Bu Yazıyı Çalın!*

Bir tarafta içeriği metalaştırıp paylaşımını engelleyen telif/patent düzeni, öte tarafta herşeyi kuralsızca (ç)alıp paylaşan siber dünya…

Birkaç gün önce, Yeni Medya üzerine yaptığım sunumlarımı paylaşmak için kullandığım Slideshare.net sitesinde, Yeni Medya üzerine farklı sunumları bulmak üzere bir gezineyim dedim. Hemen her konuya ilişkin sunum materyalinin kullanıcılar tarafından paylaşıldığı sitede ilk rastladığım, ilginçtir, başka hesaplar altında paylaşılmış kendi sunumlarım oldu:)

Bilginin paylaşılarak gelişeceğine ve çoğalacağına inanan bir eğitimci olarak, ismim kullanılmadan da olsa farklı kişilerin hesapları üzerinden sunumlarımın paylaşılmasına üzülmediğimi aksine sevindiğimi belirten bir tweet attım ve kıyamet koptu!

Yanıt veren kimi arkadaşlar, sahibinin en azından ismini koymak inceliğini göstermemelerinin ayıp olduğunu söylerken, bir kısmı da sahibinin izni olmadan böyle bir içeriği kişinin kendisine mâl etmesinin düpedüz hırsızlık olduğundan dem vuruptepki gösterdi. Daha da ileri giden dostlar, söz konusu kişinin hesabının altına ‘yaptığını’ kınayan yorumlar bırakmışlar ve sonunda hesabın sahibi tepkilerin artması nedeniyle sunumu kaldırmış. Olay biraz durulduktan sonra, konuyla ilgili tartışmaları bir kez daha okudum ve (aynı şekilde düşünmesem bile) kimi görüş ve yorumlara hak verdim.

Bilgi ve içeriğin özgür kullanım ve paylaşımının insanlığın gelişiminde sıçrama sağlayacağına yürekten inanan ve bunun önündeki en büyük engelin mevcut telif/patent düzenlemeleri olduğunu düşünen biriyim. Kişisel olarak ürettiğim bilgi, düşünce ve içeriğin meraklılarıyla en kısa yoldan ve engelsiz ulaşması ve her şekilde paylaşılması için hiç bir kısıt koymuyorum. Bu olayda olduğu gibi, ürettiğim bilgi ve içerikten daha geniş kitlenin faydalanması, benim için o üretim ile ismimin ilintilendirilmesinden önce gelir.

Elbette herkes türlü nedenlerle benim gibi düşünmeyebilir ve düşünmek zorunda da değil. Kimileri için isminin öne çıkması önde gelir, kimileri için ise üretimin ticari boyutu. Ancak tüm bu üretimlerin meraklılarıyla nasıl buluşturulacağı hususu ise, bir düzenleme konusu ve bu düzenleme yapılırken yukarıda saydığım tüm seçenekler göz önünde bulundurularak üreten ve kitle arasında en hakkaniyetli sistem bina edilmeli. Halbuki, mevcut düzenlemeler, tüm üretimleri sadece ticari meta olarak ele almakta ve bunun dışındakileri sistem dışına itmekte. Diyelim bir müzik parçası yaptınız ve sizin için, bu parçanın isminizle anılması ve geniş kitlelerle buluşması, paradan önemli. Türkiye’de sizi bu halinizle kabul edecek bir müzik meslek birliği var mı, bilemiyorum.

Öte yandan, siber dünyadaki paylaşım kültürü öyle bir noktaya geldi ki, bu ortamda sunulan herşey, üreticisini hiçe sayar biçimde pervasızca kullanılmaya başlandı. Kişisel üretimlerimde bunda bir sakınca görmeyebilirim ama üreticiyi bu kadar hiçe saymanın da, hakkaniyetsiz ve hatta etik dışı bir durum olduğunu hepimizin kabul etmesi lazım. Tabii bu pervasızlığı yapan kullanıcılar, bu yaptıklarının etik dışı olduğunun bilincinde mi, o da bir tartışma konusu.

Toparlarsak, bilgi ve içeriğin kullanım ve paylaşımına ilişkin mevcut düzenlemelerle toplumsal bir ilerleme sağlayamayacağı çok açık. Çözüm ise, bilgi ve içeriği üretenlerin maddi-manevi faydası ile kullananların/paylaşanların sağlayacağı toplumsal fayda arasında hakkaniyetli bir denge kurabilen düzenlemelerde. Ama bunun kadar önemli bir diğer husus da, söz konusu hakkaniyeti ve etik anlayışı sağlayacak toplumsal bir bilinçlendirme oluşturmakta.

Siz en iyisi bu yazıyı çalın ve paylaşın

Bu yazı İsmail Hakkı Polat ’ın kendi blog sayfasından alınmıştır.

http://ismailhpolat.com/bu-yaziyi-calin/

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.