Birinci Samnit Savaşı

Machinavs
Machinavs
Jun 18, 2020 · 11 min read

Geçtiğimiz yazıda Roma’nın Galya yağmasından sonra küllerinden yeniden doğuşunu, zayıflığından faydalanmak isteyen tüm düşman ve eski müttefiklerine karşı kendini savunuşunu ve Orta Batı İtalya’nın hâkimi pozisyonuna geri dönüşünü konuşmuştuk. İçteki sorunları da büyük oranda çözen ve Plebleri siyasal açıdan neredeyse Patricilerle eşit konuma getiren Yeni Roma Düzeni de Roma’nın tüm dikkatini dışarıya yöneltmesine imkân verecekti. Roma bölüm sonu canavarlarını geçerek seviye atlamıştı. Artık oyun sahası Orta Batı İtalya’da Latium değildi sadece, Roma tüm Orta İtalya’da oynayacaktı bu oyununu bu noktadan, tarih vermek gerekirse M.Ö. 340'lardan sonra.

Tarih bundan sonra geçmişteki tüm savaşlardan daha büyük savaşlara sahne olacak. Çarpışan kuvvetler hiç olmadığı kadar büyük olacak. Bu savaşlar geçmiştekilerden daha uzun sürecek ve hiçbir savaşın yayılmadığı kadar geniş topraklara yayılacak. — Titus Livius, Birinci Samnit Savaşından Bahsetmeden Önce, Ab Urbe Condita 7. Kitap 29. Bölüm

Samnitler, Apenin dağlarının güney kısmında, yani Roma’nın güney doğusunda yaşayan yarı göçebe, dağlı bir halktı ve Roma ile M.Ö. 354 yılından beri diplomatik temasa sahipti. Buna göre Samnitler ve Roma, Latium ve güneydeki Campania arasındaki sahada yaşayan bağımsız kabileleri her iki taraf için de zararsız hale getirmek üzerinde sınırlı bir ittifak kurmuşlardı. Roma için sayıca kalabalık bir halk olan Samnitlerle askeri dostluk kurmak önemli idi, keza Samnitler için de Roma ile.

M.Ö. 300'lerden itibaren Samnitler diğer dağ halkları ile beraber tepelerden aşağıdaki ovalara göçmeye başlamışlardı. Bu göçlerin sebebi daha önce Roma’nın da yaşadığını belirttiğimiz kıtlıklar olabilir. Bazıları güneye Magna Graecia şehirlerine doğru göçmüş, Samnitler ise Campania olarak bilinen Roma’nın güneyindeki bölgeye inmişlerdi. Bölgeye inen Samnitler ilk olarak Sidiciler ile karşılaştılar. Sidiciler başkentleri Teanum ve çevresinde yaşayan bir halktı. Tek başlarına Samnitlere karşı bir şansları yoktu onlar da Campania bölgesinin en büyük ve en zengin şehri Capua’dan yardım istediler. Capuaların yardımına rağmen Samnitler çatışmadan muzaffer çıktılar ve Teanum’un yanında Capua’yı da tehdit etmeye başladılar. Teanum’daki Sidici-Capua ittifaki ile Samnitlerin çarpışması Roma’nın tüm İtalya’yı birleştirerek tek bir politik varlık haline getireceği tarihi olayların fitilini ateşleyen kıvılcım olarak düşünülebilir. İlginçtir aşağı yukarı 2200 yıl sonra 26 Ekim 1860’ta aynı yerde, modern adıyla Teano’da İtalyan Milliyetçilerinin lideri Giuseppe Garibaldi ve Sardinya Kralı II. Vittorio Emanuel meşhur buluşmalarını ve el sıkışmalarını gerçekleştirmişler, Garibaldi Vittorio Emanuele’i İtalya Kralı olarak tanımış ve selamlamıştır. Bu olay da İtalya’nın 2200 yıl sonra tekrardan tek bir devlet olarak bir araya gelmesinin en önemli kilometre taşlarından biri sayılır. Anlaşılan İtalya bir kez daha bölünürse birleşmenin yolu yine Teano’dan geçecek gibi.

