Şehadet — Merkez Mahal

Ebedi Yaşam Deneyiminin Merkezi

Gözün Gördüğünü Gören Gözün Sahibi Olan Varlığın Bulunduğu Yer — Tam Bulunduğunuz Yer

Kendimizle ve Tanrı ile aramızda hiçbir mesafe yoktur, ancak kendi içimizde farklı farklı unsurlara veya bütüne odaklanmış halde olabiliriz. Odak hareket eden bir olgudur. Ancak odağı yönettiğimiz bir merkez mahal vardır. Bu merkez aynı zamanda Varlığımızın da Ebedi ve Esas merkezi olarak görülebilir.

Ancak odaklanma da kendi içinde bazı çatallanmalar yaşayan bir konudur. Ebedi odaklanma ile ömürlük odaklanma arasında fark vardır. Varlığımızın merkezi enkarne olduğunda bir ömüre odaklanır ve bu ömürlük birim kendi odağına sahiptir. Ayrıca aynı anda bir çok şeye hem aktif, pasif, bilinçli, bilinçdışı, istemli ve istemsiz olarak odaklanabilmek de mümkündür ve Bütüncül farkındalığın temelindedir. Genellemeler ile basitleştirebileceğimiz bir konu değildir ancak bu yazıda özellikle varlığımızın daima var olan ömrümüzün çerçevesi dışında kalan şeyleri de görebildiğimiz ilk ve ebedi Şehadet Mahaline odaklanmak istiyorum.

Bununla birlikte bir çok mahale de eşzamanlı olarak odaklı halde bulunabiliriz. Yoga’daki Çakralar ve Kabala’daki Hayat Ağacı Sefirotları bu mahalleri tayin etmek içindir.
Yaşamsal Varlık ilk varolduğu andan itibaren deneyimler. Her deneyime şahit olur.
Varlığın ilk şahit olduğu deneyim haliyle varoluşudur.

Manevi Şifa ve Ruhsallığın her alanında kimlik ve varlık bunalımını çözebilmek için bu merkez mahali çok iyi bilmemiz ve bu mahalden kendimizi bilmemiz ve anlamamız gerekir.

Hepimiz içimizin de içinde bulunan Ebedi Yaşam Deneyiminin Merkezinden, dışarıyla birlikte içeriye de şahit oluruz.

Yani dışarı baktığımızda içimiz üzerinden görüyoruzdur. Bu çoğu kişi tarafından kişilerin ve olayların kişiye kendini aynalaması olarak anlaşılmıştır ancak bu anlayışta kategorik bir yanlış vardır. Olaylar ve kişiler kendi irade, etki-tepki, neden-sonuç ve diğer olgulara göre davranırken, biz merkezimizin içinden dışarı baktığımızda içimizi de dışarıyla birlikte görüp, dışarda olanı içimizde bulunan yapılara göre algıladığımız, yorumladığımız, değerlendirdiğimiz ve anladığımız için bize bu bir yansıtma olgusu olarak gözükse veya anlaşılsa bile durum farklıdır. Aslında dışarda ne olursa olsun içimizde olan hep bizimle biz kendimizi ve içimizi değiştirene kadar aynı kaldığı için böyle görülüp anlaşılmaktadır.

Kendi içsel durumunu temizleyen, tertipleyen, onaran, sağaltan, dönüştüren, alan açan birisi için hayat görüsü çok daha farklıdır. Şifacıların kesinlikle Aynalama illüzyonuna/sanrısına kapılmaması gerekir. Psikoloji’de danışmanların, analistlerin ve terapistlerin kendi çözemediği içsel problemlerini danışanlarında da gördüğü gözlemlenmiştir. Çünkü dışarıya odaklandığımız yer ve zamanlarda da kendimizi daima görüyoruz.

Bu olguyu temizleme ve sağaltmamız Bütüncül Şifa ve Simya/Yoga ile mümkündür.

Bu olgunun varlığının yoğun olması aslında bizim içsel yoğunluğumuza işaret eder. Bu durumda içsel ile dışsal arasında bulunan katmanların opaklığı, rengi ve matlığı üzerine çalışmamız gerekir. Bütüncül Durugörü aslında tam olarak da bu konu ile ilgilidir.

