!

2- Derin bir nefes alın. Bu her zaman işe yarar :) Kalbiniz savaştayken hiçbir konuşmayı yapmayın; hele önemli konuları asla! Yoksa sonuçlarından pişman olacağınız şeylerle kalbinizdeki savaş daha da büyür ve kendinizi baltalamış olursunuz.

3- Kendinizi seçenekleri olmayan bir “mağdur” gibi görmek yerine, olayın aslını görmeye çalışın. “Burada gerçekten ne oluyor?” sorusunu sorun. Ülkeyi, sistemi, karşınızdakini suçladığınızı fark ettiğinizde birinci adıma dönün :)

4- Olan biteni karşı tarafa aktarın. 
a- Elimde 4 tane büyük proje var. Bu projeyi de alırsam diğerlerini geciktirebilirim.
b- “Sana borç verebilmeyi çok isterdim ancak prensip gereği bir süre önce borç vermeme kararı aldım.”
c- “Hem çok yorgunum, hem de keyfim yok. Bu akşam gelemiyorum.”

5- Orta yolunu bulun ve karşı teklifle karşı tarafa kalbinizin barışta olduğunu ifade edin. 
a- “Öte yandan senin projene de katkı sağlamayı çok isterim. Hangi projeyi önceliklendirelim?
b- “Almayı istediğin ve benim de karşılayabileceğim bir şeyi sana hediye etmeyi çok isterim.”
c- “Bu hafta müsait olduğun başka gün hangisi. Hemen yeni gün belirleyelim ne dersin?”

Kalbimiz barışta harika bir hafta olsun!
İyi haftalar,
Ayşe Yazgan

31 Ocak 2017