Konuya dönersek Capua kendi imkanları ile Samnit tehlikesinden sıyrılamayacağını fark ederek Latium ve Güney Etruria’nın hâkimi, Orta İtalya’nın en büyük gücü Roma’ya elçiler göndererek Roma’dan yardım istedi. Roma’ya asker ve tahıl teklif ettiler. Roma’nın yardım etmemesi halinde ise Roma’yı düşman belleyeceklerini de kibarca belirttiler. Bu yardım çağrısı Roma için oldukça cezbedici idi. Capua ile kurulacak bir ittifak Roma’ya kendisinin zayıf kaldığı geniş bir süvari kuvvetini ve Capua’nın oldukça verimli toprakları sayesinde oldukça büyük bir tahıl girdisini sağlayacaktı. Üstelik bu ittifak Aequiler ve Volksları, icap ederse de Latinleri coğrafi olarak sarıp el içinde tutmayı da imkân dahiline sokacaktı; fakat Roma bu yardım çağrısını reddetti zira M.Ö. 354 senesinde Samnitlerle imzalanmış bir ittifak anlaşması vardı ve Romalılar Samnitlere saldırmayacaklarına yemin etmişlerdi. Yeminlerini bozmak için bir geçerli hukuki sebepleri yoktu, yine Roma sayıca kendisinden kalabalık savaşçı bir toplulukla savaşmak istemiyordu. Yeminden bahsettik o nedenle Romalıların dine yaklaşımı ile ilgili bir parantez açmak lazım. Öyle ya Romalılar bir yemin uğruna neleri ellerinin tersi ile itmişlerdi.

Roma dini tanrılarla insanlar arasında adeta karşılıklı işlere dayanan şartlı bir bağlılık idi. Yani kalbi bir inançtan ziyade karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanıyordu tanrı ve insan arasında. İnsanlar bu bağlılığa ne kadar riayet ederlerse, tanrılar da kendilerini o kadar bağlı sayardı Roma inancına göre. Buna rağmen Romalılar eğer tanrıları aldatabileceklerini düşünürlerse de bundan geri durmazlardı. Dediğim gibi bir kalbi bir inançtan ziyade karşılıklı çıkar ilişkisiydi. Yanlış da anlaşılmasın Romalılar yeminlerini öyle kolay kolay bozmazlar, ibadetlerini aksatmazlar, tanrılara saygıda kusur etmezlerdi hatta Romalılar belki de batı dünyasında dindar olarak adlandırılabilecek ilk topluluktu. Demek istediğim inancın dünyevi yönü nedeniyle, dünyevi işleyişten de etkilendiğidir, Romalıya göre nasıl iş yaptığınız birini kandırabilirseniz, tanrıları da kandırabildiğinizdir.

Capualı elçilere dönersek, onlar ısrarcıydılar ve önceden aldıkları direktiflere göre hareket ederek Samnitlere yenilmeleri halinde her şeylerini kaybedeceklerini, kendilerini Roma’nın bir vassalı haline getirdiklerini, şehirlerinin Roma Devletinin bir parçası haline gelmesini senatonun da kabul etmesini istediklerini Roma’ya bildirdiler, böylece en azından bağımsızlıklarını yitirseler de canlarını ve mallarını korumuş olacaklardı. Roma bunu reddedemedi, Capua’nın Roma’nın bir parçası olması hem Roma ordusunu büyütecek hem de İtalya’nın en verimli toprakları sayesinde Roma’nın geçtiğimiz bölümlerde de değindiğimiz kıtlıklarla bir daha karşılaşmaması garanti altına alınmış olacaktı. Senato bu teklifi kabul ettikten sonra Samnitlere elçiler gönderdi ve Capua’nın artık Roma toprağı olduğunu, Capua’ya yönelik saldırılarını M.Ö. 354 yılında yaptıkları ittifak çerçevesinde sonlandırmalarını talep etti. Samnitler bunu bir hile olarak değerlendirdiler ve Roma elçilerinin önünde Campania bölgesinde Capua’ya yönelik yağma akınlarını başlattılar. Romalılar’ın bu hakaret karşısında yapabilecekleri tek bir şey vardı, savaş ilanı. Böylece Birinci Samnit Savaşı başladı.

Her iki tarafın medeniyet seviyeleri çok farklıydı. Savaş İtalya’daki çobanlarla çiftçilerin, dağlı hakla ovalı halkın mücadelesi, dağ halklarının bağımsızlığı ile ovalı halkın devlet düzeninin çarpışması, kısacası barbarlık ile medeniyetin savaşıydı.

