Online dünyada eğitimin geleceği

Geleneksel öğrenme deneyimi, belirli bir mekana, bir müfredata ve eğitimcilere bağlı olarak sürdürülen ve bunun dışındaki yöntemlerin “yardımcı” olarak tanımlandığı bir sistem. Online eğitim kaynakları da bu sistemde yardımcı eğtim kaynaklarının başında geliyor. Peki günümüzde internet erişiminin çok daha kolay ve ucuz bir hale gelmesiyle, artık geleneksel eğitim sisteminin yerini alma noktasına eriştiğini söyleyebilir miyiz? Acaba bu yöntemler eğitim kurumlarına bağımlı ve neredeyse 5 bin yıllık geleneksel deneyimi değiştirmek için yeterli mi? Yoksa bizimkisi sadece geçici bir heves mi?


Sümerler tarihte yazıyı ilk keşfeden uygarlık olmalarının yanında milattan önce 3.200 yılında sistemli ve kurumsal eğitim geleneğini de oluşturan topluluk olarak kabul edilirler. Takvim, ölçüm, matematik, geometri ve edebiyat dallarında ilk olarak tarihteki yerlerini alırken, oluşturdukları bu sistem etraflarındaki diğer topluluklar tarafından da miras alınmıştır. İlk olarak da bu dönemde belirli mekanlar eğitim kurumları olarak kullanılmaya başlandığı düşünülmektedir.

Atina Okulu (Scuola di Atene) — Raffaello Sanzio

Bundan sonrasında da bütün bir tarih boyunca, eğitim için hep bir mekana bağlı kalınması ihtiyacı var olmaya devam etti. Hatta bu mekanlar gerek konumları, gerek isimleri, bazen de o kurumlarda eğitim veren eğitmenler açısından değerli olup, marka haline geldiler. Müfredatlar, farklı sınıflandırma sistemleri, sınavlar, uzmanlık alanlarına dayalı verilen eğitimler, yayınladıkları kaynaklar, kitap ve makaleler de bu kurumların ayrılmaz birer parçası oldular. Peki bu eğitim için gerçekten de yeterli miydi? Eğitim kurumlarının çok hızlı bir şekilde dünyanın her yerine yayılması gerçekten de bizim için bir kazanç oldu mu? Ya da bu durumdan ne kadar fayda sağlayabildik?

Bugün dünya genelinde de bu durum ciddi olarak sorgulanıyor. Eğitim sisteminin gerçekten de bizi dışarıdaki dünyaya hazırladığına ya da bize bir meslek kazandırıp kazandırmadığı konusunda ciddi kuşkularımız var. Etrafımızda eğitim hayatını bambaşka bir disiplin üzerinde tamamlamışken, şu an çok farklı bir alanda meslek sahibi olan ve bu konuda kendini çok iyi bir şekilde yetiştirmiş bir çok kişi tanıyoruz. Bu insanlar aldıkları eğtim konusunda gerçekten yetersiz miydiler, yoksa ta en başta yanlış mı yönlendirilmişlerdi?

Çok okuyan mı yoksa çok gezen mi?

Zapp Ailesi

16 yıldır dünyayı gezen Zapp ailesinin bir röportaj sırasında, çocuklarının eğitimiyle ilgili soruya verdikleri cevabı sanırım hiç unutamayacağım:

Bir kitapla büyünce, kitabın dışını göremiyorsun. Ama dünya bir kitap değil, dünya yuvarlak bir gezegen. Biz Everest’i görmeye gittik, Çin Seddi’ni görmeye gittik, dünyanın tüm tarihini görmeye gittik. Ve doğayı da. Volkanları, Afrika’da hayvanların göç yollarını, okyanusları, yağmurları, her şeyi… Bir de her şeyi deneyimlediklerini hayal edin. Kitabın önünde oturmuyorlar. Çok şeyi deneyimliyorlar. Daha meraklılar, daha dışa dönükler, daha özgüvenliler.

Durumun ütopik tarafını bir tarafa bırakacak olursak aslında herkesin bu durumu ciddi olarak sorguladığını fark edeceksiniz.

Araştırma teriminin tarihsel değişimi

Bugün etrafınızda, yukarıdaki koca kara kitapların ne işe yaradığını anlamayacak o kadar çok insan var ki… Herhangi bir konuyla ilgili araştırma yapmak istediğinizde ilk başvuracağınız kaynak:Google. Öyle ki, araştırma kelimesinin yerine çoktan Googlelamak (Googling) kelimesi kullanılmaya başlandı. Şu an arama motorlarından erişemediğimiz hiçbir şey yok sanırım. Neredeyse her konuda bir forum bulmak mümkün. Bu forumlar o kadar yetkin noktaya geldi ki, orada ne kadar aktif olduğunuz bilgi düzeyinizi göstermenin bir ölçütü oldu. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, eğitimini aldığı meslek yerine bambaşka bir sektörde iş hayatını devam ettiren bir çok insan var ve bunların hiç de azımsanmayacak bir çoğunluğu istedikleri mesleği öğrenebilmek için internete başvuruyor.

