Nisan Yağmuru

(Foto: Jan Haerer, Pixabay)

En sevdiğim kelimelerdendir ‘yağmur’.

Hem söylenişi hem de tarih boyunca yüklenegeldiği mânâlar bakımından, içimizi ısıtan, kalbimize işleyen kelimeler vardır, ev gibi, gönül gibi… Yağmur da onlardan biri.

Ve elbette yağmurun en güzeli Nisanda yağar.

Süryaniceden gelen ‘nisan’ ile Arapçadan gelen ‘insan’ arasında etimolojik bir akrabalık olup olmadığını bilmiyorum, lâkin Türkçemizdeki söylenişleri itibariyle birbirine çok yakın iki kelime. Aynı harflerden müteşekkil ve sadece küçücük bir takdim-tehir farkı var, o kadar. Bu da çok manidar çağrışımlara sebep oluyor zihnimizde.

Denir ki, Nisan yağmuru, balığın karnına düşerse inci, yılanın karnına düşerse zehir olur.

Güneş Koç burcuna girdiği vakit, istiridyeler deniz yüzeyine çıkar ve yağmur beklerlermiş kabuklarını açarak. İçlerine aldıkları Nisan yağmuru damlaları da, Güneş Yengeç burcuna girdiğinde inciye dönüşürmüş.

İnciye ve zehre dönüşebilen bir özü var Nisan yağmurunun.

İnsan gibi.

• • •

Ete düşerse et, ota düşerse ot bitirdiğine inanılan Nisan yağmurlarının ilkine, yani mevsimin ilk Nisan yağmuruna ‘Nisan Suyu’ denir.

Nisan suyu, yıl içindeki bütün yağmurlardın en şifalısı, en faydalısıdır. Annelerin doğumdan sonraki ilk sütü gibi.

Osmanlı sarayında Nisan suyu toplanır ve padişaha arz edilirmiş. Padişah da bunun karşılığında ihsanlarda bulunurmuş, toparlayıp getirenlere.

Saç dökülmesinden çeşitli cilt hastalıklarına, hatta strese kadar pek çok derde deva olduğu söylenen nisan yağmurundan kaçmamak ve doyasıya ıslanmak lazım. Ucunda üşütüp hastalanmak bile olsa.

• • •

Çocukluğumuzda yağmur sularını toplar, baharın ilk açan gülleri olan ve ‘bahar gülü’ tabir edilen, pembe renkli, keskin kokulu güllerin yapraklarını da kullanarak gül şerbeti yapardık kendimize.

Yeri gelmişken kısa bir tarif vereyim de, imkânı olan denesin.

Yağmur suyunu (ki evlâ olan elbette Nisan yağmurudur) ve gül yapraklarını bir şişeye dolduruyorsunuz. Üzerine az bir miktar limon tuzu ilave ediyor ve güneşte bekletiyorsunuz. Bir kaç gün içinde gülün rengi ve rayihası suya geçiyor. Bal veya şekerle tatlandırıp afiyetle içiyorsunuz.

Derde devâ, sadra şifâ!

• • •

Geçenlerde gazetede bir tıp fakültesi hocasının “Nisan yağmurlarında bol bol ıslanmak lazım” şeklindeki beyanatını görünce, bir sürü şey hücum etti hafızama.

Ben de bunların bir kısmını paylaşmak istedim.

Mâlum, yağmurun halk arasındaki adı ‘rahmet’tir. Allah kalbimizi ve vatanımızı yağmursuz, yani rahmetsiz bırakmasın.

Osman Manav | Başka İstanbul Gazetesi, 20 Nisan 2003