Tohoku’nun dalgaları her yere yayıldı

Japonya’da kaydedilmiş en şiddetli deprem kendini hissettirdiğinde, Tokyo yakınlarındaki laboratuvarımızda haftalık toplantımızı bitirmiş, çaylarımızı yudumlamaya geçmiştik. Bir yandan da elimizdeki kamerayı deneyde nasıl kullanabileceğimizi inceliyorduk. Yer sarsıldığında Türkiye’de bize öğretildiği üzere kapı aralığına geçtim, Japonlar ise masa altlarına sığındılar. Kamerayı şimdi Japon teknisyenimiz Saori almış, depremi görüntüleyebilmek için çalıştırmaya uğraşıyordu. Gerçi Saori başaramadı, ancak onun gibi onlarca Japon sayesinde bu deprem, en iyi kaydedilmiş felâketlerden biri hâline geldi.

Bize saatlerce sürmüş gibi gelen sarsıntı bitince hemen beş kat aşağıya inip beklemeye başladık. Sarsıntılar hafifleyerek sürerken Japonlar zemin katındaki televizyonun başına üşüşmüştü. Ekranda tsunami tehlikesi gösteren bölgelerin bir haritası vardı. Dalgalar, depremin veremediği hasarı vermek üzere kıyıya yaklaşıyordu. Tsunami ayrıca nükleer bir kazayı tetikleyecekti.

Bunları henüz bilmiyorduk. Şimdi anlıyoruz ki Japonlar da bu kadarını tahmin edememişti.

Tahminlerin ötesinde bir deprem ve tsunami

Japonya, bu bölgede bu kadar şiddetli bir depreme hazırlıklı değildi.

Şekil 1. Sendai düzlüğünde, kıyıdan 1.6 km içeriden alınan bu örnekte 2011 ve 869 yılındaki tsunamilerin izleri görülüyor. (Jaffe, Richmond ve Gibbons, 2011).

Bu ülke, malûm, bir deprem ülkesi. Çünkü hemen doğusunda yerkabuğunun parçalarından ikisi birbiriyle kesişiyor: Büyük Okyanus’un tabanındaki Pasifik levhası, Honşu adasının kuzeyini oluşturan Kuzey Amerika lehvasının altına dalarken onunla sürtüşüyor. Hem de binlerce yıldır. Bu devasa sürtüşme Japonya’da 30–50 yıl aralıklarla 7,0–8,3 büyüklüğünde deprem meydana getiriyor. Şimdiki depremin yakınlarındaki Tohoku bölgesinde 30–40 yılda bir 7,5 büyüklüğünde deprem olması bekleniyor, en son 1978'de olduğu gibi.

Ama 2011 yılındaki depremin 9,0'lık büyüklüğü bilim dünyasını pek şaşırtmadı.

Bu depremden 10 yıl önce, Tohoku Üniversitesi’nden Koci Minoura bu bölgede 1000 yıl önce meydana gelmiş bir depremin izlerini sürüyordu. Japon vak’anüvislerinin kayıtlarına göre 869 yılında meydana gelen bir deprem, bölgedeki bir kaleyi yıkmış ve büyük bir dalga meydana getirmişti. Minoura ve ekibi, bu tsunaminin izlerini, Sendai kıyısından ve düzlüğünden aldığı örneklerde arıyordu. Ekip, kıyının 4 km içerisiden aldıkları örneklerin, bundan bin yıl öncesine ait katmanlarında deniz emarelerine rastladı. Yani bu tarihi depremin yarattığı dalga, tâ buralara kadar gelebilmiş, büyük bir dalga olmalıydı. Ekip, o zamanki depremin 8.3 büyüklüğünde olduğunu, yaklaşık 8 metrelik bir dalga yarattığını ve bunun yaklaşık bin yılda bir tekrarladığını hesapladı.

O günden bu güne 1000 yıldan fazla süre geçtiğine göre, böyle bir deprem ve tsunami yine meydana gelebilirdi. Minoura ve ekibi bunu 2001 yılında dile getirdi, ve zamanla veriler diğer bilim adamlarını da ikna etti. Ne var ki bilim adamlarının uzlaşısı, deprem ve tsunami hazırlıklarına yansımadı. Hattâ, bu alanda çalışan Yukinobu Okamura, 2008 yılında Fukuşima Nükleer Enerji Santrali’nin denetmenlerini muhtemel tsunami konusunda uyardıysa da denetmenlerin bu konuyu depremin sarsıntısı kadar önemli görmediğini söylüyor.

Şimdiki deprem, Minoura’yı haklı çıkardı. Hem deprem beklenenden çok daha büyük oldu, hem de sarsıntıdan yaklaşık bir saat sonra, yükseklikleri yer yer 14 metreyi bulan dalgalar yüzlerce kilometrelik kıyı şeritlerini vurmaya başladı, alçak bariyerleri aştı, muazzam bir kuvvetle köyleri, şehirleri dümdüz etti. Sendai gibi bir düzlükte, bir engebeyle karşılaşmadığı için kıyıdan 5 km kadar içeriye ulaşabildi, yaklaşık 500 kilometrekarelik bir alan dalgalardan etkilendi.

