Çevrimiçi video kurs satarak ev sahipleri gibi kirayla geçinmek

Digital nomad ( yani dijital göçebe) denilen kavram gün geçtikçe serpiliyor, büyüyor, güzelleşiyor. Manası kısaca, kira geliri gibi gelen pasif para ile ya da dönemlik dijital tasarım, yazılım, içerik üretimi, çeviri gibi işlerle geçinmek, bu sırada, sabah 9 akşam 6 çalışmasından kurtularak istediğin hayatı yaşamak. Bütün bunları Tayland’da bir adada, Şeyseller’de, ne bileyim Mauritius’ta gezerek, mekandan bağımsız bir şekilde yapmak…

Yani yalnızca balayı için düşünebildiğimiz cennetlerde, kur farklarından da yararlanarak krallar gibi yaşamak. Bunu kim istemez ki?

Maalesef çoğumuz babadan zengin değiliz, kirasını yiyebileceğimiz bir ev kalmadı kimseden, dolayısıyla sabah 9 akşam 6 işleriyle ne uzuyoruz ne kısalıyoruz. Cesur olanlarımız start-up kurmayı deniyor ya da sadece startupçılık oynuyor. Ama bir türlü, o istediğimiz mekandan bağımsız, gezgin, keyifli hayata erişemiyoruz.

Bunu düşünerek yaklaşık 2 sene evvel, ek gelir yaratmanın peşine düştüm. “Para biriktiririm, TL’den 4–5 kat değersiz baht ile Tayland’da 1–2 sene çalışmadan keyif içinde yaşarım eşimle birlikte” diye planlar yaptım. Yazılım akademilerinde Java/SQL/Android/Oracle dersleri verdim, sonra freelancer’dan ek işler aldım, codecanyon’da hazır kodlar sattım. Sürekli yeni şeyler denedim. Hepsinde sıkıntı, attığım taşın ürküttüğüm kuşa değmemesiydi. Gelecekteki güzel bir hayat için bugünü satıyordum, haftasonlarını, geceleri satıyordum… Mantıklı olabilir fakat sürdürülebilir değildi.

Sevdiğim, yaparken keyif alabileceğim bir işten kira geliri gibi para akmasını sağlamam gerekiyordu. Verdiğim yazılım derslerini videolar haline getirip satmayı deneme fikri o dönemlerde ortaya çıktı. Zaman içinde, aylık ortalama 1500 doları yakalayan bir gelir kapısı haline getirdim kurslarımı…

Şu an, sadece kursları hazırlarken yoğun ve tempolu çalışıyorum, sonrasında basit pazarlama faaliyetleri, öğrencilerin sorularına cevap verme (günde en fazla yarım saat sürüyor) gibi ek çabalarla aylık 1500 dolar ortalama tutturuyorum.

Bunu gören çok sayıda arkadaş benimle iletişime geçip, video kursların gerçekten para kazandırıp kazandırmadığını, hazırladıktan sonra nasıl satacağını, düzenli bir gelire dönüşmesi için neler yapması gerektiğini sordu. Şimdi çok kabaca bu soruları cevaplamak istiyorum.

1- Selam, Youtube’da her türlü bilgi zaten varken insanlar gerçekten de video kurslara para veriyorlar mı?

Veriyorlar. Aslında dediğiniz doğru, youtube’da en özel kavramdan en geniş bakışa kadar birçok bilgi hazır olarak bulunuyor. Mesela, Android ile GPS bilgisi okumak hakkında yüzlerce video var. Sunucu tarafında kullanıcı yönetiminin milyon tane farklı teknikle nasıl yapıldığını anlatan milyon tane video var.

Ne yok biliyor musunuz?

Bunlardan hangilerinin sektörde gerçekten kullanıldığını, farklı teknolojilerin nasıl bir araya getirildiğini, GPS bilgisi kullanılarak Strava gibi “bisiklet antrenman takibi” uygulamasın nasıl yapılacağını anlatan, ürüne dönüştürülebilir hazır bilgi yok.