Gözlüğümüzün camı çatlaksa bu çatlağı hep görürüz.
Gözlüğümüzün camına damlalar düşmüşse damlaları görürüz.
Camda boya varsa boya, çizik varsa çizik, filtre varsa filtre, buhar varsa buhar, nem varsa nem, çamur varsa çamur, toz varsa toz görürüz.
Gözlüğümüzün camı ile gözümüz arasındaki ve gözlüğümüzün camının ötesindeki ışık, boşluk ve havayı da görürüz.
Gözlüklerimizin camının hem içinde hem de dışında yüzeyleri ve bu iki yüzey arasında saydam bir materyali vardır.
Bütüncül gözümüzün gözlüğünün/penceresinin camının ise bir çok yüzü ve çerçevesi vardır.

Çoğu kişinin inanç ve yaşam tarzının aksine asıl deneyimimizde içimizin sınırından dışarıdaki nesnelere, kişilere ve olaylara bakmayız. En basitinden nesnelerin yansıttığı ışık gözümüzün merceğinin fiziki yapısından dolayı tersleşir ve beyinde bunu düzeltiriz. Haliyle aslında gören gözümüz değildir, şuurumuzdur. Görmek bütüncül bir olgudur ve her organın bunda bir payı vardır, gözün görevi ışığı içeri almaktır. Gözümüzü kaybetmeden de görme engelli olabiliriz, gözü çıkarılmamış veya zarar görmemiş görme engelliler de vardır, bu kişilerin gözleri de vardır ancak görme sinirleri ve beyindeki görme bölgeleri atıl, oluşmamış, gelişmemiş veya zarar görmüş olabilir. Ayrıca görme engellilerin rüya görmesi de mümkündür.

Manevi, Ruhsal ve Bütüncül Körlüğün anlaşılması için bu konu üzerine iyi düşünmek ve kapsamlı bir şekilde anlamak gerekir.

Bu yüzden dışarıya baktığımız her zaman içimizde bulunan algı, anlayış, sezgi, duyu mekanizmalarından geçer.

Burada odaklanma hem sınırlarımızın içine hem de sınırlarımızın dışına dönük olabilir. Buradan yapılan odaklanma varlığımızın en içindeki merkez ile en dışındaki sınırına ve ötesinde görünen görünmeyen bütün evrene kadar kapsayıcıdır. Ancak algıda ve işlemde sınırlar vardır ve her şey bilincin yüzeyinde bulunmaz.

Sonsuz bir varlığın sonsuz merkezi vardır.
Ancak Negatif Sonsuz ile Pozitif Sonsuzu içeren bir doğrunun merkezi/orjini 0'dır. Aynı şekilde sayı doğrusunda -1 ile +1 arasında bir doğru parçasının orta noktası 0'dır.
“0 ile 1” veya “1 ile 1,1” gibi iki ardışık değer arasında da sonsuz sayıda değer vardır.

Bu mahalin sınırlarını belirleyen bir çok çerçeve ve bu mahalden dışarı gösteren bir çok pencere (gözlük camı) çeşidine rastlayabiliriz. Enkarnasyon deneyimimiz çok boyutluluğu ile bütüncül bir çerçevenin içinden aktif bir şekilde deneyimlenerek yaşanır ancak Ebedi Varlığımız için . Bedensel, Enerjisel, Duygusal, Zihinsel, İradi, Kadersel, Ruhsal, Evrensel, İlahi ve diğer planları deneyimlememizi ve şahit olmamızı sağlayan her bütüncül yapı birbiriyle bütünleşebilen birer penceredir. Bu aslında Yoga’da Çakralar/Çarklar olarak anlatılan bir husustur. Ancak Çarklar döngüsel ve lineer zaman ile ilgili olduğu için çokboyutlu Saatler, Takvimler ve Zamanlayıcılar gibi de çalışır. Hepsinin içinde türlü türlü alet, edevat ve eşya ve mekanlar bulunur Her çakra toplumsal ve evrensel manevi alan ve mekanlara geçiş yapılan bir kapı olduğu kadar kişisel manevi alan ve mekanları da ihtiva ederler. Bütün hepsi Merkez Mahal’de bütünleşebilir. Burada sadece Gözlük ve Pencere analojisinde (benzetme/teşbih) kalmak doğru değildir. Kapsam bütüncül olduğu için çok daha geniş, derin ve detaylıdır, bu yüzden analojilerden öteye giderek olduğu gibi görmek ve anlamak önemlidir.

