
Reklamcı ve Pazarlamacı Giremez!
Yetişmiş ve nitelikli insanlar için eskiden olduğu kadar çekim merkezi olamayan ülkemiz reklam sektörü, çareyi görüntüyü kurtarmakta arıyor.
24 Mayıs 2016
Ülkemizde hevesle takip edilip, sıkça örnek gösterilen TBWA\CHIAT\DAY Los Angeles ofisinde 800 kişi, R/GA New York ofisinde 900 kişi çalışıyor. İstanbul’da en büyük reklam ajansında 150 kişi çalışıyorsa, bunların maksimum 30’u gerçek maaş alarak çalışıyor. Yeteneğe yatıracak para olmayınca, bu yatırımı yapan ülkelerden çıkan işler katalog olarak kopyalanıp, türevleri üretilerek reklamcılık oynanabiliyor ancak. Esinlenmek için dikizlenen internet sayfalarını reklamveren de görebiliyor, durumun farkındalar. Ama düşük maliyetler ve kısa zamanda kotarılan işler çıkarlarına uygun göründüğü için ses çıkarmayıp, reklamcılara değersiz ve itibarsız insanlar gözüyle bakıyorlar. Ajanslarda ünvanlar havada çarpışıyor –CEO’lar, CCO’lar, Executive Hexacutive Director’lar– ama kimsenin sözünün bir ağırlığı ve saygınlığı yok artık. Kimse hiçbir şeye hayır diyemiyor.
Sektörde çalışan tanıdığım onca insan arasında, mutlu olan ve hayata güvenle bakan neredeyse kimse kalmadı. Zaten pek çoğu atlarına atlayıp ajanslardan ya da ülkeden son sürat uzaklaştılar. Sürreel çalışma koşullarına ve Türkiye reklam pastasının her yıl büyümesine rağmen reel maaşlar sürekli düşüyor. (http://www.campaigntr.com/2015/10/07/120334/2015te-reklam-yatirimi-7-artti) Eskiden art direktörlerin aldığı maaşlar, şimdi kreatif direktörlere teklif ediliyor. Herkes kendini ayrıcalıklı sandığı ve ayrıcalıklarını kaybetmekten korktuğu için de kimse konuşmuyor ve itiraz etmiyor.
Reklam sektörü içten çürüyen bir kristal elma gibi, dışarıya sunulan görüntü gerçekliği yansıtmıyor. Dünyada artık geçerliliği ve saygınlığı tartışılan yaratıcılık yarışmalarında ödül kazanılması dışında parlak bir gelişme yok yıllardır. O ödüllerin kazanılmasının önemli bir sebebi de, gelişmiş ülkelerde pazar artık doyduğu için, Türkiye gibi gelişmemiş ülkelerin hevesini artırarak para kazanma stratejisi. Yaratıcılık yarışmaları kar amaçlı ticari birer işletme. Yıllar önce küçük bir grup için düzenlenen bir workshop’ta Epica’nın sahibinin ağzından kendi kulaklarımla duymuştum. Adam açık sözlüydü, soru üstüne kime ödül verileceğine elbette müdahale ediyorum demişti. “Türkiye gibi ülkelere arada ödül veriyoruz, çünkü ertesi sene katılım artıyor ve para kazanıyoruz.” Cannes Lions ve Epica gibi yarışmaların artık Türkiye temsilcilikleri ve yerel sponsorları var. Pazarlama hedefleri gereği, yarışmaların jüri üyeliklerinde Türkiye’ye kontenjan tanınmaya başlandığından bu yana kazanılan ödül sayısı katlamalı olarak arttı. Neden acaba? Ajans yöneticileri bu sayede ofisten yükselen kötü kokuları perdeleyerek “Bu sene 300 ödül kazandık, çok başarılıyız” havası basıyor ama, ülkede yaratıcılıktan hayatını kazanmak giderek imkansız bir hale dönüşüyor.
Yetişmiş ve nitelikli insanlar için eskiden olduğu kadar çekim merkezi olamayan ülkemiz reklam sektörü, çareyi görüntüyü kurtarmakta arıyor. Makyajlanarak festivale dönüştürülen Kristal Elma ve 1250’ye ulaşan kategori sayısı (herkese var bir tane), arka arkaya düzenlenen havalı başlıklı ama içi boş etkinlikler, vitrinde daha fazla görünmeye başlayan prezentabl insanlar, cool partiler vs. Ama ortada ürün yok. Yani stratejisinden, ambalaj tasarımına kadar analiz edilmiş, incelikle işlenerek yaratılmış güçlü markalar. Kadroları niteliksiz insanlarla işgal edilmiş ajansların ürettiği işlerin çoğunun kamuoyundaki etkisi neredeyse sıfıra yakın yerlerde. Youtube ve Vimeo gibi platformlarda ajansların gururla paylaştığı filmlerin izlenme sayıları yerlerde sürünüyor. Çünkü üretilen bu ‘şey’leri üstüne para vermeden kimse izlemiyor. Herkes reklamcılığın değiştiğinden, dönüştüğünden ve inovasyondan bahsediyor. Reklam ajansları tarafından ortaya konmuş bir inovasyon gören oldu mu? Ya da ben mi kaçırdım. Bilmem ne sosyal platformunu dünyada ilk kez reklamda kullanmaktan bahsetmiyorum elbette.
Birkaç yeni nesil ajansta yaratıcılık anlamında umut ışığı görünüyor gibi, ama onların da finansal durumları ve istihdam güçleri ne durumda belli değil. Biraz sivrilenler network’ler tarafından yutularak ‘sistem’e dahil ediliyor zaten.
Bağımsız tasarımcı, illüstratör, fotoğrafçı ve film yapımcılarına bakıldığında, olumsuz tabloya rağmen yetenek havuzu orantısız biçimde iyi durumda. Uluslararası geçerliliği olan işler üreten pek çok yaratıcı var. Sorun bu insanlara bir gelecek perspektifi sunamayan ülkemiz reklam sektöründe gibi görünüyor.