Gerçeği bilmek ister misiniz? İnsanlar, son bahsettiğim şeyi istiyorlar.

İnsanlar, dünya üzerindeki tüm bilgilerin bir yerlerde var olmasını değil, bu bilgilerden damıtılmış, ürüne ve dolayısıyla maddi gelire çevrilebilecek bilgiyi istiyorlar. İşte siz o bilgiyi vererek para kazanacaksınız.

2- Selam Talha, senin verdiğin derslerin benzerleri zaten ücretsiz olarak internette var. Gerçekten nasıl satacaksın ki aynı şeyleri?

Türkçe’de “hayrına yapmak” diye bir söz vardır. İstediğimiz hizmeti alamamışsak, “sanki hayrına yapıyor” deriz. Eğer bir hizmet karşılığında para vermişsek, şikayetlerimizin dinlenmesini isteriz, bir muhattap ararız. Video kurslar için de durum aynıdır.

İnsanlar, Youtube’daki videoların bütün konuları anlatıp anlatmadığından, konuyu tamamen kapsayıp kapsamadığından, anlatımın bütünlüğünden, kursun güncelliğinden emin değiller.

Birçok videonun sonunda “bunu yakın zamanda başka bir video ile açıklamaya devam edeceğim” şeklinde sözler duymuşsunuzdur. Üzerinden 3 sene geçmiş hala ortalıkta bunu tamamlayan bir video yok.
Şikayet edebiliyor musunuz? Hayır. Çünkü para falan vermediniz ki. Videoyu hazırlayan kişi bunu hayrına yaptı. Siz de ortada kalıverdiniz.

İşte bu noktada, iyi tasarlanmış, maddi bir beklentisi olan kursların önemi ortaya çıkıyor. Siz artık hayrına bir şeyler anlatılan bir yabancı değil; memnun edilmesi gereken bir müşterisiniz.

İnsanlar işte bu güveni arıyorlar. Bu güveni telkin edecek bir servis sağlayıcı, bir eğitmen olmalısınız.

3- İkna oldum. Bir şeyler hazırlayacağım. Ne anlatayım?

En iyi bildiğin şeyi. Ben 6–7 senemi Java, Java EE, Oracle, Android yazılımları geliştirmeye ve öğretmeye adadım. En iyi anlatabileceklerim bunlardı. Sen 6–7 seneni neye verdin, ne anlatabilirsin, işte onu anlat.

4- Kursu hazırlayayım da, İngilizcem yok, Türkçe yapayım olur mu?

Hayır. Eğer video kurslarını sadece Türkiye pazarında kendini tanıtmak için kullanmayacaksan ve kurslarının direkt gelire dönüşmesini istiyorsan Türkçe hazırlama. Arapça, Almanca, Çince yap ama Türkçe yapma.

Türkiye pazarı henüz böyle bir girişime hazır değil. Nedeni bir sonraki soruda.

5- Torrent’ten indirirler ya kurslarımı, nasıl para kazanacağız bu şekilde?

Etrafımızdaki insanlar her şeyi torrent’ten indirdiği için ülkece bu kadar paranoyağız. Size yaşadıklarımı anlatayım:

Ben kurslarımı udemy.com’da satıyorum ve 30 günlük deneme süresince öğrenciler para iadesi isteyebiliyorlar. 2000'den fazla öğrenciden sadece 16 tanesi parasını geri istedi. Bunların 14'ü Türkiye’den... Zaten kurslarımı satın alan Türk sayısı 30 civarında…

Türklerin parayı geri isteme tarihleri, 29. gün idi. Yani sonuna kadar zorladılar. Sonuna kadar zorlamayanlar da ikinci günde bütün materyali indirdikten sonra para iadesi istemiş.

Yani, evet, Türk pazarı torrent’ten indirmeyi mantıklı buluyor ve bu kurslara para vermeyecektir, çünkü emeğe saygı kavramı henüz gelişmedi.

