Yakın zamanlarda kitaplarda öğrendiklerim 3 — İlk transatlantik veri kablosunun arkasındaki yalan dolanlar

Zweig öyle biyografiler yazıyor ki, evden işe, işten eve yaşayan beyaz yakalıların sıkıcı hayatlarını bile 3 roman çıkacak şekilde hikayeleştirebilir. Dolayısıyla yazdığı biyografileri okumaya bayılıyorum.

İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar”da da anlattığı hikayeler, gerçekten ilginç ve daha da çok ilgi çekmesi için biraz çarpıtılmış 12 hikaye ile Zweig’in biyografik hikaye yazma süper gücünün bir birleşimi…

Bu yazıda Avrupa-Amerika kıtası arasında döşenen ilk telgraf kablosundan ve Cyrus West Field yıldızının parladığı andan bahsedeceğim.

1- İlk transatlantik kablonun döşenmesi, borsa spekülasyonları ve yalanlar sayesinde gerçek olabildi.

Döşenen ilk kıtalararası kablo. Birleşik devletler ve İngiliz Amerikası tabirlerine de dikkat… Kablonun bir ucu çok yaratıcı bir isme sahip NewFoundLand(YeniBulunanYer — yakın zaman önce Kanada’ya bağlanmış), diğer ucu İrlanda.

Amerika ve Avrupa’yı bağlayan bu telgraf kablosu, insanın o zamana kadarki en büyük mühendislik denemesi. En büyük ikinci deneme nedir diye düşünürsek aklımıza çok bir şey gelmeyecektir. O yüzden ikinciden fersah fersah büyük bir proje olduğu aşikar.

Basitçe düşünürsek, mesafe 4300 km, km başına kablo ağırlığı 550 kilo… Bu kabloları taşıyacak gemi nereden bulunacak? Bulunamazsa bu gemi kaç kere git gel yapacak? Ağırlık taşınsa bile hacmi küçültmek için kablo nasıl sarılacak? Çok sarılırsa kablonun içinde kırıklar oluşmayacak mı? Tek bir kırık her şeyin bitmesi demek değil mi? Çünkü kırık kabloyu denizin altından çıkartıp tamir etmek imkansıza yakın bir ihtimal…

Gemilerden birinin içindeki telgraf kabloları…

Kablo boyunca akımı tekrar güçlendirmek lazım ama repeater teknolojisi henüz yok… Olsa da bu repeaterları besleyecek bir jeneratör teknolojisi yok.

Sinyal gürültüsünü engellemek, iletim tellerini basınçtan ve sudan korumak için yalıtım çok önemli olduğundan korkunç miktarda kauçuk harcamak gerekecek. Kauçuk bulmak ve işlemek de o dönemlerde gayet zor.

Dolayısıyla salim kafayla bakıldığında proje ölü doğmuş bir proje…

Cyrus West Field — Bir kahraman, bir yalancı

Bu noktada, bir Telgraf şirketi sahibi olan Cyrus West Field kişisinin ikna kabiliyeti, borsa spekülasyon gücü, inandırıcı yalanları, mühendislerle sağlıklı iletişimi devreye giriyor.

Aklıselim, olaydan biraz anlayan her insanın karşı çıkacağı bu projeyi fonlamanın tek yolu devletten destek almak… O zaman için Ar-ge desteği almanın yolu bugünküyle benzer… Devlet büyüklerinin gururunu okşa…

Bu yüzden, Field, Britanya Kraliçesi Victoria’ya “emirlerinizi Amerika’ya birkaç dakika içinde göndereceksiniz, hakimiyetiniz Amerika’da da hissedilecek” dediği zaman tüm devletin desteğini alacak, çok açık.

Bu yıkama yağlamadan sonra Field, ünlü savaş gemileri Niagara ve Agamemnon’un bu iş için tahsis edilmesini sağlamış.

Kablonun üretimi ve taşınması

Kablonun üretimi için kauçuk, bakır ve demir ham maddesinin çoğu kraliçe tarafından tahsis edilmiş. Yani resmen devlet seferber olmuş.

Kablolar gemilere yüklenmiş. Sürekli kıyı ile temas halinde kalarak iki büyük savaş gemisiyle yol alınmaya başlanmış. İrlanda’dan 2–3 km uzaklaşıldığında galvanometre tepki vermemeye başlamış çünkü akım değişimleri ölçülebilenin altında kalmış.

