cosmopolitan

Herhangi bir alt geçitteki herhangi bir yürüyen merdiveni romantik kılan tek şey duvarda yazan “öğrenmek karşılaşmaktan geçer” yazısıdır. Aynı noktadan hayatım boyunca binlerce kere, binlerce farklı ruh haliyle geçsem de bu kural aynıdır, en azından benim için. Her ne kadar yürüyen merdivenlerin ince çizgileri ve kenarlarındaki sarı şeritler günümü mükemmelleştirmese de, karşılaşmak mükemmelleştirir.

8 Kasım 2018, arkadaşımla sushi yiyip sonrasında Cosmopolitan içerek Carrie Bradshaw olabileceğimi sanmamın ertesi günü… Benim yaşadığım İstanbul’un Carrie’nin yaşadığı New York’tan neyi eksik diye düşünüyorum. Cosmopolitan, Marlboro Lights paketi veya 90'lı yıllar olmadığı kesin. Asıl eksikliğini yaşadığımız şey, çok az karşılaşıyor olmamız. Hatta bazen hiç.

Neden bilmiyorum ama yuvarlak masalarda oturup yemek yiyen insanları izlemeye bayılıyorum. Her zaman içimden çığlık atıp keşke benim de aynı sükunette buluşup herkesi görebileceğim şekilde yemek yiyip muhabbet ettiğim anlar olsa diyorum. İşte bu, ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm karşılaşma şekli. Eksikliğini duyduğum şeyin basitliği beni zaman zaman yaralıyor ama biliyorum ki, yuvarlak masa sükuneti yakalanması çok da kolay bir şey değil. Ama öğrenmek kolay. Coldplay’in Parachutes albümünden bi şarkı çaldığında karşımdakinin heyecanını paylaşabildiğimde veya içtiği kahvenin kokusundan aşırı memnun birine ortak olabildiğimde öğreniyorum. Neyi mi? Cosmopolitan içmenin Carrie olmaya yetmeyeceğini, romantik duvar yazılarının doğruluğunu, Parachutes albümünün Coldplay’in en iyi albümü olduğunu ve kahve çekirdeğinin önemini.

8 Kasım 2018, öğrenmek karşılaşmaktan geçiyor, yuvarlak masalar olmasa bile.

cheers!
sena·
1 min
·
3 cards

Read “cosmopolitan” on a larger screen, or in the Medium app!