O sene Roma’nın iki konsülü Aulus Cornelius Cossus Arvina ve Marcus Valerius Corvus’tu. Marcus Valerius Corvus kökleri Publius Valerius Poplicola’ya dayanan Valerius Ailesinin bir üyesiydi. Podcasti dinleyenler yahut yazıları okuyanlar Publicola’nın nasıl bir efsanevi figür olduğunu iyi biliyorlar. Hatırlamak isteyenler ise 005 nolu podcasti dinleyebilir yahut ilgili yazıyı okuyabilir. Marcus Valerius Corvus’un cognomeni yani lakabı Corvus, orduda genç bir patrici olarak hizmet verirken Galyalılara karşı verilen bir savaşta devasa bir Galya Savaşçısının öne çıkarak kendisine meydan okuyacak bir Romalıyı düelloya davet etmesi üzerine 22 yaşındaki Marcus Valerius’un öne çıkarak düelloyu kabul etmesi ve Galyalı savaşçıya yaklaşırken bir karga yahut kuzgunun Marcus Valerius’un omzuna konması ardından da dövüş başladığında kuzgunun da Galyalı Savaşçıya saldırması ve bundan faydalanan Marcus Valerius’un devasa boyutlardaki düşmanını yenmesi nedeniyle alınmıştır. Düellonun ardından başlayan savaşı da Roma kolayca kazanmıştır. Romalılar normalde kaybetmesi beklenen bir düelloyu omzuna konan bir kuzgunun yardımı ile kazanan Marcus Valerius’un tanrılar tarafından korunduğunu düşünmeye başladılar. Marcus Valerius bir sonraki sene Roma’da o güne kadar görülmemiş erken bir yaşta henüz sadece yirmi üç yaşındayken konsül seçildi. Yine görülmemiş bir biçimde yüz yaşında ölmeden önce beş kez daha konsül ve iki kez de diktatör olarak seçilecektir.

Samnit Savaşına dönersek Marcus Valerius Corvus Campania’yı korumak diğer konsül Aulus Cornelius Cossus Arvina ise Samnitlerin memleketi Samnium’a saldırmak üzere Roma Lejyonlarının başına geçmişlerdi.

Antik İtalya Bölgeleri

İlk çatışmaya Marcus Valerius Corvus komutasındaki lejyonlar girdiler. Samnitleri Gaurus dağı yakınlarıdaki Suessula’da yendiler fakat bu galibiyet beklediklerinden zor olmuştu. Romalılar artık Volkslar ya da Aequiler ile savaşmadıklarının farkına vardılar. Karşılarında Volks yağmacılarına göre daha düzenli ve daha kalabalık bir güç vardı.