Gözlük veya Penceredeki Cam ve Çerçeve benzetmesinin yanı sıra aynı zamanda Sanat Eserlerindeki Fikir, İçerik, Form, Malzeme, Medyum (Tuval, Boşluk) ve Çerçeveye dair de bir benzetme yapabiliriz.

Yaptığımız ve yaşadığımız her şey ile Şarkı, Roman, Hikaye, Şiir, Film, Animasyon, Resim, Heykel ve Sanatın bütün formları ile karşılaştırabileceğimiz Hayat eserleri de ortaya çıkararız. Bir ömürde yaşadığımız karakterimiz gayet çok boyutlu ancak renkleri değişebilen ve hareket edebilen (Animasyon) bir Heykel’e benzetilebilir. Çünkü bu karakter gençlikte farklı, yaşlılıkta farklı niteliklere ve yapıya sahiptir. Her ömrümüzde Ruhumuzun Müzesine birden çok eser koyduğumuz düşünülebilir.

Eğer bu mahalin içsel ve dışsal sınırları saydam ve temizse içimizi ve dışımızı net algılarız.

Bu Ebedi ve Esas Merkez Mahaldeki odaklanmamız sadece bu merkezle sınırlı değildir, hem en içeri hem de en dışarıyı kapsayarak bütüncül bir kapsama sahiptir.
Maneviyatta bir şeyin başka bir şeyi kapsayabilmesi için ondan daha büyük veya daha çok sayıda olması gerekmez. (Hipotez)

Burası öldükten sonra da doğmadan önce da yaşamaya devam eden varlığımızın merkezidir. Burası Tanrı ile kavuştuğumuz mahaldir. Burası tam olarak ilk varolduğumuz andan itibaren ebediyet boyunca her zaman bulunduğumuz ve sonunu tayin edemediğimiz bir süreçte varlığımız devam ettiği sürece varlığımızın bulunduğu ve her deneyime şahit olduğu merkezdir.

Varlık Merkezimiz sadece Bilinç, İrade, Akıl, Ruh veya Beden unsurlarından oluşmaz. Haliyle bu mahale odaklandığım zaman bu mahalin doğasına özel bir Bütüncül yapı bulunduğunu gözlemliyorum. Bunu hiçbir şey ile sınırlandıramayız ve buraya toplumsal bir çaba ile yoğunlaştıkça bu mahal ile ilgili daha bir çok yön ve bileşen keşfedebileceğimizi düşünüyorum.

Her şeyi buradan deneyimliyoruz. Haliyle buradan bakıyoruz ve görüyoruz, buradan duyuyoruz ve dinliyoruz, buradan dokunuyoruz ve hissediyoruz, buradan tadıyor ve sindiriyoruz, buradan kokluyor ve içimize çekiyoruz. Burada haliyle sadece bedensel duyularla sınırlı değiliz.

Günümüzde insanlar bu mahale tam olarak merkezlenmediği için nasıl algıladığını ve anladığının tam olarak farkında değildir. Burada Ebedi bir Zaman akışı vardır, doğmadan önce de buradaydık, öldükten sonra da burada olacağız, ancak şu an içinde yaşadığımız ömürde bedenimize merkezlenen bir odaklanma içindeyiz. Ancak zihnimizle geçmişe veya geleceğe gidebiliyor, geçmişimizi ve geçmiş yaşamlarımzı hatırlayabiliyor, buna dair yaşanan olayı değiştiremesek bile yorumlarımızı değiştirerek manevi ve hayati bütünlüğümüzü şifalandırabiliyoruz.