Ama uluslararası pazarda işler öyle yürümüyor. Blackhat forumlarda ve torrentte kurslar dolaşmasına rağmen kursu beğenen kişiler sonradan da olsa gelip kursu satın alıyor. İnanılmaz bir şey bu. İngiliz bir öğrencimden şöyle bir mesaj aldım zamanında:

“Selam Talha, kursunu torrent’ten indirip izlemiştim. Gerçekten faydasını gördüm ve bu yüzden buradan da satın almak istedim. Fakat koyduğun 70 dolarlık etiket benim için biraz pahalı. Yanlış anlama, buna değmeyeceğini söylemiyorum ama şimdilik bu kadar para veremeyeceğimi söylüyorum. Benim için bir kupon hazırlayabilir misin?”

Diyaloğumuzda 20 dolar verebileceğini söyledi ve 20 dolarlık bir kupon hazırlayıp ona gönderdim. Satın aldı. Emeğe saygı artı rep böyle bir şey işte.

6- Kurs hazırlamak zor mu?

Çok zor. Yapılacakların listesi şu:

1- Hintli, Rus aksanını biraz yumuşatmak. (Aksi takdirde İngiliz ve Amerikan pazarına girmek cidden zor oluyor) Aksanınızı cilalamak aylarınızı alacak.

2- En iyi anlatabileceğin konunun temellerine geri dönmek.

En iyi bildiğimiz şey, en iyi anlatabileceğimiz şey olmuyor kimi zaman. Bazı şeyleri beynimizden omuriliğimize devretmiş durumdayız ve refleks olarak yapıyoruz. İşte bu temelleri kendinize yeniden hatırlatmalı, neyi neden yaptığınızı tekrar sorgulamalısınız ki başkalarına da neden böyle yapmaları gerektiğini anlatabilesiniz. Bu da aylarınızı alacak.

3- Çok fazla tutorial izlemek.

İnsanların neyi nasıl anlattığına dikkat edin. Nasıl anlatıldığında dikkatiniz dağılıyor, nasıl anlatıldığında hakikaten hiçbir şey anlamıyorsunuz, buna dikkat edin, öğrendiklerinizi uygulayın. Bu da aylarınızı alacak.

4- Anlatacağınız konuyu öğrenirken nasıl sıkıntılar yaşadığınızı unutmayın, bunları göz önünde bulundurun.

Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ında (yanılmıyorsam), karakterimiz eşine araba kullanmayı öğretirken çok sinirleniyor, sonra vicdan azabı çekiyor. “İnsan, öğrenirken çektiği acıları ne kadar da çabuk unutuyor” diye hayıflanıyor.

Siz unutmayın. Öğrenirken çektiğiniz acıları öğrencilerinize çektirmemek kursunuzun değerini arttıracak.

5- Planlı, hedefe yönelik bir program oluşturun ve materyalleri hazırlayın.

Öğrencileriniz size bu yüzden geldiler. Nereden başlayacaklarını, nereye gideceklerini, öğrendiklerini nasıl kullanacaklarını bulamadılar. Kayboldular. Onlara yardım edin. Biliyorsunuz, kursunuz planlı programlı değilse zaten benzerleri Youtube’da mevcut.

Planlı belirledikten sonra ana hatları PowerPoint ( ya da KeyNote) sunumları olarak hazırlayın.

Özenin. Tasarıma, fontlara, yazım hatalarına, slaytların sıralarına, slayt geçişlerine özenin.

6- Videoları çekin.

İki kelime ile anlatınca ne kadar kolay oldu be. Halbuki video çekmek demek acı çekmek demek.

