İnsan doğasına bir Albert Camus yorumu: “Düşüş”

Varoluşçu edebiyatın duayenlerinden olan Albert Camus’un düşünce tarihine katkıları şüphesiz yadsınamaz. Özellikle bireyin toplum içindeki varoluş süreci ve insan özgürlüğü üzerine düşünceleriyle ön plana çıkan Camus’un Düşüş’ü kendi düşünce içerikli edebi yapıtlarındandır. Bu yapıtında Camus insanın bireysel ve toplumsal yönünü absürd kavramıyla birlikte ele alır.

Camus’un toplumu sorgulayan tavrını abartısız her eserinde görmek mümkün. Özellikle “Yabancı” adlı eseri ile bu ününü iyice pekiştiren yazar, “Düşüş” adlı eserinde de toplum içinde varoluşunu tamamlamış bir bireyin toplumu irdeleyişini anlatmaktadır.İnsanı doğası, özgürlüğü ve bencilliğiyle ele alan Camus bu yapıtında bir avukatın geçmişi ile yüzleşmesini anlatır. Avukatın geçmişinde iz bırakan olaylar zinciri derin bir bakış açısıyla ele alanır. Yaşamdaki tüm zevkleri tatmış, istediklerini almış olan avukatın en zirvedeyken dibe vuruşudur aslında anlatılan. Avukat burada kendini, hatalarını doğrularını ve yanlışlarını sorgularken topluma da eleştirel ve sorgulayan bir üslupla yaklaşır.

“Her özgürlüğün ucunda bir yargı vardır; işte bu yüzden özgürlüğün yükü çekilmez, çok ağırdır.”

Toplumun kalıplaşmış duygu ve düşüncelerini, davranışlarını eleştiriren bunu yaparken de okuyanı sorgulamaya yönelten Camus, insanın ancak toplumdan soyutlanmış bir şekilde liberal ve bireysel olarak güçlü kalabileceğini vurgular. Toplumsal olan her şeye sırt çeviren yazar, toplumsal olay ve olgu kavramıyla ilgili birçok örnek verir. Bu örnekler vasıtasıyla toplumun kalıplaşmış yargılarını yerden yere vurur. Camus tüm bunları diyalogsal bir üslupla yapar. Yazar daha çok iç konuşma da diyebileceğimiz fakat başka bir insana söylendiği belli olan bir anlatım tarzı benimsemiştir. Fakat bu ikinci kişi hakkında kitapta tek cümle edilmez. İkinci kişi baştan sona kadar bir merak unsuru olarak kalır.

“…Parmaklığın ardında, yargıçların önünde de yalnızsınızdır; karar verirken de; kendi kendinize karşı, ya da başkaları sizi yargılarken de yalnız.”

Kitabın bir diğer özelliği de içinde barındırdığı absürd unsurlardır. Fakat bu unsurlar kitabın akıcılığına ya da anlamsal bütünlülüğüne zarar vermemiştir. Tam tersi yazarın kullandığı absürt öğeler kimi yerlerde kitaba sembolik değerler bile katmıştır.

“-Her kim olurlarsa olsunlar insanlara sizi yargılamaları için fırsat vermeyin.”

Camus insan doğasını yansıtmayı seven bir yazardır. İnsanın bencillikleri, arzuları, ikiyüzlülüğü ve zaafiyetleri ile anlatır. Şu da vardır ki ona göre insan özgürlük içinde varoluşan, varoluştukça kendini daha iyi tanıyan bir varlıktır. Camus’un varoluştan kastı, insanın kendi özgürlüğüyle toplum içinde özerk bir şekilde kendini gerçekleştirmesidir. “Düşüş” Camus’un bu felsefesini en başarılı şekilde temellendirdiği yapıtlarından biridir. Yapıtta bireyselliği ön plana çıkarsa da yapıtın karakterinin iç konuşmalarında birçok toplumsal yön bulmak mümkündür. Romanı önemli kılan diğer unsur bu toplumsal yönlerin irdelenişi ve eleştirilişidir. İnsanın kendini gerçekleştirme isteği, toplumun ölüm karşısındaki tutumu, insanın mesleki duyarlılıkları ve yine toplum içinde düşmüş insana olan acıma hissi. Yazar tüm bu olayları kendi bakış açısıyla yorumlar.

-Ölüm yeterli ve her şeyi bağışlatan bir cezaydı kendi başına. Orada insan, can çekişmenin teri içinde kurtuluşunu (yani kesin olarak yok olma hakkını) kazanıyordu.

Albert Camus, her ne kadar varoluşçu bir yazar olarak anılsa da aslında olay ve olgulara hiçbir akıma mal edilemeyecek kadar geniş çaplı bakan bir yazardır. Bu yüzden de Düşüş’ü sadece egzistansiyalist bir eser olarak görmek yanlış olur. Onun düşünce ufkunun genişliği, olaylara bakmadaki objektifliği ve sorgulayıcı tavrı bize bunu ıspatlayan unsurlandandır. Belki de Camus’a nobel edebiyat ödülünü kazandıran şey onun bu tavrıdır.

12 Kasım 2014, Sanat Karavanı

http://goo.gl/uhbroC

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.