Bir enstrüman çalmaktan, yazılım ve tasarım konularında kendinizi geliştirmeye; yemek tariflerinden, elektronik aletlerin yapımına kadar hemen hemen her konuda size baştan sona bu işi öğretecek binlerce görsel ve yazılı kaynak, her seviyede bu konuların uzmanı olan insanlarla iletişime geçebileceğiniz onlarca platform var. Bunların bir kısmı dağınık bir şekilde Youtube ya da Vimeo gibi sitelerde bulunuyorken sistemli ve bir program dahilinde verilen eğitimlere Lynda, Udemy, Udacity gibi sitelerden de erişmek mümkün. Hatta Coursera gibi bazı platformlar, çeşitli üniversitelerden eğitimcilerin verdiği düzenli bir programla adeta diplama niteliğinde sertifikalar sunuyor. Bunun yanında, Harvard ve Oxford gibi daha birçok hatırı sayılır eğitim kurumu da, kendi web sitelerinden online olarak uzaktan eğitim hizmetleri sunuyor.

Online eğitim, geleneksel eğitime rakip mi?

Gelin bu iki farklı öğrenim kanalının güncel rekabet olasılığını maddeler halinde inceleyelim:

1- Kaynakların güncelliği

Geleneksel eğitimin en önemli materyali kitaplar. Birden fazla yazarın bir araya gelerek kendi alanlarındaki uzmanlıklarıyla katkı sağladıkları, devlet kurumları tarafından incelenen ve uygunluğu ve doğruluğu tescillenen kaynaklar. Peki bu kaynakların güncelliğini kim, nasıl kontrol ediyor? Ya da gerçekten yeteri kadar hızlı güncellenebiliyor mu?

Online eğitim kaynaklarında böyle bir sorunla karşılaşmıyoruz. Eğitimin ne zaman yayınlandığı, ne zaman güncellendiği gibi konularda kolaylıkla bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Dünyanın herhangi bir yerinde yayınlanan yada güncellenen kaynağa aynı anda erişebiliyoruz.

Eksik ve ya yanlış bilgi içeren bir kitabın düzeltilmesi için ortaya çıkan problemler, online eğtim materyallerindeki hataları düzeltmek için harcanacak eforla karşılaştırılamayacak kadar fazla.

2- Eğitimcinin yeterlilik düzeyi

Bu etken de aslında, güncellenebilir kaynaklarla benzer sorunlara sebep oluyor. Bir konuda çok önemli bir otorite olabilirsiniz. Ancak, teknoloji çok hızlı gelişip, değişiyor. Bu değişimlerden haberdar olmanız, özellikle mesleki eğitimlerde çok daha önemli olabiliyor. Eğtimci olarak söz sahibi olduğunuz bir konuda iki sene içerisinde hiç tanınmayan biri haline dönüşebillirsiniz. Bir eğitimcinin kendini bu konuda güncel tutabilmesi, tamamen o kişinin insiyatifine bağlı.

Online eğitim kaynaklarında farklı alanlardaki bir çok insandan faydalanabilmek, geleneksel eğitim sistemlerine göre çok daha kolay olabilir. Bu durumda geleneksel eğitim sisteminin, öğrenci değil eğitimci odaklı olduğunu söyleyebilir miyiz? Daha öğrenci odaklı bir eğtim sistemi için neden öğrenci seçme sınavları yerine eğitimcileri seçebileceğimiz bir teknoloji bize daha doğru bir yol sunamaz mı?

3- Eğitim kurumlarının lokasyona bağlı erişilebilirlik sorunları

Her yıl farklı kriterlere göre dünyanın farklı yerlerindeki en iyi eğtim kurumları listeleniyor. Seçilen ilk 10 üniversiteden birisinde eğitim almak istemeyecek hiç kimse yoktur. Geleneksel eğitim sisteminde bulunduğunuz bölge veya ülke haricindeki bir eğitim kurumundan eğitim almanız, oradaki eğitim, barınma ve seyahat giderlerinizi karşılayabilmeniz açısında büyük bir sorun oluşturabiliyor. Ancak bunun için Harvard’dan, MIT’ye kadar bir çok üniversite uzaktan eğitim olanakları sunuyor. MIT gibi bazı üniversiteler de kendi ürettikleri kaynakları internet üzerinden erişime açıyor. Artık bilginin tekeli olmaktansa, onu açık olarak topluma sunan bir kurum olmak herkes için daha önemli hale geldi. Bu da aslında bulunduğumuz alanla sınırlı kalmamamızı sağlıyor.

