We Love Coffee

Cihangir’de bir hipster kahveci var: SWEDISH COFFEE POINT. Firuzağa Camisi’nin hemen karşısındaki bu kafenin ilginç bir özelliği var…

11 Temmuz 2016

Cihangir’de bir hipster kahveci var: SWEDISH COFFEE POINT. Mekan küçük olsa da kahvesini ve tatlılarını fena bulmam, arada gider(d)im. Firuzağa Camisi’nin hemen karşısındaki bu kafenin ilginç bir özelliği var, ezan okunmaya başladığında çalmakta oldukları müziği çaktırmadan kapatıyorlar. “Oh baby, I want you, Feel me” gibi sözler içeren cool/chill şarkılı Stockholm ambiyansından, birdenbire “Allaaağhu Ekbağğrrr” makamına geçiş yaparak kültür şoku yaşıyorsunuz.

Birkaç defadır denk geliyordu, son kez dün gittiğimde de şahit olunca dayanamayıp sordum. “Müziği baskı yüzünden mi, yoksa kendi isteğinizle mi kapatıyorsunuz” diye. –Very fashionista– baristacığım utana sıkıla, önce hıkmık edip ardından cevapladı: İşletme sahibi dindar bir insan olduğu için o istiyormuş kapatılmasını. Çocuğa göre bu durum o kadar normaldi ki, sormamı garipsemişti.

Dükkanın adını “Swedish Coffee Point” koyup, örnek olsun diye tek bir Türkçe kelime barındırmayan menüsüyle “apple pie, strawberry pie, espresso” vesaire satan, electronic/pop müzikler çalarak hipster kafecilik oynayan vatandaşımız dindarmış. Ve o öyle istediği için müşteriler ezan dinlemek zorundaymış. Önce nazikçe rahatsızlığımın sebebini anlatmaya çalıştım. Anlama niyeti ve dinleme isteği göremeyince “Ezan dinlemek istesem kaldırımda otururum ya da camiye giderim, bu yaptığınız saçmalık” dedim. Hip baristacığım dondu kaldı. Sonra da çıktım gittim. Sevsinler tek taraflı inanca saygınızı.

“Azıcık saygı göstersek ne olur yani”ci arkadaşların “abi sen de abartmışsın” dediğini duyar gibiyim. Bu işler böyle başlar, bugün ezan okunurken iki dakika keyif almak için oturduğun kafenin müziği kapatılır, yarın “ezan okunurken müzik dinleme lan” diye kulağındaki kulaklık kafanla birlikte parçalanır.

Herkesin cebinde zeka küpü telefonların olduğu çağımızda, her gün beş vakit yüzbinlerce patlak hoparlörden ortalığa gürültü salmanın da bir mantığı yok elbette. Namaz kılmak isteyen müslüman kardeşim ses terörü yaratmadan da bunu başarabilir. Ama bunu tartışamıyoruz bile, oraya kadar daha çok yolumuz var.

Dindar insanların yaşam tarzlarını kendi inançlarına uygun şekilde biçimlendirme hakkına saygı duyarım. Ama sıra benim hayatımı da kendilerine uydurmaya geldiğinde sınır aşılmış olur.

Dini siyasete alet etme, ramazan mübarekleme ve iftarlamacılıkta AKP ile yarışan CHP ve HDP’ye sormak lazım: Benim dini kurallarla kısıtlanmayan bir yaşam sürdürme hakkım ne olacak peki? Laikliğin tabutuna son çiviyi de solcu imamlar mı çakacak?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.