Repeater ile akım yükseltme teknolojisi olmadığından, “madem yolda akımı tazeleyemiyoruz, kıyıdan bi’ koyalım 3000 voltu, Amerika’ya kadar gidiversin” denerek İrlanda kıyısından çok yüksek gerilimler verilmiş kabloya. Tabi kablo yanıvermiş.

Kablonun yapısı

Voltajı arttırmanın çözüm olmadığını görünce daha hassas bir galvonometre kullanarak bir deneme daha yapılmış ve yine başarısız olunmuş.

İşçi hatası

Kablo 30 km kadar döşendikten sonra gemi çalışanlarının hatası yüzünden kablonun sarıldığı makara boşanmış ve tüm kablo suyun altını boylamış. Üretimi aylar alan kablonun öylece boşanıp gitmesi korkunç bir maddi kayıp ve hayal kırıklığını yaratmış.

Field bu kayıpları o kadar iyi yönetmiş, basını ve borsayı manipüle etmiş ki, telgraf şirketi sermaye arttırımına gittiğinde inanılmaz bir destek almış. Hisse değerleri çok fazla artmış.

Tabi, Field, mühendislik ekibinin başındaki Whitehouse’un mühendislik diplomasının olmadığını, bu kabloyla değil 4300km, 30 km bile iletişim sağlanamayacağını kimselere söylememiş.

Gizlenen gerçekler, yazdırılan haberler ve borsa spekülasyonları sayesinde elde edilen para ile kablo üretimi sıfırdan başlamış ve kısa sürede daha iyi yalıtımlı, 7 bakır kablodan oluşan bir kablo hazırlanmış.

Bu sefer, başka bir şirket tarafından Akdeniz ile Kızıldeniz arasında başarıyla döşenilen kablonun teknolojisi kullanılmış. Akdeniz-Kızıldeniz arasındaki bu kablo, teknoloji bakımından Field’ın çok işine yaradığı halde, transatlantik kablosunun “ilk kıtalarası kablo” olma şansını yok ettiği bu işin “mucizeviliğini” yok etmiş.

Field, kamuoyunun heyecanını canlı tutabilmek için, Kraliçe Victoria’dan gelecek ilk transatlantik mesajın halk önünde duyurulacağını söylemiş.

Ne var ki, kablo döşenirken, yarı yoldan itibaren sinyal kaybolmuş. Ama bir başarısızlık haberi daha kaldırılamayacağından döşeme işlemi devam etmiş.

Verilen sözü tutmak için Kraliçe Viktorya’nın verdiği mesaj kaydedilmiş ve daha yakın bir verici üzerinden imite edilerek halka duyurulmuş.

Yani, transatlantik kablo üzerinden gönderilen ilk mesaj, aslında olmayan, yalan bir telgraf olmuş.

Field, vurgunu yapıp yükselen hisselerini fahiş fiyatlardan elden çıkarmış. Kısa süre sonra yalan haber ortaya çıktığında korkunç bir nefret doğmuş Field’a karşı.

Transatlantik kablo değil de adeta bir titan zinciri inşa etmiş olan Field, 10 sene boyunca hiç ortalıkta gözükmeden bir kenarda beklemiş ve 10 sene sonunda cebinden karşılayarak döşeme işlemini tekrar başlatıyor.

Bu sefer kablo yalıtım teknolojileri, galvanometreler ve kablonun teknolojisi çok gelişmiş olduğu için önceki denemelerden çok daha kolay şekilde kablo döşeniyor ve haliyle o kadar muhteşem bir haber olarak görülmüyor. (Shazam’ın çok sıradan bir şey gibi hayatımıza girmesi gibi bence)

Bant genişliği takribi ne kadar mesela?

1856'da üretilen kabloda aktarım kesintisiz yapılamamış olsa da aktarım yapılabilen kısımdaki bant genişliği 10 dakikada 1 kelimeydi. 1866'daki kabloda ise dakikada 8 kelime idi.

Dakikada 8 kelime, dakikada yaklaşık 32 bit yani saniyede 0.5 bit demek. Günümüzde çok sıradan bir internet bağlantısının saniyede 30milyon bit taşıdığını düşünürsek epey düşük. Buna rağmen, bu telgraf hattının inanılmaz ekonomik bir güç yarattığı biliniyor.

Bu hikaye, bir önceki yazımda ilgimi çeken borsa-devlet-teknoloji yatırımı ilşkisinin çok güzel bir örneği… Onu da okumak isteyebilirsiniz.


Yazıyı beğendiyseniz kalbe tıklayarak daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Twitter’dan da takipte kalabilirsiniz.

Like what you read? Give Talha Ocakçı a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.