Ancak burada Bedeni daha iyi tanımlamak gerekir. Keza zihnin de bedeni vardır, bedenin de zihni vardır. Madde bedenimizin anatomisi kadar maneviyatımızın ve ruhsallığımızın da bütünleşik bir anatomisi vardır. Bu konuyu Bütüncüllük başlığında ele alabiliriz. Zihnimiz, şuurumuz veya ruhsal bedenimiz madde bedenimizi terkedip duvarlardan geçip evrenin başka bir yerine gidebiliyor mu? Ancak bu görünür alemden farklı olabiliyor ve imgelem devreye girebiliyor. Uyuduğumuzda rüya gördüğümüzde bedenin içinde miyiz, yoksa dışında mı? Bu da cevabını bulmamız gereken önemli bir muamma.

Ancak bulunduğumuz yerden uzakta bir kişiye şifa gönderebiliyor veya Madde Bedenimizin sabit kaldığı yerde Ruhsal Bedenimizi ayrıştırıp yanına giderek şifa süreçlerini gözetebiliyoruz. Fiziksel gözümüzle gördüğümüz değişmese bile o kişinin alanına girebiliyor, onun bütüncüllüğünü algılayabiliyor ve şifa çalışmaları yapabiliyoruz.

Şifa çalışmalarında niyetlerimizin ve taleplerimizin gerçek olduğuna şahit olmamız gerekir. Tanrı Şifa işleri sırasında muradınca ettiğimiz dualarımızı ve taleplerimizi onaylar ve biz gerçekleşmesine odaklanıp şahit olduğumuz süreç içinde gerçekleştir.

İslamiyet Bağlamında Merkez Mahal

İslamiyette bu mahal ile ilgili olarak Kelime-i Şehadet şartı ile birlikte “Size şah damarınızdan daha yakınız.” ayeti ve Şehitlik Mertebeleri düşünülebilir.

Dünya’nın kendi ekseni etrafına döndüğü yerde Güneş’in çevresinde eliptik bir yörüngede seyrettiği ve Güneş’in de Galaktik Sarmalın merkezinde bir yörüngede seyrettiği ve Galaktik Merkezin de daimi olarak bir yön içinde hareket ettiği düşünülürse ve Mekke’deki Kabe kadar burası da Ebedi ve Evrensel Yaşam boyunca Esas Kıble ve Secde Mahalli olarak görülebilir.

Çünkü Tanrı tam olarak bu mahalde bizi hem merkezden sınırımıza hem de evrenin sınırsızlığından sınırlarımıza kadar aynı anda çepeçevre kuşatabilir. Böylelikle bu mahalde Tanrı ile tam bir kavuşum sağlayabiliriz.

Eğer Rüku ölüm anında Ruhun doğrularak Bedeni terk etmesi olarak anlaşılıp, ikinci Secde anne rahmine giriş olarak görülürse, ilk Secdede bu Merkezi Mahale bir dönüş vardır.

Namaz kılarken merkezlenilmesi-bakılması-odaklanılması gereken yer ve Tanrı’nın huzurunda Tanrı’ya döndüğümüz yönün burası olduğunu düşünüyorum ve çünkü bu noktada Tanrı ile kavuşum olduğu için İlahi Nur buradan hayatımıza ve evrene akar.

Aynı zamanda bu konu Şehitlik Mertebelerinin de manevi bağlamda ne olduğunu açıklar. Şehitlik Tanrı’nın nasıl olduğunu, İlahi ve Evrensel yasaları deneyimleyerek bilmeyi ve anlamayı da içerir. İlahi Deneyimler yaşayıp irfan edinen ve bu irfanı paylaşabilen kişiler haliyle Şehitlik Mertebelerinde yükselme veya kapsam kazanımları yaşarlar.

Bu Merkez Mahal’e yolculuk, burada Tanrı ile Muhabbet ile birlikte İlahi deneyimler yaşamak haliyle Hacc’ın manevi yönüne dahildir. Ancak Manevi Hacc daha kapsamlı olup Geçmiş Yaşamların Hatırlanması ve Şifalanması üzerinden kendini bilmek gibi başka konuları da içerir. Keza hatırladıkça ve şifalandıkça Hacc’da adım adım ilerleriz ve farklı deneyim türlerinin açılması için bize olanak sağlanır.