Sirkhet

Yarattığımızdan Kaçarken: Büyük İkilem

Image for post
Image for post

Çok değil bundan 15 sene önce hem arkadaşlarımızla konuşmamızı sağlayan, hem artık kullanmadığımız eşyaları satabileceğimiz hem de online etkinliklere katılabileceğimiz bir platform hayal bile edemezdik. Üstelik tüm bu saydıklarımız ve daha fazlası aynı yerde. Yazıyı okuyanların neredeyse hepsi Facebook’tan bahsettiğimizi anlamıştır. Tabii ki sosyal medya denilince sadece Facebook’la bitmiyor: Instagram, Twitter, Snapchat ve TikTok da en az Facebook kadar hayatımızın içinde. Hatta zaman zaman popülerlik konusunda birbirleriyle yarışıyorlar. Birbirleriyle yaptıkları işbirlikleri sayesinde üzerimizde sahip oldukları etkiyi arttırmanın peşindeler. Zamanımızın çoğunu bu platformlarla geçiriyoruz ve bu artık karşı konulamaz bir gerçek oldu.

Peki, konu artılar eksilere gelince sosyal medyayı nereye koyabiliriz? Netflix’in iki haftadır ilk onda yer alan kendi yapımı ‘The Social Dilemma’ bu konu üzerine kafa patlatıyor, hem de bu platformların içinden insanlarla. Yapımın çoğunluğu, daha önce bu platformlarda çalışmış yetkili kişilerle yapılan röportajlarla geçiyor. Öte yandan, sosyal medyanın hayatımızı ne denli kötü etkilediğini gösteren bir mini film de içeriyor. Filmde Amerikalı bir ailenin neredeyse her üyesinin teknolojiden nasıl kötü etkilendiğini görüyoruz. Bu kötü etkilerin içerisinde siyasal kutuplaşma, telefondan kopamama ve vücut algısının bozulması gibi örnekler var.

Filmin yanı sıra, önceden çeşitli sosyal medya platformlarında çalışmış üst düzey kişilerin açıklamalarına da yer verilmiş. Genel olarak bakıldığında onlar da yarattıkları şeyden korkar haldeler diyebiliriz. Hatta içlerinden Pinterest’in CEO’su Tim Kendall, iki çocuklu bir baba olmasına rağmen kendi kurduğu platformdan bir türlü ayrılamadığını da belirtiyor.

Belgeseli izledikten sonra kafanızda bir sürü soru işareti oluşması, şaşkınlık ve öfke hissetmeniz oldukça normal. Sanki bu platformlar oldukça kötü bir amaca hizmet etmeleri için üretilmiş gibi de düşünebilirsiniz. Aslında Facebook’un eski çalışanlarından biri olan ve beğen butonunun yaratıcısı Justin Rosenstein’ ın da dile getirdiği gibi bu platformların kuruluş amaçları çok daha pozitifti. Facebook’ u hatırlayalım, genç bir Harvard’lı olan Zuckerberg ve arkadaşlarının asıl amacı üniversitelileri bir araya getirmekti. İşler beklediklerinden çok daha büyük bir noktaya geldi ve şuan Facebook nedir diye sorsak 7'den 70'e herkes bunu bilir durumda. Bu kadar kontrolsüz büyüyen bir organizmanın yönetimi de hiç kolay olmasa gerek.

Facebook dışında Instagram’da da durum pek farklı değil. Kurulduğu yıldan itibaren giderek büyüyen kullanıcı kitlesiyle bu platform da içinde riskler barındırıyor. Milyonlarca takipçisi olan fenomenlerin kendi hayatlarından paylaştıkları ışıltılı hikayeler, dört dörtlük vücutlar, parlak ciltler ve lüks eşyalar herkesin sahip olabileceği şeyler değil. Üstelik bazen bunların hepsi sadece takipçi kazanabilmek ve beraberinde maddi gelir sağlayabilmek için yapılan sahte prodüksiyonlar bile olabiliyor. Sahte olması bu içerikleri tercih edilmez yapmıyor, aksine, her geçen gün milyonlarca insan o görüntülere daha da sıkı bir şekilde bağlanıyorlar. Tabii bu o kadar da basit bir süreç olmuyor, özellikle de ergenlik çağındaki bireyler için. Belgeselin içerisinde yer alan mini filmde de bahsedildiği üzere dış görünüşleriyle yoğun biçimde ilgilenmeye başlayan ergen bireyler, sosyal medyada gördükleri ‘neredeyse imkansız’ görüntülerin peşine düşüyorlar. Bu yüzden kendi doğal görüntülerinden uzaklaşıyorlar, hatta nefret ediyorlar.

Tüm bu zararları düşününce aslında insanların hala neden sosyal medyayı bu kadar yoğun kullandığını anlamak ilk başta zor olabilir; hatta saçma bile gelebilir. İnsanların alışkanlıklarına baktığımızda genel olarak göreceğimiz bir gerçek var: Zararlı olduğunu bilsek de bize zevk veren şeyleri yapmaktan kolayca vazgeçemeyiz. Hele ki bu alışkanlıklar, zevk vermenin yanı sıra fayda da sağlıyorsa, vazgeçmek oldukça zorlaşır. Beslenme alışkanlıklarımızı düşünelim. Şekerin, alkolün, sigaranın ne gibi zararları olduğu yıllardır uzmanlar tarafından anlatılır fakat; bu uyarıların hiçbiri ne bunları barındıran ürünlerin satışını engeller ne de insanların bu ürünleri tüketmesini. Şimdi bir de sosyal medyayı düşünelim. Eğer bu platformlara bağlanabileceğiniz bir akıllı cihaza sahipseniz, platformlara ücretsiz ulaşabilirsiniz. Tek yapmanız gereken cihazınıza indirmek ve size ait bir profil oluşturmaktır. Daha önce hiç görmediğiniz şehirlerden insanlarla konuşabilir, her konu hakkında bilgi sahibi olup; kendi fikrinizi belirtebilirsiniz. Sevdiğiniz bir markanın ürününü mağazalarda bulamadıysanız ya da gitmek istemiyorsanız; o markaya ait sosyal medya hesabından satın alabilirsiniz. Tüm bu kişisel ihtiyaçlar bir yana, dünyanın diğer ucunda yaşanan bir felaketten saniyeler içerisinde haberdar olup, orada yardıma muhtaç insanlara bağışta bile bulunabilirsiniz. Bu saydıklarım, sosyal medyada birkaç saniye içerisinde yapabileceğiniz sayısız seçenekten birkaçı. Bize bu kadar hızlı hizmet sunan bir aracıdan kim neden vazgeçsin ki? Hem de neredeyse ücretsiz servislerle.

Tüm bu bahsettiğimiz nedenler ve gelecek yıllar içerisinde gelen güncellemelerle daha fazlası, bizi ve dünya üzerindeki milyonları sosyal medyaya katmaya devam edecek. Bunun bir anda yok olması şuan için imkansız gözüküyor. Hayatımızın içerisinde var olan neredeyse her şey gibi kötü yanlarıyla varlığına devam edecek. Belki bu noktada adapte olması gereken bizlerizdir, tıpkı yaratıldığımız ilk andan beri.

Written by

Someone who is interested in marketing and advertising, cinema and art.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store