Nader az Simin ve çoklu perspektiflerin unutturduğu temel sorular

Akademi üyesi Mark Johnson, bir röportajında Bir Zamanlar Anadolu’da’nın neden Oscar’a aday olamadığını Türk sineması genelindeki analizi ile şöyle açıklamıştı: “Karakterleriniz genellikle neyi nasıl yapmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar. Kararsızlık yaşayan veya ikileme düşen bir karakter hatırlamıyorum.” Elbette akademinin verdiği ödüller, aldığı kararlar, duruşu; çoğu bilinçli sinema izleyicisinin popülist olarak kabul ettiği ve akademiyi olduğu gibi kabul edip, gereğinden daha fazla değer vermedikleri bir şekilde değerleme yapılabilir ancak sinemayı biliyorlar ve analiz konusunda da yetenekliler. Dolayısıyla Mark Johnson’ın da dediği gibi karakterlerin içsel çelişkileri ile güçlenmiş, ikilemlerden beslenerek çevresel faktörlerin yanı sıra insan psikolojisinin de sinemada kendini göstermesi, bir sinema yapıtına çok büyük artı kazandırıyor. Bir Zamanlar Anadolu’da bu yüzden ödüllere aday olamadı belki de. Ancak yan komşudan “A Separation” en büyük ödülleri toplamayı bildi barındırdığı derin karakterleri sayesinde.

Ashgar Farhadi, beşinci uzun metraj filminde İran Yeni Dalgası menşeili olsa da biraz daha sistemi kabullenip minimal düzeyde eleştiriye yönelmiş. Sistemi sorgularken bunu popülist bir retorikle yapmayan İran sineması, ‘Bir Ayrılık’ ile rejim sorgulamasını bambaşka bir yöne çekerek evrensel adaleti kovalayan Ashgar Farhadi’nin gerçekçi trajedisine sahne oluyor. Başından itibaren belli olan mevcut düzen sorgulamasını biraz daha zorlayarak yapmaya çalışırsak karşımıza Simin’in ailesini yurtdışına kaçırmaya çalışmasının yanı sıra Nadir’in Alzheimer babasını bırakıp gidemeyecek kadar köklerine bağlı olmasının da metaforik anlamları olduğu çıkarılabilir. Sadece babasının ağzından çıkacak bir çift söz için daha iyi bir hayata sahip olacaklarını düşünen karısına karşı çıkarak kızıyla birlikte kalmaya çalış Nadir, tam olarak İran’ın köklerinin derinliğini ve hala geleceğe umutla bakılabileceğini gösteren sinemasal bir duruşun tasviri. Ancak bu umudun, gitmeme kararı alınmasının ardından gelişen olaylar ile kaybolmaya başlaması da bazen romantik davranmanın yarardan çok zarar getireceğini gösteriyor.

Çoklu perspektif, sinemada genelde çapraz veya paralel kurgular ile gerçekleşirken, ‘Bir Ayrılık’ olay örgüsüne bağlı giderek bu işi başarılı diyaloglar ile ve her karaktere hakettiği süreyi tanıtarak yapmayı tercih ediyor. Orta-üst sınıf bir aileye odaklı olan hikayenin içerisine müdahil olmak zorunda bırakılan ‘ezilen alt sınıf’ insanlarının her birinin karakteri derinlemesine analiz edilebilir vaziyette. Düşük gelir düzeyi ve dindar çevre ile yoğrularak boyundan büyük işler yapmak zorunda bırakılan insanların, haklarını arama çabaları kadar bulundukları çevre sebebiyle gerçekleştirdikleri davranışlardaki tezatları da görülebilir kılıyor film. Alt açıdan bakıldığında yukarıya duyulan öfkeyi Raziye’nin işinden kovulmuş olan kocasında görebilirken, üst açıdan bakıldığında da Nadir’in evinde çalıştırdığı kişinin arkasından ilk iş olarak para dolabını kontrole gitmesi de çoklu perspektifin sadece iki yanını gözler önüne seriyor. Genel plandan okunmaya çalışıldığında ise ‘Bir Ayrılık’ her karakterinin iyi ve kötü rollerinin gerçek hayatta bu kadar kesin çizgilerle belli olmadığını anlatıyor. Bir iyi karakter var ise karşısında her zaman kötü bir karakter vardır. Ancak o iyi, neden iyidir veya kötü karakterden daha iyi olduğunu nereden bilmektedir? İyi ile kötü kavramının kişiden kişiye değişebildiği gibi zamandan, mekandan ve hatta olaydan dolayı da değişebileceği su götürmez bir gerçek iken bunu belli çizgiler ile net bir şekilde belirtmeye çalışmak adil değildir. Orta-üst sınıf bir insan ile alt sınıf bir insan arasındaki davada olan gelgitler, hikayenin farklı parçalarını farklı karakterlerden alıp diğer karakterler ile aynı zamanda öğrenen izleyiciyi, iyi ile kötünün sürekli yer değiştirdiğine ikna edebiliyor. Hal böyle olunca hayatta olduğu gibi ‘Bir Ayrılık’ta da bağımsız gibi görünen ancak birbirinin içine fazlasıyla girmiş ‘bağımlı bileşenler’, iyi ile kötünün veya doğru ile yanlışın öneminin kaybolmasına sebebiyet verebiliyor.

Tüm karakterler ile birlikte sürekli süprizler karşısında şaşıran, umudunu hiç yitirmeyen, sürekli olarak kimin suçlu kimin suçsuz olduğu hakkında fikir üretmeye çabalayan izleyici, cevapları birer birer alırken, açılış sahnesindeki tartışmanın sonucunu göremiyor. Film boyunca öğrendikleri ile artık perdedeki karakterler ile birlikte yaşamaya başlayan izleyici, aslında en kritik soruyu unuttuğunun farkında değil bile olmuyor: Nadir ve Simin boşandıklarında, kızları Termeh kiminle kalacak?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.