Oda sıcaklığı ve gerçekler

Maç kazandıran ikili, Premier League mi?

23°C sıcaklığında bir odaya 25°C’deki odadan gelen kişi soğuk, 21°C’deki odadan gelen kişi sıcak diyecektir. Yani sıcaklık-soğukluk görecelidir. Elbette bir süreliğine. Vücut geçmişi unutup aradan biraz zaman geçtiğinde oda iki kişi tarafından da 23°C sıcaklığında hissedilecektir. Ne soğuk, ne sıcak.

Futbol da öyle. Biz, burada soluksuz bir şekilde Fenerbahçe’yi yaşıyoruz. Hafızamız yettiğince, yaşadığımız her anı iyi-kötü nedenlerle hatıralarımızla mukayese ediyoruz, örnekler veriyoruz. Molde nakavtını yaşadıktan sonra Dinamo Kiev’i anıyoruz mesela. Ya da Alkmaar maçındaki gibi bir Tuncay Şanlı olsaydı pes etmezdik diyoruz. Tuncay Şanlı’ya ihtiyaç duyuyoruz ama aslında bu anlamda Tuncay’a ihtiyaç duymamalıyız (2 gol Tümer, 1 gol Tuncay, 3–3. Tümer’in golleri konuşulur ama takım aynı Molde maçında olduğu gibi pes etmişken, takımı ve tribünleri ateşleyen Tuncay Şanlı deparları ile anarım bu maçı ben.)

Pes etmiş takımını ayağa kaldıran adam, Tuncay Şanlı

Biz dünü, bugüne harman edip yaşarken, yeni oyuncular ve bilhassa hocalar için durum çok farklı. Onlar sadece bugünü yaşamak, bugünün problemlerini, burada çözmek zorundalar. Onların da anıları var elbette ama taraftarın beklenti grafiklerinden bihaberler.

Fenerbahçe’nin son 4 sezonu badirelerle geçti. 2013–14'te nihayet nefes alıp herkes kafasını kaldırmışken bir harakiri ile başa dönmek, bu sezon göreve gelecek her teknik direktör için dev bir beklenti eşiği oluşturdu. Vitor Pereira da işten önce sözleriyle bu beklenti ateşini harlayınca, ligde lider takım daha Eylül ayında her maçı final stresiyle oynamaya başladı. Biz buna alışığız. Ama yeni gelenler için alışmak ve ayakta kalmak kolay olmayacak. Neticede yeni hoca, futbolcular ve taraftar bir süre sonra aynı sıcaklığı hissedecek ve her iki taraf da *ortak bir* bugünü yaşamaya başlayacaklar. Mazallah işler kötü giderse spekülasyon bitmez ama -istisnasız- herkes gerçekleriyle yüzleştiğinde Fenerbahçe için kötü bir gelecek öngörmüyorum.

Önceki yazılarda sıkça kullandığım “zaman, kimya, uyum, kararlılık” kelimeleri bu zorlu merdivenlerin basamaklarıydı işte. Değişen birşey yok. Ama size iyi bir haber veriyim. Yıldızları, bilhassa Van Persie’yi oynatarak hazırlamak ama bu sürede maçı, oyunu ve taraftar beklentilerini kaybetmemek için sürdürülen, Vitor Pereira’nın mecbur kaldığı ama kredi kaybettiği denge politikası yerine herşeyin açık açık konuşulduğu dün akşamki maç sonu demeçleri yeğdir. Eminim Van Persie de Vitor Pereira da rahatlamışlardır safralarını attıkları için. İşler kötü giderse bu ilişki de kötü gider şüphesiz ama anlaşıldı ki arka planda kotarılacak bir durum değil RVP’nin takıma intibakı. Bu yüzden varsın konuşulsun, herkes aynı gerçek üzerinden yorumlasın, taraftar sorunun adını bilsin. Yeter ki kin tutmasın taraflar, sınırlarını bilsin, bugünde kalsın, geleceğe taşımasın.

