Dalgalı Sularda İnovasyon Gemisini Yürütmek

Ticari faaliyette bulunan her işletme, hizmet verdiği alan içinde (coğrafya, sektör, düzenleyici çerçeve, rekabet, ekosistem v.b.) yaşanan gelişmelerden doğrudan etkilenir ve doğal olarak bu alanda gerçekleşen olaylarda faaliyetinin sürekliliğini sağlamak, karlılığını korumak-artırmak, rekabetten farklılaşmak, müşteri memnuniyetini yüksek tutmak amacıyla hızla kararlar alır ve uygular.

Türkiye’nin de son dönemde içinde olduğu gibi ekonomik açıdan çalkantılı dönemlerde, müşterilerin geleceğe ilişkin güveninin düşmesi ve talep dalgalanmasının başlaması ile şirketler için doğal olarak kendini koruma içgüdüsü ön plana çıkar ve dümene daha sıkı sarılma ve güvenli liman arayışı başlar. Rotayı sabit tutmak, bir taraftan da fırtına geçene kadar minimumda zarar görmek için alternatif planlar üretilir, hayata geçirilir.

İçinde bulunduğumuz koşullara baktığımızda uç örneklerin yaşandığını, öngörülmeyen ekonomik rakam ve istatistiklerin telaffuz edildiğini, beklenmeyen koşulların masaya sürüldüğünü görmek mümkün. Büyük bir ihtimalle ticaret filomuzun büyük bir çoğunluğu böylesine karmaşık bir ekonomik fırtına beklemiyordu. Bu nedenle de kabuğumuza hızla çekilip, fırtına planlarını yeniden ele almamızı gerektiren bu durumları doğru değerlendirmek gerekir.

kısıtlı bir alanda fırtına devam ederken, diğer alanlarda günlük güneşlik bir hava olabilir. Photo by Mick Pollard on Unsplash

Mükemmel fırtınalar her zaman küresel ölçekte yaşanmayabiliyor. Küresel ısınmanın da etkisi ile mikro-klima dediğimiz hava koşullarını daha sık gözlemlemeye başladık. İstanbul’u ele alalım mesela — tabii ölçeği de göz önüne alarak — Avcılar’da tufan fırtına, sel baskınları gerçekleşirken Beşiktaş’ta parçalı bulutlu sakin bir hava ile karşılaşmamız mümkün. Akşam haberleri izlediğimizde acaba biz aynı şehirde mi yaşıyoruz dedirten manzaralar ile karşılaşıyoruz. Benzer şekilde dünyanın uzak bir köşesindeki ticari hayatımıza dokunan değişimler bizi kısa zamanda etkisi altına alabiliyor.

Buradan yola çıkarak şirketler ve içinde bulundukları koşullar için şu tespitleri yapmamız mümkün diye düşünüyorum;

  • “Kısıtlı alanda” büyük ölçekli etkiler doğuran mikro-tufanların arttığını gözlemliyoruz.
  • Daha da hızlı “küçülen” ticaret dünyası dünya genelide yaşanan gelişmelerden doğrudan ve hızla etkilenmemize neden oluyor.
  • Bu değişimlerle başa çıkabilmek için sadece şu ana ve içinde bulunduğumuz alana odaklanmak yeterli değil, daha geniş bir perspektifte havayı izlememiz ve buna göre gerekli hazırlıkları yapmamız gerekiyor.

Tespitlerimizi burada park edelim, şimdi de bu tip dalgalanmaların inovasyon-yeniliği arayış çalışmalarına olan etkisini ele alalım.

Karşılaştığımız örnekler ve gözlemlerimiz, değişken ve belirsizliğin arttığı sisli/ fırtınalı havalarda şirketlerin yenilik arayışı faaliyetlerini askıya aldığını ya da minimuma indirdiğini gösteriyor. Şirketler koşulların ideal olduğu zamanlarda yenlilikler için daha çok zaman ve bütçe ayırırken, koşullar kötüleşmeye başladığında yeniliğe ilişkin kaynaklar kısılıyor.

Bu davranışın daha önce de doğal bir tepki olduğunu ifade etmiştik. Bu refleksin avantajları olduğu gibi dezavantajları da mevcut. Bunları da aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.

  • Fırtına alanı içinde olmayan bölgelerde şirketler yollarına devam ediyor ve inovasyon çalışmalarını “kısıtlamadan” sürdürebiliyorlar; Fırtınadan çıktığımızda rekabetin bizi beklediğini hatırımızda tutmamız gerekiyor.
  • Fırtına sırasında dümene sarılmak ve “rotaya” odaklanmak bir taraftan riskleri düşürmemizi sağlıyor ancak fırsatları görmezden gelmemize de neden olabiliyor.
  • Yenilik çalışmaları toplam stratejimiz üzerine krema/ pudra şekeri olarak değerlendirildiği durumda tamamen duruyor.

Bu olumsuzlukları olumlu hale dönüştürmek, şirketimizin yönüne ve fırtınadan çıkmasına katkıda bulunacak çekilde yönetmek bizim elimizde. Bu çerçevede aşağıdaki adımları atmanın şirketler için ayırt edici rekabet avantajı yaratması ve şirket sürekliliğine destek vermesi adına önemli olduğunu düşünüyoruz.

  • Her fırtına büyük risklerin yanı sıra kendi içinde fırsatlar barındırır. Fırtına koşulları hedef pazar, müşteri ve rekabete farklı bakmamız için bir fırsattır. Bu dönemde yenilikçi fikirlere daha çok açık olmak, hızlı-deneme-yanılma metoduyla düşük bütçeli alternatif çözümleri değerlendirmek yenilik çalışmalarının sürekliliğini sağlamak ve stratejik fayda yaratmak için önem taşır.
  • Toplam stratejide bir değişiklik yapılacağı zaman yenilik stratejisinde de buna uygun düzenlemenin yapılması kritik bir hale geliyor. Fırtına bitip de güneş açtığında şirketin yelkenlerini dolduran rüzgarda inovasyon katkısı için bu eşleşmenin yapılmaması inovasyon çalışmalarının katkısının sınırlanmasına neden olabiliyor.
  • Güneşli havalarda yelkenlerimiz rüzgarla doluyken yapacağımız yatırımların bir kısmının ileriye dönük değişimleri düzenli olarak deneyimlemek için kullanılması süprizleri azaltıyor ve şirketlerin fırtınaya girmeden önce gerekli donanımları kazanmalarını ya da fırtınayı pas geçmelerini sağlayacak rota değişikliklerini önceden yapmalarını sağlayabiliyor.

Yenilik çalışmaları şirketler için statükodan kurtuluş ve yeni bir rotaya yelken açışın ötesinde, sürekli dinamizmi sağlayacak ve kasları canlı tutacak bir yapıda yürütülmeli. Aksi taktirde yenilikleri hayata geçirmek ve mevyelerini almak için beklemek için ödenen bedeller oldukça yüksek olacaktır. Şirketler iş alanlarındaki her noktada olası fırsatları değerlendirmek için çaba göstermeli, bunu bir lüksten öte günlük işin doğal bir parçası olarak konumlandırmalıdırlar. Bir cisim yaklaşırken hazırlık yapmazsak, cisim yanımıza geldiğinde her şey için geç olabilir :)

Like what you read? Give Ceren Önen a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.