Japonlar çuvaldızı kendilerine batırıyor

Görünen o ki depremin sarsıntısından neredeyse kimse zarar görmedi, ancak tsunamiden binlerce insan kaybedildi. Tokyo Üniversitesi’nde âfet psikolojisi uzmanı olan Atsuşi Tanaka’ya göre, kıyıdaki nüfusun tahminen %90'ı dalgalardan sağ kurtulmuş olmakla birlikte, hedef herkesin canını kurtarmak olması gerektiğinden bu durum başarısızlık sayılmalı.

Can kaybının en önemli sebebi, bahsettiğim gibi, bu bölgede bu ölçekte bir depremin ve tsunaminin hiç beklenmiyor oluşuydu. Güncel olmayan beklentilere göre hazırlanmış bariyerler dalgaları durduramadı. Âfet anında sığınılacak alanları gösteren haritalar da aynı verilere göre hazırlanmıştı: Güvenli işaretli alanlara kaçan halk da tsunamiye maruz kaldı.

Depremden sonra harekete geçen tsunami tahmin sistemleri de bu boyda dalgalar oluşacağını öngöremedi. Televizyondan vatandaşlara önce 3 metrelik dalgalar oluşacağı bildirildi, sonra da dalgalar 6 metre olacak dendi. Felâketzedelerle görüşen, Tokyo Üniversitesi’nden Megumi Sugimoto’ya göre bu açıklamalar halkı gereksiz yere rahatlattı, çünkü bu yükseklikteki dalgaların kıyıdaki bariyerleri nasıl olsa aşamayacağını düşündüler. Aynı esnada, büyük dalgadan önceki birkaç küçük dalgayı gören kıyı sakinleri, tehlikenin geçtiğini sandı ve hazırlanmakta gecikti. Kısacası, vatandaşlar zamanında uyarılamadı.

Megumi Sugimoto, Higaşi-Matsuma şehrindeki bir grup insanın yüksek bir bina ya da tepe yerine tek katlı bir spor salonuna yönlendirildikleri için tsunami kurbanı olduklarını belirlemiş. Yani bazıları tehlikeyi zamanında öğrense de yanlış tedbir almış. Yine de birçok Japonun depremden sonra ne kadar disiplinli davrandığını unutmamak lâzım (Şekil 2).

Kısacası, Japonlar can kaybının sebeplerini hemen sistematik bir şekilde araştırmaya, bunlardan ders çıkarmaya başladı bile. Ancak bölgede araştırma yapanlar yalnızca Japonlar değil.

Tsunami biliminde “kuantum sıçraması”

Bu deprem, hemen herkesin cebinde kameralı cep telefonlarının olduğu bir devirde ve ülkede meydana geldiğinden, tarihin en iyi görüntülenmiş âfeti hâline geldi. Bu kayıtlar, bilim adamları için bulunmaz birer nimet.

Ancak bu görüntüler kendi başlarına bilimsel veri oluşturmuyor: Meselâ Kamaişi şehrindeki görüntülerden suların belirli bir mesafeyi ne kadar sürede kat ettiği görülebiliyorsa da o mesafenin uzunluğunu bilmeden dalga hızı hesaplanamıyor. Tam da bunu merak eden araştırmacı Nikos Kaligeris, ölçüm yapmak üzere Yunanistan’dan gelmiş, -hâlâ radyoaktif atık sızdıran Fukuşima enkazının gölgesinde- çalışıyor.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’ndan araştırmacılar Bruce Jaffe ve Bruce Richmond da ekipleriyle benzeri ölçümleri Sendai Havaalanı’nda yapıyor. Ayrıca arazideki ağaçlar ve binalardaki su izlerini, dalgaların bıraktığı çökeltileri, doğa onları silmeden veya insanlar temizlemeden kaydetmeye çalışıyorlar. Bu verileri, video görüntüleriyle birlikte değerlendiriyorlar.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Costas Synolakis’e göre bu veriler tsunami biliminde bir “kuantum sıçraması” sağlayacak.

Bunun yanı sıra, Japonya en ileri deprem tetkik cihazlarıyla donatılmış bir ülke ve deprem ve artçıları çok hassas bir şekilde kaydedilebiliyor. ABD’li araştırmacı Ross Stein, 2004 Hint Okyanusu depremiyle kıyasladığında, Japonya’daki tetkiklerin on bin kat daha hassas olduğunu söylüyor. Ama buradan gelen veriler pek iç rahatlatıcı değil: 11 Mart 2011'den sonra Tokyo çevresindeki küçük depremlerin sayısı dörde katlandı. Acaba yıllardır beklenen büyük Tokyo depremi yaklaşıyor mu, hattâ Sendai depremi, bu beklenen Tokyo depremini tetiklemiş olabilir mi? Bu konuda bir görüş birliği yok, ama endişe var: Tokyo çevresinde yaklaşık 30 milyon insan yaşıyor ve bazı binalar çok eski. Buradaki daha hafif bir deprem bile ciddi can kayıplarına sebep olabilir.

Ancak Tokyo depreminden daha acil bir konuya hâlâ bir çözüm bulunabilmiş değil: Fukuşima Nükleer Enerji Santrali, radyoaktif atıklarla kirlenmiş su sızdırmaya devam ediyor. Onu da başka bir yazıya bırakıyorum.

Fotoğraf: Chris Barnes, Lisans: CC BY-NC-ND 2.0

Kaynaklar