Zamanı nasıl geçirdiğimiz önemli diyorum ya, iki nokta kritik burada. İlki ligde ve Avrupa’da bizi hedeflerden uzaklaştırmayacak hasarlar almak. İkincisi de gemiyi limana ulaştırma sevdasına eldeki bazı değerleri yıpratmak. İyi teknik direktörü kötü teknik direktörden ayıran yegane şey de bu denge yönetimi işte. Vitor Pereira’yı bu kriter ile gözlemeye devam edeceğiz.

Peki ne değişti bu maçta?

Aslında değişen fazla birşey yoktu. Evet Molde maçıyla kıyaslanamayacak bir mücadele vardı ama takımın organizasyonundaki sorun devam ediyor ve zaten bir maçla geçmesi imkansız. Ancak bazı oyuncuların bireysel katkıları takımın açıklarını örtebilir -ki dün de öyle oldu- ve takım kazanarak -ders alırsa- çözebilir problemlerini.

“Fiziği yetersiz, kondisyonu bitmiş, hoca çalıştırmamış” yorumları *Alman gibi Alman* hocalar zamanı bile duyduğumuz safsatalar. Gerçekte, takımın oyundan düşmesinin ve ihtiyacı olduğunda tempo yapamamasının sebebinin takım boyu olduğu aşikar. Topal, Meireles ve Ozan dün orta sahada inanılmaz çalıştılar ve yoruldular. Ozan bunu tecrübesizliğin de etkisiyle performansa dökemedi ama Topal ile Meireles adeta parladılar. Savunmada ve hücumda kapatmadıkları delik kalmadı. Şener’in nefesi yetmediği için bindiremedi ama Hasan Ali solda akıl almaz işler yaptı dün. (Ayrı bir başlıkta açacağım) Nani ve Markovic de asli görevlerinin yanında bek kademelerini aldılar. Aslında takımda birçok kişi oyun ve alan görevlerini yerine getirdi ama takım buna rağmen 55–60 metrede ring seferleri yaptı dün. Hangi futbolcu bitap düşmez allasen?

Kjaer şu anda hissettiğimiz en büyük eksik bence. Önümüzdeki maçta bu gözle izleyin lütfen. Kadlec dün başaramasa da, savunmayı öne çıkarma konusunda hocasından talimat aldığı belli hamleler yaptı dün. Hatta önünde oynayan Topal da bu konuda dersine iyi çalışmıştı. Ama Bruno Alves -geçen seneden beri- gömülüyor ve defans çizgisini ileri taşımayarak santrafor ile arasında bazen 70 metrelere varan mesafeler oluşmasına izin veriyor. Bu yerleşim ile dün, Molde maçına reaksiyon vermeseydi takım, yine mağlup olurduk muhtemelen. Elbette koca bir sorunu tek bir kişiye indirgemeyeceğim. Bu bir takım problemi. Burada iş Vitor Pereira’ya düşüyor. Ya aynı dili konuştuğu Bruno Alves’den bunu çözmesini isteyecek. Ya da onu değiştirip problemi kendi çözecek. Her koşulda bu, diziliş ve 11 belirlemekten asli bir taktik görev.

Hasan Ali Vs. Caner

Daha önce çok kez dile getirmiştim. Hasan Ali pas oyununda Caner’den etkili. Daha soğukkanlı ve daha fazla *kendi işiyle* ilgileniyor. Burada eleştiri gibi görülen şey de aslında Caner’e övgü. Caner özellikle son 2 sezonda kendisine yüklenen sorumluluğun etkisiyle topu ayağına aldığında *çok şey* yapmak istiyor. Bu yüzden bazen basit ama gerekli asli işlerini unutuyor. Aklı biraz Ersun Yanal dönemi oynadığımız futbolda kalmış görünüyor. Uzun top, bindirme ve kanat forvetlere (sıkça Kuyt) derin ortalar. Bu bariz bir şekilde Vitor Pereira’nın oynatmak istediği oyun değil. Adına kaos futbolu (bu ismi kim koyduysa) denilen oyunda ceza sahası etrafındaki *merkezlere* ne kadar çok top iletir ve bunun için ne kadar çok deneme yaparsan o kadar etkili oluyorsun. Caner de son 2 yılda bu yüzden takımın en önemli oyuncusu konumundaydı. Ama ne yaptığını bilerek, akıl ve pasla hücum etmek isteyen bir takımda Caner’in 2 yıl önceki futbolu işlevsiz kalıyor. Ondan değer ve kalite olarak daha aşağıdaki Hasan Ali’nin bu konudaki uyumu işte dün akşamki sonucu verdi.