İnsanlar, kursu verenin yüz ifadelerini gördüklerinde kendilerini kursa daha çok verebiliyorlar. Karşılarında gerçek bir kişi olduğundan emin oluyorlar :)

Demek ki, kursta yüzünüzün görünmesi lazım. Sıkıntı burada ortaya çıkıyor. Anadiliniz İngilizce değil ve konuyu İngilizce anlatmalısınız. Fakat cümle kuramadığınız, takıldığınız anların çok fazla olmaması gerekiyor. Hatta hiç olmamalı. Mmmm, keeeem, küüüm dememelisiniz. Aksan yapıp ammmm deseniz bile kurtarmaz. Videolarda yüzünüz görüneceğinden, kafanıza göre kesip biçemezsiniz görüntüleri. Bütünlüğü korumak zorundasınız. Bu yüzden görüntüleri bir defada başarıyla çekmelisiniz. Aksi takdirde, sürekli kesilip biçilmiş bir görüntü ya da Mesut Yılmaz gibi bir anlatım öğrenciyi itecektir.

Bu duraksamalar, anadiliniz dışında bir şeyi anlatmanızdan dolayı değil de konuyu tam bilmemenizden kaynaklıymış gibi algılanır ve öğrencinin motivasyonunu kırar. Diğer bir deyişle müşterinizi mutsuz eder. Türkçe anlatayım: Para kaybettirir.

Bu da demek oluyor ki, herhangi bir videoyu çekmeden evvel prova yapmalısınız. Defalarca… Hiç takılmayana kadar. Eğer bu mümkün olmadıysa anlatacaklarınızı metin haline getirip oradan okumalısınız. Tabi “sınıfta slaytları okuyup geçen o hocalar”dan biri olmayın. Hangimiz onları severdik ki üniversitede? Bu yüzden, metin okuyorsanız dahi mimiklerinizi yapmaya, kameraya bakmaya devam etmelisiniz. Haber spikerlerinin kullandıkları gibi yazılımlar mevcut, bunları kullanabilirsiniz.

İkinci provanız da, çekeceğiniz ekran görüntülerinden evvelki provalar…

Benim gibi yazılım eğitimi verecekseniz, çekeceğiniz görüntülerde, “ay pardon ya böyle değildi, neden çalışmadı ki, dur bi de söyle deneyelim, valla eminim böyleydi ya, versiyon değişti ondan oldu herhalde” gibi abuk sabuk savunmalar ve düzeltmeler yapmamalısınız. Anlatacağınız her şeyi en baştan denemelisiniz.

Her video için.

Diyebilirim ki, 1 dakikalık bir videonun arkasında ortalama 10 dakikalık bir uğraş var. 2 saatlik bir kurs hazırlamak için 20 saatlik bir uğraş gerekecektir. ( Bundan önceki aylar süren hazırlığı hesaba katmadım. )

7- Montajları yapın, formatı değiştirin, çözünürlüğü kontrol edin, watermarkları koyun.

Çekim sonrası uğraşlarınız da bunlar olacak. Videolarınızı izlemeden asla ama asla yayınlamayın. Belki çok iyi anlattığınızı sandığınız kısımları çok kötü anlatmışsınızdır, belki bazı yerlerde konuyu sündürmüşsünüzdür, belki bazı yerlerde yazdığınız kod gözükmüyordur. Belki çözünürlüğü en baştan çok yanlış ayarlamışsınızdır. Hepsine dikkat edin. Hem mobilde hem bilgisayarda tam ekran olarak görüntülemeyen, yazıları okunmayan ya da seste eko olan bir video tüm emeğinizi çöpe atacaktır.

Videonuzu çekmek ve kesip biçmek için kaliteli bir kameraya, mikrofona, Camtasia Studio’ya, echoları düzeltmek ve sesi keskinleştirmek için AudaCity’e ihtiyacınız olacak. Hepsini tek tek kendiniz kontrol edeceksiniz.

En sonunda markanızın watermarklarını videoya ekleyin. Torrent’ten izleyenler bile bir şekilde sizi gelip bulabilsin.

8- Torrent kötü bir şey mi?

Değil. Bu sektörde şöyle bir deyiş var:

Eğer torrent’e düşmediysen, işini yeterince iyi yapmamışsın demektir.

Benim üç kursum da torrent’te güzel dolaşıyor. Mutlu oluyorum.

Anlatacak daha çok şeyim var. Takipte kalın. Görüşmek üzere.