4- Kişisel öğrenme farklılıklarından doğan gereksinimler

Bugün bütün eğitim kurumlarında yaş gruplarına ve psikolojik gereksinimlere göre tespit edilen genellemelere dayalı olarak bir müfredat belirleniyor. Ancak, her bireyin kendi kişisel öğrenme deneyimi bu genellemelerle uyuşmayabilir. Bu durum ne yazık ki dikkate alınmıyor. Geleneksel eğitim sistemiyle bunu sağlayabilmek çok zor hatta mümkün değil. Ancak bu farklılıklar, bazen bireyin gelişimini olumsuz bir şekilde etkileyebiliyor. Bambaşka bir alanda başarılı olabilecek birinin, tamamen sistemin dışına savrulmasına sebep olabiliyor. Online eğitim deneyimiyle kişisel öğrenme farklılıklarına uygun, hatta mesleki eğitimlerdeki farklılıklara dayalı, öğrenci odaklı bir sistem inşa etmek çok daha kolay. Farklı ihtiyaçlara göre farklı programlar ve eğtim materyalleri hazırlamak, geleneksel eğitim sisteminde hem daha maaliyetli hem de, kontrol edilebilmesi çok daha zor.

Bilginin doğruluğu ve gerçekliği

Sonuç olarak, online eğtim sisteminin tam olarak gelişimini tamamlayabildiğini söyleyebilmemiz için çok erken. Hala internette eriştiğimiz bilginin %100 doğru olup olmadığı konusunda emin olabileceğimiz bir yapıya sahip değiliz. Arama motorları kullanıcılara doğru bilgileri sunabilmek için, sonuçların gösterilmesinde bu bilgilerin doğruluğunu test edecek çeşitli algoritmalar kullanıyorlar. Wikipedia gibi erişime ve düzenlemeye açık bilgi kaynaklarıyla da, doğru bilgiye herkesin ortak katkısıyla ulaşılmaya çalışılıyor. Ancak geleneksel eğitim kaynaklarındaki gibi bir kontrol mekanizmasından bahsetmek çok zor. Gelecekte de böyle bir mekanizmanın gelişebileceğini söylemek internetin doğasına aykırı olduğu kanaatindeyim.

Aslında bu konuda yazılım dünyasındaki gelişimin bilgi kaynaklarının kontrolüne örnek teşkil edeceğini düşünüyorum. Yazılım dünyasında yeni geliştirilen bir teknolojiyle ilgili herkes o konuda uğraşmaya ve geliştirmeler yapmaya başlıyor. Bir süre sonrada, topluluk içerisinde yavaş yavaş standartlar oluşmaya başlıyor. Herkesin ortak katkısıyla, standartlar, bilgi kaynakları, dokümantasyonlar oluşturuluyor. Aslında ortamdaki şartların değişimine ve ihtiyaçlara göre kendini güncelleyen, gelişmeye açık organik bir yapı var.

Bilgiye erişim kolaylığı, ve yeni bilgi birikimlerinin oluşması, geçtiğimiz binlerce yıllık insanlık tarihinde hiç bir zaman yaşadığımız yüzyıldaki kadar hızlı ve kolay olmadı. Öğrendiğimiz bilgilerin eskime hızı günlerle ifade edilebiliyor. Artık kuşak farkından bahsederken, bizden sadece 5–10 yıl daha genç olanlardan bahsediyoruz. Aradaki bu uçurumları oluşturan en önemli etken de, bilgiye erişim olanaklarımızın farklılığı.

Bugün online eğitim olanakları bize, eğitim konusunda ciddi bir alternatif sunuyor ve kurumlara bağlı olmak zorunluluğundan bizi kurtarıyor. Dört duvar arasına sıkışmadan, dünya üzerinde yaşayarak öğrenmek size çok ütopik geliyorsa; yaşlılara, işe gitmeden, bilgisayar başında bir ekrana bakıp klavyede birşeyler tuşlayarak para kazanabildiğinizi anlatmaya çalıştığınızda, onların yüzlerindeki şaşkınlıklığa bir daha bakın.

Daha iyi olmaya çalışmayan iyi olarak da kalamaz.
–Oliver Cromwell

Originally published at blog.designedbysherpa.com on October 31, 2016.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.