Burada Vitor Pereira’yı övmek gerekiyor. Aklındaki oyunun, elindeki oyuncunun farkına varıp sonuç aldı. Bu gibi iyi örnekler yeni inşa edilen takımlarda çok değerlidir. Hep konuşmuşuzdur; Ersun Yanal’ın, istediği oyunu oynamaları için Emenike ve Sow’u Webo ile -tabiri caizse- ıslah etmesini. Bu güzel bir mesajdır oyuncu ve takıma. “Bakın; siz Webo’dan iyisiniz ama onun gibi oynamanızı istiyorum.” Şimdi aynı cümleyi Hasan Ali ve Caner ile kurabiliriz.

Burada top tamamen Caner’de. Takım geçmişten daha yetenekli, dolayısıyla üretme yükü daha az. Sadece kendi sorumluluklarına odaklanıp, *Hasan Ali gibi* oynarsa, ki pekala oynayabilir, o zaman kimseye forma bırakmaz. Ya kapris yapar ya da karar verip formayı kapar.

Lazar Markovic etkisi

Aynı yazıda ikinci kez Tuncay Şanlı’yı analım. Markovic’i, fundamentali yüksek Tuncay Şanlı olarak tarif etsek kimse itiraz etmez sanırım. Hücumda yaptıkları yapacaklarının teminatı zaten de, savunmada bir kez bile bek kademesini bırakmadı. Hatta Fernandao’nun yap(a)madığı hücum presi bile Markovic yapıp, özellikle ilk golden sonra takımı ayağa kaldırdı. Twitter’da biri yazmıştı, “Bjelica gibi, arkasından ağlarız.”

Nani başlangıcı

Van Persie ile aynı psikolojide geldiler ama Nani geçen sezonun tamamında forma giydiği için hırsını sahaya yansıtabiliyor. Fenerbahçe kariyerine çok iyi bir başlangıç yaptı. Ayrıca uyum sürecinde Fenerbahçe’yi adeta taşıdı. Bu sözleşmenin iki tarafı için de büyük keyif. Eğer takım da Nani’ye biraz uyum sağlar, onu yalnız bırakmaz ve ikili oyun fırsatları yaratırsa, hem kendini, hem yanındakileri daha fazla parlatacak Portekizli.

Ve Van Persie

Vitor Pereira doğru söyledi. Benchte mutlu olursa problem. Dünkü açıklamaları şaşırtsa da karnında durmasından yeğdir. Böylece herkes açık konuşabilir. 2010–11'de Alex’in kendini ispat etme mücadelesi uzun yıllar unutulmayacak bir performansa dönüşmüştü. Van Persie, Alex gibi, kendini değil, performansını ispat etmek zorunda. Bunun farkına varırsa, geleceğe taşınmayan bir sorun olarak kalır dün akşam. Ki onun da, hocasının da *amirlerine* ve Fenerbahçe’ye karşı sorumlulukları var, huzur bozmaya hakları yok.

Her şekilde, Van Persie’nin gol atması güzel. Şu haliyle bile maç kazandırıyor. Elbet ritmini bulacak ve bu tartışmaları geride bırakacağız.

Hakem

Burada yazmaya başlarken hakemi değil oyunu konuşma motivasyonum yüksekti. Cumartesi ve Pazar akşamı maçlarını izledikten sonra yara aldığımı itiraf etmeliyim. Ama -bakalım nereye kadar- direneceğim.

Sonuç olarak

Pana deplasmanından sonraki Fenerbahçe Ülker gibi, bir mücadele testinden geçti Fenerbahçe dün akşam. Oyunu tatmin etmese de, kazanımları oldu. Umalım ki, Pana nakavtı sonrası Final Four gören Fenerbahçe Ülker gibi, Molde nakavtını konuşalım gelecekte.

İnşallah. Maşallah. Amin.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.