Nesnelerin İnterneti’ne hazır mıyız?

Şubat yazısında, “Nesnelerin Interneti” konusunu ele almıştık. Akıllı tabir edilen her cihazın, internete bağlı bir varlık haline gelmesinden söz etmiştik. Bu cihazlar, kişiler hakkında bilgi toplar, uzakta bulunan bir ortama verileri depolar, kimi zaman başka akıllı cihazlar ile iletişime geçer ve verilerini paylaşır. Akıllı cihazları kullanabilmek için verilerin paylaşılması bir kriter elbette. Örneğin, ses komutuyla çalışan bir akıllı televizyon aldınız. “Ses verilerimi kaydetmesine izin vermiyorum” dediğiniz an, cihazı kullanamazsınız. Burada bir karar vermek gerekiyor. Bu cihazı kullanmak için mahremiyetimden ne kadar ödün vermeliyim? Her şeye rağmen cihazı kullanmak ağır basıyorsa yapacak bir şey yok, güle güle mahremiyet. Yani cihazı kullanıyorsunuz diye illa da, verileriniz kötü kişilerin eline geçmeyecek. Ama mahremiyetinizi koruma işini bir başkasına devrediyor olacaksınız. Kısacası kontrol sizden çıkmış olacak. Bu ayki yazıda, Nesnelerin İnterneti dünyasında yaşanan farklı hikayeleri derledim. Başımıza gelmez demeyin, dikkatli okuyun :)

Spiral Toys firması tarafından üretilen internete bağlı oyuncak ayılar Şubat ayında büyük bir mahremiyet ihlaline sebep olmuş. Çocukların ve ebeveynlerin seslerini kaydeden oyuncak ayıların, verileri herkesin erişimine açık bir ortama koyduğu ortaya çıkmış. İnternete sızan bu verilerin, iki milyon kişiye ait olduğu söyleniyor. Veriler içerisinde 800.000 e-posta adresi ve şifreler yer alıyor. Çocuklarınıza sevimli bir arkadaş alayım diyorsanız, bir daha düşünün. Normal bir oyuncak ayı kafi!

İnternete bağlanabilen bebek monitörleri de bir hayli popüler oldu. Gittiğiniz her yerden bebeğinizin ne durumda olduğunu görebilme lüksü tabii ki harika. Ama bir de şöyle düşünün. Bebek monitörü kontrolü başkaları tarafından ele geçirilse mesela? 7 gün 24 saat boyunca yabancılar tarafından bebeğiniz gözlemlense, evde olan biten kayıt altına alınsa? Washington’da bir ailenin başına gelen korkunç bir hikaye var. 3 yaşında bir çocuk, bebek monitörünü ele geçiren bir kişi tarafından gece uyurken rahatsız ediliyor. “Uyan küçük oğlan, baban seni arıyor” diye seslenen kişi çocuğu bir hayli korkutuyor, ve çocuk bu durumu ailesine anlatıyor. Ailesi, odadaki bebek monitörünün kendilerini takip ettiğini görünce durumun farkına varıyorlar. Bu olay burada yaşansa, “bir şey yok oğlum, sana öyle geliyordur” derlerdi kesin. Bunun gibi birçok vaka var. Bebeğe küfür edenler, müzik dinletenler, uygunsuz sesler dinletenler vb.

Amazon firmasına ait Echo isimli bir cihaz var. Ses komutları ile çalışan bu cihaz, birçok işlevi yerine getiriyor. Haber okuyor, trafik ve hava durumunu haber veriyor, sesli kitapları okuyor, evdeki ışıkları kapıları kontrol ediyor, alışveriş yapmanıza yardımcı oluyor ve daha bir sürü şey. Topladığı veriler kıymetli ve kimi zaman hayat kurtaracak nitelikte olabilir. Kasım 2015'te Amerika’da bir evde bir cinayet işleniyor, ve katilin ev sahibi kişi olduğu iddia ediliyor. Olayın kendisi enteresan. 3–4 kişi futbol izlemek için bir araya geliyor, içkiler içiliyor, eğleniliyor. Birkaçı evden gidiyor, ve ev sahibi de uyumaya gittiğini söylüyor. Sabah ise küvette bir ceset ile karşılaşıyorlar. Soru şu, katil kim? Ev sahibi hala tutuklu olarak yargılanıyor. Birçok delil de cinayetin onun işlediği yönünde. Mahkemede olay enteresan bir hal alınca, evdeki Amazon Echo cihazının verilerinin mahkeme tarafından değerlendirilmesi isteniyor. Ne de olsa cihaz sürekli dinleme halinde, ve cinayeti aydınlatacak veriler bu cihaz tarafından kaydedilmiş olabilir. Amazon iki kere verileri kişi mahremiyetini korumaya yönelik olarak vermeyeceğini dile getiriyor. İşin boyutu, cihaz sahibinin izin vermesiyle değişecek mi bekleniyor. Belki de bu cihaz sayesinde, katil bulunabilecek. Bu durumun beraberinde getireceği yeni soru ise, bu verilere istenildiği takdirde erişim hakkı verilecek mi?

Akıllı cihazlar birer küçük bilgisayar. Güvenliği göz ardı ettiğiniz anda, farkında olmadan çok şey başınıza gelebilir. Mesela çevrimiçi bir şekilde evinizden yayın yapıyor olabilirsiniz. Aman ha!

Nisan 2017 Paros Dergisi’nde yayımlanan yazım.