KARŞINDAKİNE EMPATİ

Arabadan inerken yere anahtarını düşürünce suratını buruşturdu. Çamur olmuştu anahtarı. Hafif hafif yağmur da çiselemeye başlamıştı. Birazdan trafik de berbat olacaktı. Bugün ne kötü bir gün! Müdürü sabah kahvesi içelim demişti. “Starbucks’da sana bir kahve ısmarlayayım. Ve bu Renan meselesini konuşalım.”

Kahve kokusuyla dolmuş dükkana girerken müdürünün gülümseyerek onu beklediğini gördü. Günsel’in bu sakinliğine bazen gıcık oluyordu ama bazen sırf sakinleşmek için onu aradığı da olurdu. Bugün karışık duygular içindeydi. Bu Renan konusunun benim için ne kadar önemli olduğunu bilmiyor mu sanki?

Günsel şansına iki tane geniş berjer koltuk bulmuştu. Hülya’nın kahvesini alıp önüne koydu. Günün kahvesi, sade… Hoş beşten sonra çok uzatmadan konuya girdi Günsel:

“Önce seni dinlemek istiyorum.”

Hülya “Renan’ın ne kadar zor bir insan olduğunu biliyorsun.” diye başladı olayları heyecanla izah etmeye. Ona ne kadar zorluk çıkardığını, herkesin Renan’ın ne menem birisi olduğunu bildiğini, herkesin ona hak verdiğini, detayları vererek anlattı.

Günsel ancak Hülya sözünü bitirdikten sonra konuştu:

“ Hülyacığım, bayağı dolmuşsun sen. Bunu görebiliyorum. Senin ihtiyaçlarını anlamak ve sana yardımcı olmak istiyorum. Öte yandan Renan’ın bölümüyle sürekli iş yapmak durumundasın. Ben bu ilişkiyi düzeltmenin bir yolunu bulmanda sana destek olabilirim. Ama bunun sorumluluğu sana ait, ben sadece yardım sunabilirim sana.”

Öyle dingin söylemişti ki bunları… Birbirlerinin gözlerinin içine baktılar bir süre, sessizce…

Konunun çözüleceğine dair bir ümitle doldu Hülya’nın içi. Belki de o kadar büyütülecek bir şey değildi.

“Ay nedense duygulandım ya, çok komik.” dedi gülerek. “Yaşlandıkça sulu göz mü oluyorum ne.”

***

Hayat bizi zorladığında tıpkı Hülya’nın Renan ile ilişkisinde olduğu gibi yargılarımız havada uçuşabilir. Renan’ın ihtiyaçlarını anlamak istemeyiz. “Ben haklıyım.” deriz. “O haksız.” Kendimize hem yandaşlar hem de sorunun Renan’da olduğuna dair kanıtlar toplarız.

Eğer kişisel gelişim konusunda eğitimli isek bu yargılarımıza güzel kılıflar da öreriz : “Benim adalet değerim var” deriz, “benim için hak ve adalet çok önemli bir değer.” Adaletin göreceli olduğunu sanki bilmezmişiz gibi davranırız.

Bazen de o kadar tetiklenmeyiz. Günsel gibi hem Hülya’ya hem de Renan’a empatik davranmayı başarabiliriz.

Kendimize ve karşımızdakine empatik yaklaşmak ne demektir?

1- Yargı ve yorumlardan arınmış bir şekilde her iki tarafın da ihtiyaçlarını anlamak

2- Bu ihtiyaçları karşılamak için yöntemler geliştirmek

3- Bu yöntemleri uygulamak başka insanlardan istekler içeriyorsa; bu istekleri ifade ederken de hem net olmak ve hem de şefkatle istemek

Neden empatik yaklaşım önemlidir?

Şikayet ederek, karşındakini yargılayarak kendi ihtiyaçlarını karşılayamazsın ki… Ancak ihtiyaçlarını karşıladığında hayatını büyütebilirsin… İşte de evde de bu böyledir. Üstelik örneğin kızgın olduğunda bedenin Renan’a ya da kendine ya da dünyaya kızgın olup olmadığını bilmez sadece kızgınlık reaksiyonu verir. Bu da sana hastalık olarak geri döner.

Ha, bir de insanları sevebilmek kendini sevebilmekle paraleldir. Ama çok spiritüel, çok psikolojik olur diye oralara girmiyorum;)

Peki, karşındakine empati vermeden önce ne yapmalısın:

1- Önce kendine empati verdiğinden emin ol.

2- İhtiyaçlarını pat diye bulamıyorsan yargılarını dillendirerek işe başla. Ama yargılarının yargı olduğunu bilerek. Onlara tarafsız bak ve yargılarını ihtiyaçlarını anlamak için birer kapı gibi kullan.

3- Duygularını adlandır. Duygular da ihtiyaçlara açılan kapılardır.

3- İhtiyaçlarını nasıl karşılayabileceğini araştır.

Karşındakine Empati:

1- Karşındaki ne hissediyor olabilir? (Dikkat: Ne düşünüyor değil, onlar da yargı olabilir çünkü) Örneğin kaygı, korku, daralmış, yalnız hissediyor olabilir mi?

2- Neye ihtiyaç duyuyor olabilir? Güvene, verimliliğe, bağlantıya?

3- Eğer zorlanıyorsan, koçundan, terapistinden veya bu konuda tarafsız olabileceğini düşündüğün bir arkadaşından destek istemeyi unutma :)

Empatik bir haftasonu dileğiyle,