YA ÜÇGENİN İÇİNDESİN YA DA DIŞINDA: DRAMA ÜÇGENİ

Masa bir gökdelenin yirmi sekizinci katındaydı. Hasan ise masanın başında. Yine mesaiye kalmıştı. Kravatını gevşetir gibi bir hareket yaptı. Oysa 1 milim bile kıpırdamadığını gayet iyi biliyordu. Orada olduğunu kendine hatırlatmak istercesine sıktı boğazını. “Halt ettim. Ne vardı sanki her projeye atlayacak?” Her kriz anında kahramanlık edip “ben yaparım” demese olmazdı sanki. Kimsenin işi kendisi gibi yapamadığını düşünüyor, sonra da her iş ona kalıyor diye şikayet ediyordu. “Sonunu düşünen kahraman olamaz. Peh! Sonunu düşünmezsen de böyle her mesaide boğazındaki kravatı sıkar durursun işte Hasan Bey. Kahramanmış. Sahte kahramansın sen. Tek başına kaldığında sürekli şikayet eden bir kahraman.”

Mağdur edebiyatına kendi yaptığında dahi hiç katlanamadığından, hemen silkindi. Kimsenin kendisine acımasına izin vermezdi, kendi kendisine acımak ise söz konusu dahi olamazdı. Acizliğinin yerini öfke aldı, tüm damarlarında dolaşan kırmızılık suratına hücum etti. Kravatı mı sıkıyordu boğazını, yoksa midesinden yukarı hızla çıkan öfke miydi nefes almasını zorlaştıran? Herkes işini doğru yapsaydı eğer — Hasan gibi — onun da bu işlere atlaması gerekmeyecekti bir kere. Peki ya yöneticisi? İşleri eşit paylaştırması gereken o değil miydi? Hasan’ın daha fazla çalıştığını nasıl fark etmezdi?

Saatine baktı, öfleyerek elindeki yeni işine geri döndü.

****

Yukarıdaki hikayedeki “sahte kahramanımız” Hasan Drama Üçgeni adı verilen “Kurban-Kurtarıcı-Cani” kısır döngüsündeki dramayı yaşıyor. Kurtarıcıya kahraman, kurbana mağdur, caniye de kötü adam ya da cellat da diyoruz.

Hasan bu işe kahramanca atlayarak girdi, mesaiye kaldığı anda kurban oldu, sonra da kendisini suçlayarak cani oldu. Başkalarını suçlayarak ise, yöneticisinin ve hatta sistemin hem kahramanı, hem kurbanı, hem de canisi haline geldiğini ve bu döngüyü devam ettirdiğini fark etmedi bile.

Hasan’ın kalbi savaşta ve bir beklentisi var; kahramanlık yaptığı için ödüllendirilmeyi ve bunun fark edilmesini bekliyor. Sonra da yöneticisinden ya da sistemden beklediği ödülü alamadığından, önce yorgun sonra da bezgin hissediyor. Çareyi de bu sefer başkalarını suçlayarak, cani durağına uğramakta buluyor. Yani çok kısa süre içerisinde üçgeni hızla dolaşıyor.

KÖTÜ HABER: Drama üçgeni günlük hayatımızın her alanında varlığını gösteriyor. Ayrıca tam bir kısır döngü. Sonu yok, bir bakmışsınız Kahraman olarak girdiğiniz üçgende bir anda Kurban olmuş, derken birden Cani köşesinde bulmuşsunuz kendinizi.

İYİ HABER: Üçgene alışkanlıklarımızdan dolayı otomatikman düşüyoruz. Bunu fark ettiğiniz anda bilinçli bir seçim yaparak çıkmayı seçebilirsiniz. Yani “Drama Üçgeni”nin kurbanı değilsiniz :) Kalbiniz barışta olduğunda otomatikman üçgenden de çıkmış oluyorsunuz. (Kalbim savaşta mı barışta mı yazımızı okumak için tıklayın: https://goo.gl/BkH2kU :)

PEKİ NE YAPACAĞIZ?

1- Öncelikle üçgene girdiğimizde bunu fark edeceğiz. Kalbiniz savaşta ise üçgendesiniz demektir. İçinizde bir huzursuzluk varsa, stresliyseniz, objektif düşünemez olduysanız yine üçgendesiniz demektir.

2- Fark ettiğimiz anda bir seçim şansımız doğuyor. Kendinize şu soruyu sorun: “Üçgenin içinde mi kalmak istiyorum yoksa çıkmaya cesaretim var mı? Hazır mıyım?”

3- Sadece gözlemleyin. Tek amacımız var: farkındalık kasımızı güçlendirmek ve otomatik tepkilerimizin yerine bilinçli seçimler koymak. Üçgende kalmayı da seçebilirsiniz, her şey mübah. Sadece bilinçli seçim yapın. Zorunluluktan üçgende kalmak yerine “hayatımın bu döneminde üçgende olmak işime yarıyor.” dediğimizde kalbimiz yine barışa geliyor ve seçimimizin sorumluluğunu almış oluyoruz. Ne üçgenin kurbanı olun, ne bu kavramı suçlayın, ne de sizi üçgene sokanları. Yargısız ve objektif bir şekilde veri toplamak üzere gözlemleyin.

4- Üçgene girdiğinizde kurbanın, kahramanın, cani’nin ne faydaları var fark edin: Mesela kurban rolü, Cani ve Kurtarıcı’dan bitap bir şekilde çıktığınızda dinlenmenizi ve sorumluluk almamanızı mı sağlıyor? Kurtarıcı rolünün havalı ismine ek olarak, sevilmek ya da “iyi arkadaş, çalışan, evlat” olmak gibi faydaları mı var? Cani rolünde kendini suçlamamanın dayanılmaz hafifliği ve o öfkenin verdiği güçlü enerji mi var?

5- Genellikle üçgene hangi rolden girdiğinizi ve diğerlerinde nasıl dolaştığınızı fark edin. “Ben üçgene girmiyorum” ya da “sadece kurtarıcı rolündeyim” diye bir şey yok. Hepimiz her an her dakika üçgene giriyoruz ve çıkıyoruz. Bazen birkaç saniyeliğine, bazen aylarca. Bazen farkında olarak, bazen olmadan. Unutmayın kabul etmediğiniz bir şeyle ilgili seçim şansınız olmaz, işe kabul ederek başlayın. Takılırsanız madde 1’e geri dönün.

Farkındalık kasınız güçlendiği anda artık üçgene düşmek değil, oradan çıkmak otomatik davranışınız haline gelecek inanın. Üçgenin dışında çok güzel bir hayat var hadi gelsenize!

Üçgenin içindeki ya da dışındaki farkındalıklarınızı bizimle de paylaşmayı unutmayın.

İyi hafta sonları,

Ayşe Yazgan

10 Şubat 2017

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.