Düşeş iyi, zar atmak kötü!

Kimse sana düşeş atma demiyor. Sorun, işin hep iyi zara kalması.

Yıllardır ortaya, geleceğe taşıyacağın bir futbol aklı koyamadın. Her yeni sezona, son sezonunmuş gibi telaşlı, ilk sezonunmuş gibi acemi başladın. Yapılan hataları, yeni hatalarla onarmaya çalıştın. Sorunlar birikti, fatura kabardı, kredi azaldı ve sen hala bir yerden doğruları yapmaya başlamadın. Yumurta kapıya dayanınca da söyledin, söylettirdin, ima ettin: “Ne kupa büyüklüğü, ne şampiyonluk..”

Hayır, kazın ayağı öyle değil. Fenerbahçe elbette büyüktür. Ama Fenerbahçe’yi büyük yapan şey her ne ise, bir numaralı tutkalı başarıdır. Değilse coşku ve neşe olmadan insanları bir araya getiremezsin. Heyecanı başka yerde ararlar, caziben kalmaz. Sen yine asaletinle hüküm sürersin ama kocaman bir mazi olursun. Yani pek değerli Fenerbahçeli dostum, başarılı olmak zorundasın, ama kaygılanma bu genlerinde var, sadece nereye koyduğunu bulamıyorsun bir süredir.

Taraftar başarısız olsan da destekleyebilir, gönlünde koyduğu yere ve açıya göre başka anlamlar da yükleyebilir. Ama bunun senin sorumluluğunla alakası yok. Taraftar gün olur romantik, gün olur materyalist olur. Senin tek sorumluluğun ise Fenerbahçe’ye, çıktığı her sahada kupa kazandırmak.

Evet, Fenerbahçe’nin; evvela başkanı, seçtiği yöneticiler ve sorumluluğu bulunan kim varsa, yegane görevi Fenerbahçe’ye kupa kazandırmaktır. Her sene kupanın favorisi olmaktır. Evet, her yıl şampiyon olamazsın. Ama bu ana başlıktan yola çıkarsan en azından bir kulpunu hiç bırakmazsın. Yalnızca bir seneyi düşünerek hareket etmezsin o zaman. Ya da tam tersi bir seneyi boşa harcayarak geçirmezsin. Camianın ilk hatırlaması gereken şey bu: Yönetici kişi sorumludur ve başarısız olan gider, her yerde.

Tekrar ediyorum. Sen baktığın açıdan dilediğin gibi yorumlamakta özgürsün Fenerbahçe’yi, ama yönetici bunun için almıyor sorumluluğu. O, ya yetkinliklerini gösterip başaracak ya da devredecek bayrağı.

2011 yılında olanlarla hiç ilgisi yok yazdıklarımın. 110 yıllık bir kulüpten söz ediyoruz. Kültürü, genleri, kökleri olan bir kulüp bu ve sorumluluk sahibi kişiler, kendi varlıklarını idame ettirmek için Fenerbahçe’yi Fenerbahçe yapan değerlere muhalefet edemez.


Az önce kendim sordum, kendim cevapladım Twitter’da:

Soru: Başarılı olması için peş peşe kaç tane düşeş atması gerek Fenerbahçe’nin?
Cevap: Başarılı olması için zar atmaması gerek Fenerbahçe’nin. Bak, hep yek geldi. Oyun marsa gitti.

Yıllardır o kadar çok hata yapıldı ki, birikintiler, kalıntılar ne nakit ne vakit bıraktı toparlamaya. Çok örneği var ama geçen sezon harika bir örnektir buna.

Tıpkı Ersun Yanal ile kazanılan şampiyonluğun ertesinde olduğu gibi, yine sezon başı hocanı gönderdin, tabii tüm kulüpler sezona başlamış ortada iyi bir teknik direktör yok, kalktın herkesin burun kıvırdığı, emekli Advocaat’a takım elbiseyi giydirdin. O da çok değerli bir ekiple gelip, son dakikada bir yıl önce 17 milyon Euro’ya sattığın Sow ve eski öğrenci kontenjanından Lens takviyeleriyle devre arasına kadar potada tuttu takımı. Üstüne bir de Manchester United’ı yenerek gruplardan çıktın. Kaç tane düşeş var bu kısa hikayede? Söyleyim, üç. Advocaat, Sow ve Lens. Katkı verdiler. Skor yükünü sırtladılar.

Sonra ne oldu? Yine zar attın. Aradın, taradın, bulamayıp üstüne yattın. Yüzü suyu hürmetine bir orta saha almadın, alamadın. Söylediklerine hiç bulaşmıyorum. Sonuçla ilgileniyorum. Sorumlu olduğun sonuçlarla. Takviyesiz ikinci yarıya başladın, ihtiyarın da contalarını attırdın. Tamam o da bıraktı ama bana sen lazımsın. Söz verip 2 takviye yapmadın. Malzemeyi almaktan da, malzemeyi karıştıranı yönetmekten de sorumlu kişi sensin. Ve Fenerbahçe pulları toplarken 3 düşeş atmasına rağmen mars oldu. Neden? Oyunu zara bıraktı. Zarla doğan da zarla ölür, ama tabii sen hep küllerinden doğarsın, biz de, yeter ki sen yeniden doğ diye, küllerini soluyalım böyle.

Anlaşılan Josef kalıyor. Neden, nasıl bilemeyiz, ahkam kesmeyelim ama zaten düşeşti. Yani hiç bizim olmamıştı. Hangi para ile yapılacak takviyeler şimdi? Takım şu haliyle zaten 3 rakibinin de hem kadro hem oyun olarak gerisinde. Diyelim ki Aykut Hoca takımı adam etti. Zaman yetecek mi? Şimşek McQueen mi bu son sıradan gelip yarışı kazansın?

Bak daha Ağustos bitmeden neler yazıyoruz. Çok sabırsız değil mi Fenerbahçe taraftarı? Keşke problem taraftarda olsa. Ama şunu söyleyebilirim. Uyuşmuş durumdayız. Maalesef kanıksamış, bu çöküşü kabullenmiş vaziyetteyiz bir süredir. Hele ki “Nasıl olsa Mayıs’ta kongre var, Superman peleriniyle gelecek ve bizi kurtaracak” anlayışı içimi kemiriyor.

Fenerbahçe bu! Kongrede de mi zar atacak yani?

A single golf clap? Or a long standing ovation?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.