SDTR
Published in

SDTR

Yazılımcı ve Entelektüel Yaşam

bir kitap, başka bir kitaptaki şu sade söze atıfta bulunuyordu:

“entelektüel yaşanmış hayat iyi yaşanmış bir hayattır”

bu cümle bayağı hoşuma gitmişti, çünkü entelektüelitenin e’sinin dahi bulunmadığı bir ortamda yetişmiş bir insan olarak hayatımda müthiş haz aldığım anlardan birkaçını yıllar geçse de hala çok iyi hatırlıyorum. mesela esra erol, müge anlı ve survivor bermuda şeytan üçgenine hapsolunan bir evde didik didik freud adında bir podcast ile tanışıp bu podcast’i banyo esnasında dinlemeye başladığım an; ya da progarchives diye müthiş bir site keşfedip progressive rock dünyasına adım attığım, önceden dinlediklerime hiç benzemeyen o müzikleri dinlemeye başladığım an. bu gibi anlar başlı başına benim için ilgili sözü doğrulamaya yeterli.

sanırım yukarıdaki iki aktivite de entelektüel aktivite olarak tanımlanabilir. en azından yetiştiğim ortamı, bağlamı hesaba kattığımda o anlarda benim için inanılmaz entelektüel aktivitelerdi ve o anlarda aldığım hazzın yanında aynı zamanda çok da iyi hissetmiştim, çünkü maruz kalınanlardan çok daha yüksek değerli bir uğraşla haşır neşir olunduğunda kişi de paralel olarak değerli hissediyor. bu aynı zamanda daha sonra değinmeyi planladığım neden entelektüel yaşamalıyız sorusunun da cevabı oldu sanki: entelektüel uğraşlar iyi ve değerli hissettiriyor, ya da kişinin mevcut değerini gün yüzüne çıkarıyor.

entelektüel kelimesi toplumun büyük bölümünde muhtemelen “sıkıcı bir insan” algısı barındırıyor, ki belki kimileri yukarıdaki aktiviteleri sıkıcı aktiviteler olarak gördü ve beni de -entelektüel olmadığım halde- sıkıcı bir insan olarak mimledi bile, ama ben özünde severek ve neredeyse her gün deep turkish web izleyen bir insanım. bunu entelektüel olmanın genel kanıya nazaran eğlencesiz olmadığını vurgulamak için yazdım, ama bunu genelgeçer entelektüel tanımından ziyade kendi entelektüel tanımım üzerinden söyleyebiliyorum, çünkü belirttiğim gibi genelgeçer entelektüel tanımının yakınından dahi geçtiğimi sanmıyorum. zaten, genelgeçer entelektüel tanımına hiç uymadığım için o genelgeçer tanımı dahi tam olarak bilmiyorum. ben entelektüeliteyi derin yaşamayla bağdaştırıyorum ve derin yaşamadan entelektüel olabilmek mümkün değil gibi geliyor. bu derinliğin peşinden düşünme eyleminde de koşulabilir, diğer iş ve uğraşlarda da koşulabilir.

entelektüel yaşama konusu üzerinde bir ara bunları düşünmüş olmamın nedeni, bir yazılımcı olarak yazılımcıların, daha doğrusu iyi bir yazılım geliştirici olma arzusundaki yazılımcıların entelektüel hayatlar yaşamalarının oldukça zor olduğunu fark edişim oldu. entelektüel aktivitelerin albüm dinlemesinden kitap okumasına kadar bir ortak noktası var: vakit alıyor olması. ve bir yazılım geliştiricinin, slack/twitter/linkedin/gmail/whatsapp her mecradan mesleki içeriğe maruz kaldığı, herkesin kendini geliştirmeye adadığı bir ortamda, 8–5 çalıştıktan sonra eğer mesaiye kalmadıysa, kendini mesleki anlamda geliştirme arzusu da varken clean code’u, the pragmatic programmer’ı rafa kaldırıp yerine platon’dan devlet’i okumaya başlamasını pek hayal edemiyorum (belki de farklı ilgi alanları olan multidisipliner yazılımcılarla pek karşılaşamadığım için hayal edemiyorum). yani, elbette okur, ama kendim için konuşacak olursam, bu gibi uğraşlara ayırmak istediğim vakit, ayırabileceğim vakitten çok daha fazla.

