Dünya Lideri

Bilin bakalım aşağıda anlatılan dünyaya damga vurmuş lider kim?

En büyük destekçileri ekonomik buhranın vurduğu esnaflar,tüm birikimini kaybetmiş memur takımı, seri üretim politikaları nedeniyle önemini yitirmiş zanaatkarlardı. Bu kesim ona adeta tapıyordu.

İşçiler arasında güçlü desteği vardı ama bu destek sendikalılara gelince azalıyordu. Sonunda sola istediği 1 Mayıs tatilini vermiş ama ertesi gün sendikaları fesetmişti.

Ekonomik buhranı koz gibi kullanarak çiftçi ve alt gelir grubuna ait insanların gönlünü kazanmıştı. Aş ve iş sözü veriyordu. Topraklarını mülkiyetlerine geçirebilecekleri yasaları tek tek geçiriyor ve onlara ekmek dağıtıyordu.

Destekçilerine, ülkenin gerçek hazineleri olduğunu söylüyordu. Her fırsatta halk diyordu. Onlarla beraber mücadele edeceklerini ve savaşacaklarını, yorulmadan yola devam edeceklerini söylüyordu. Yaşasın kutsal davamız, yaşasın milletimiz! diyordu.

Özel hayatında ise halktan biriymiş gibi imajı ön plana çıkarılıyordu

Çılgınlar gibi alkışlanıyor, farklı düşünceleri, farklı fikirleri kendi partilerinin üst kimliği altında topladığı söyleniyordu. İlk dönemlerinde dışarıdan da yoğun ilgi görüyor, kendisine övgüler yağıyordu. Hem parti içinde hem de dışarıdan bakıldığında güçlü bir lider profili çiziyordu. Milletini bataklıktan kurtaracağını söylüyor ve tarihteki gibi güçlü ve büyük bir devlet vaad ediyordu. Yeni …….. diyordu kendi yönetimi altındaki ülkesi için.

Devamında gücü eline almıştı. Farklı kimlikli halkın bir kısmını düşman ilan etmiş, siyasi partilerin ve parlementonun etkinliğini azaltmış, sendikaları lağvetmişti. Adeta sıkı yönetim ilan edilmişti. Tüm gücü kendinde toplamıştı ama yine de rahat edemiyordu. Muhalefetten, ordudan ve kendi partisi içindeki bir gruptan çekiniyordu. Ordu içindeki bir gruptan ise nefret ediyordu. Neyse ki orduyla da yakınlaşmanın bir yolunu bulmuştu.

Bir de ihtilal girişimini engellemiş ve muhalifleri saf dışı bırakmış, ordu üzerinde de hakimiyetini kurmuştu.Artık ona ihanet, vatana ihanet demekti. Parlementodan da gerekli desteği almış ve sonraki bin yıl içinde bir başka ihtilal olmayacağını söylemişti. O andan itibaren propagandalar toplumsal dayanışma etrafında dönüyordu. Tüm etkinliklerde, kermeslerde, açılışlarda bu vurgu yapılıyordu. Etkinlikler artık bir araca dönüşmüştü.

Kontrollü bir politika izleniyordu. Tüm sınıflar ortak payda için teşvik ediliyordu. Askerler, memurlar, işçiler, bankerler…. Ama zengin sanayiciler, zengin kalmaya ve büyümeye devam ediyordu.

Otobanlar inşa ediliyordu. Bu basit bir ulaşım sistemi değil, halk iradesinin, ulusal zaferin göstergesiydi.

Milyonların toplandığı mitingler yapılıyordu, halk liderini görmek için büyük bir heyecanla miting alanlarına akın ediyordu. Varlığı, insanlara dinginlik veriyordu. Hitap yeteneği sayesinde halkı çok iyi etkiliyebiliyordu. Her cümlesinin ardından alkışlar, tezahuratlar kopuyordu. Halk adeta kendinden geçiyordu. Abuk sabuk şeyler konuşuyordu ama halk ona inanmıştı.

Sınırötesi gelişmeler de içeride desteğini artırıyor, eskisi gibi büyük bir imparatorluk hayallerini besliyordu. Batıya karşı güçlü bir lider imajı çiziyordu. Onu destekleyenler, onun olduğu yerde başarısızlığa yer olmadığını düşünüyor, desteklemeyenler ise ülkenin savaşa sürüklendiğini, yok olacağını düşünüyorlardı. Ama liderin kaçınılmaz yükselişini kabullenmişlerdi. Hükümete karşı bir şey yapılabileceğine kendini şartlamak oldukça zordu. Özellikle insan hayatının sudan ucuz hale geldiği o ortamda. Ayrıca etnik linç de yavaş yavaş başlamıştı.

Hikaye böyle uzayıp gidiyor , sonu kötü bitiyor…

Umarım okurken bir ara göğüs kabartmadınız ya da noluyor lan diye küfürler sallamadınız. Yukarıdaki hikaye 1933–1939 arasında Almanya’da yaşananların üstün körü anlatılmış hali. Dolayısıyla anlatılan lider, tarihin en acımasızlarından biri olan, halkının o dönem büyük Alman İmparatorluğu’nu geri getirecek, Almanya’yı Batı’nın oyunlarından, içinde bulunduğu bataklıktan, Versay anlaşmasının bağlayıcılığından kurtaracak büyük lider olarak gördüğü Hitler.

1930dan İkinci Dünya Savaşı’na kadar olan sürede yaşanan gelişmeler, dünyanın istikrarsızlığı gerçekten şaşırtıyor. Daha iyi bir yarın için, tarihin bu en kanlı dönemi etraflıca düşünülmeli dye düşünüyorum. Tarih derslerinde, dünya tarihinin en kanlı savaşı neden Türkiye tarafsız kaldı diye geçiliyor; tarihin en cani lideri Hitler neden detaylıca anlatılmıyor gerçekten anlamıyorum.

ekleme: 1 Ağustos 1934. 87 yaşındaki Rayş Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg ölüm döşeğinde. 1 Ağustos 1934’te karar altına alınan “Alman İmparatorluğu Devlet Başkanı Yasası”yla cumhurbaşkanlığı ile başbakanlık birleştirilir. 2 Ağustos 1934’de Cumhurbaşkanı Hindenburg ölür. 19 Ağustos 1934’te Hitler için birleştirilen cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık (Erdoğan’ın değişiyle üniter başkanlık) görevine getirilmesi için referandum yapılır. Sonuç: sandık başına giden 43 milyon 568 bin seçmenden 38 milyon 394 bini Hitler’in “Führer” ilan edilmesi yönünde oy kullanır.

B.

1ed651a