şimdiye dek işinde iyi olan, şirketinde fark yaratan, parmakla gösterilen yazılımcılar arasında buna sadece 8–5 çalışarak ulaşmış, akşamları veya hafta sonu mesleğiyle ilgili herhangi bir uğraşı olmamış birileri var mıdır, bilmiyorum, varsa tebrik etmek düşer. ek mesai yapmadan ek mesai yapanlar kadar iyi bir yazılımcı olmak (burada ek mesai yapanların tümünün işlerinde iyi olduklarını söylemiyorum) ancak ve ancak -ve haliyle- uzun yıllar çalıştıktan sonra, ek mesai yapanlardan çok daha sonra elde edilebilir gibi geliyor bana. bu nedenle de, işinde iyi olmak isteyen, hatta işinde iyi olmak bir yana maaşlı işi dışında da bir şeyler ortaya koyma isteği duyan yazılımcı vaktini buralara harcıyor; başka uğraşlara ayırabileceği vakit oldukça kısıtlı kalıyor.

buraya kadar yazılımın entelektüel yaşamaya vakit bırakmadığından yakındım ancak yazılımın kendisi de derinine inilmeye, yani entelektüel anlamda yaklaşılmaya fazlaca müsait bir alan ve bu da yazılımcıya en azından bir alanda entelektüel yaşaması için bir kapı aralıyor. tabii kişinin bu derinlikten nasibini alabilmesi için daha da fazla bir efor sarfı gerekiyor. yeniliklere sürekli ve hızlıca ayak uydurmanı bekleyen, high level teknolojilerin ağırlıklı olarak kullanıldığı fazla dinamik bir sektörde sadece işinin üstesinden gelmeye, günü kurtarmaya çalışmak -ek mesailer dahi yapılsa- çoğu zaman yüzeyde kalmaya devam etmek demek. bu işin entelektüel kısmı ise teknik anlamda işin temeline inmek, temeli öğrenmek; teknik olmayan anlamda da işin felsefesini öğrenmek. bu entelektüel uğraş da yine çoğu zaman 8–5 sonrasına veya hafta sonuna kalıyor, ancak buna girişildiği durumda öğrenilen temel/felsefi noktaların hem kendisi başlı başına büyük haz veriyor; hem de bitmek bilmeyen öğrenme sürecinde akla düşen çok sayıda belirsizliği ortadan kaldırarak süreci çok daha keyifli hale getiriyor. ben çalışırken en büyük hazları, gerek duyduğumda spring boot’ta yeni bir annotation kullanmayı öğrenirken değil, junior halimle kendi başıma fonksiyonel programlama ve domain driven design gibi konu başlıklarıyla haşır neşir olurken aldım.

yazılıma entelektüel açıdan yaklaşmak bana göre iyi/kaliteli bir hayat yaşama arzusu olanlar için doğru seçim; çünkü meslek hayatın büyük bir bölümünü kapsıyor ve böyle yaklaşıldığı durumda hayatın bu bölümünden alınan haz bayağı bir artıyor. ancak yazılımcının bütünüyle entelektüel bir yaşam sürdürebilmesi için tek eksiği yeterli zaman, o yüzden maalesef şu iki yoldan birini seçmesi gerekiyor:

  1. yazılım geliştirmeye (ya da işi her neyse ona; buraya kadar yazılım özelinde yazılmış olsa da başka meslek grupları için de bu yazı geçerli olabilir) entelektüel açıdan yaklaşmak, diğer uğraşlardan büyük ölçüde feragat etmek
  2. orta halli bir geliştirici olmayı kabullenerek yazılımdan alınan hazzı belirli bir seviyede tutmak, ve hayatın diğer taraflarından haz almaya yoğunlaşmak

(dipnot: ben haftada 40 saat altında çalışmayı hedefleme ve üçüncü yola girme niyetindeyim, ancak 40 saat çalıştığım senaryoda sanırım artık ikinci yola daha sıcak bakıyorum)

(orijinal yazı için)

--

--

Yetenekli ve bilgili geliştiricilerden oluşan bir topluluk!

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store
Mert Elifoğlu

Mert Elifoğlu

Software Engineer. Also writing at philocoder.com. Also listening to on https://spoti.fi/3LY6wmS. Also içerikleri Türkçeyken burası neden İngilizce, bilmiyor