Aulus Cornelius Cossus Arvina’nın Samnium’a akın yapan lejyonları ise çok daha zorlu zamanlar geçireceklerdi. Aulus Cornelius komutasındaki lejyonlar Samnium ülkesine giden bir dağ geçidine vardılar. Vadiye giren Roma ordusu bir Samnit pususuna doğru habersizce yürüyordu. Tüm Romalar vadiye girdiği andan vadinin iki tarafındaki tepelerden ok ve mızrak yağmaya başladı. Aulus Cornelius’un askeri tribünlerinden biri Publius Decius tepelerden birinin boş olduğunu gördü ve doğrudan Aulus Cornelius’e giderek Samnitlerin konuşlandığı tepelerden daha yüksekte bir tepenin boş olduğunu, oraya sızarak tepeyi ele geçirirse Samnitleri kendilerinin atacakları mızraklarla meşgul edeceklerini ve tüm Roma Ordusunun pusudan çıkabileceğini belirterek emrine bir lejyonun hastati ve princepslerinden gönüllüler vermesini istedi. Yani leyjonun en değerli olan triarii askerlerini Aulus Cornelius’a bırakıyordu. Zaten zor durumda olan Aulus Cornelius’un teklifi kabul etmekten başka şansı yoktu. Publius Decius emri altına giren 1600 lejyonerle tepeye sızmaya başladı. Samnitler sızmayı fark ettiklerinde çok geç olmuştu. Romalıları engelleyemediler. Tepeyi ele geçiren Publius Decius komutasındaki askerler Samnitlere mızrak yağdırmaya başladılar ve bu durumdan faydalanan Aulus Cornelius komutasındaki leyjonlar pusudan kurtulmayı başardılar. Samnitler çok kolay bir zaferi ellerinden kaçırmışlardı fakat ellerinde hala yok edebilecekleri bir Roma gücü kuşatma altında bekliyordu. Tepeye sızan Romalılar ana kuvvetin kaçmasını sağlamışlardı fakat kendileri kuşatma altındaydı. Publius Decius, Aulus Cornelius’tan tepeyi ele geçirmek için izin isterken leyjonlar pusudan kurtulduktan sonra Roma’nın talihi yahut kendi cesaretlerinin de kendilerini oradan kurtaracağına inandığını belirtmişti. Publius Decius komutasındaki Romalılar Samnitlere göre yüksekte olmalarının verdiği avantajı kullanarak akşama kadar direndiler. Publius Decius ya o tepede birkaç gün içinde açlıktan öleceklerini ya da gece karanlığından faydalanarak kaçmaya çalışmak zorunda olduklarını biliyordu. Doğal olarak kaçmayı tercih etti. Romalılar gece karanlığında gizlice harekete geçtiler, hemen hemen yolu yarılamışken bir Romalı asker kalkanını düşürdü. Düşen ve muhtemelen tepeden yuvarlanan kalkanın çıkardığı gürültü ile uyanan Samnitlere Decius’un çaresizlikle vermek zorunda kaldığı, hareket eden her şeyi öldürün emri ile saldıran Romalılar kaçış güzergahlarında yer alan uyku sersemi ve Samnitlerin de bir kısmını öldürerek kaçmayı başardılar. Gün ışırken ana kuvvetin kampına ulaşan Publius Decius komutasındaki Romalıların hiç kayıp vermediği anlaşıldı. Ana kamptaki askerler kendileri kurtarıp hiç kayıp vermeden sağ salim geri gelen silah arkadaşlarını deliler gibi alkışlıyordu, bu coşku anında Aulus Cornelius, Publius Decius ve askerlerini öven bir konuşma yapmaya başlamıştı ki Publius Decius konsülün sözünü keserek, Samnitlerin dağınık, moralsiz ve şaşkın bir halde bulunduklarını bu durumun Samnitlere saldırmak için iyi bir fırsat olduğunu belirtti. Aulus Cornelius tribünün ikinci kez de dinledi, Samnitleri tam da Publius Decius’un dediği halde buldu ve onları kolayca yendi.

Roma Samnitleri ilk iki karşılaşmada yenmişti, fakat savaş henüz bitmemişti. Marcus Valerius Corvus’un Suessula’da yendiği Samnitler geri çekilmişlerdi fakat tekrar toplanıyorlardı. Bölge sakinlerinden bu istihbaratı alan Marcus Valerius Corvus beklemeden saldırması gerektiğini biliyordu. Ordunun tüm ağırlıklarını bıraktı, askerlere taşıyabilecekleri kadar erzak almalarını söyledi ve hızla Samnitlerin bulunduğu bölgeye girdi. Bölgeye gelen Marcus Valerius Corvus askerlerine kamp kurmalarını emretti. Kurulan kamp ordunun tüm ağırlıkları geride bırakıldığı için normalde bu büyüklükteki bir gücün kuracağından küçüktü.

Standart Bir Roma Askeri Kampı

Samnitler kendilerine saldıran Roma gücünü gerçekte olduğundan çok daha küçük sandılar. Marcus Valerius Corvus istemeden de olsa bir savaş hilesi yapmıştı. Samnitler o ana kadar uygulamayı düşündükleri stratejiden vazgeçerek Romalıların kampını kuşattılar. Samnit komutanlar küçük bir Roma gücü ile karşı karşıya olduklarını düşündüklerinden kuvvetlerinin bir kısmını çevreyi yağmalamak ve kaynak bulmak için çevreye yaydılar. Marcus Valerius Corvus bu durumu fark etti ve kamptan dışarı tüm leyjonları ile çıkarak Samnitlere baskın yaptı. Samnitler küçük bir Roma gücü yerine tam lejyonlarla karşı karşıya olduklarını fark ettiklerinde çok şaşırdılar. Kampın çevresinde küçük bir kuvvet kaldığından Romalılar Samnitleri kolayca yendikten sonra çevreye yayılmış küçük Samnit kuvvetlerini de tek tek avladılar. Bu çarpışma Birinci Samnit Savaşı’nın sonu sayılır. 2 yıl süren savaş esasen bir Roma galibiyeti idiyse de Samnitler halen güçlüydü ve her iki tarafın da savaşacak gücü mevcuttu; fakat Roma huzursuzlanmaya başlayan Latinlerin çıkartabilecekleri sorunlardan çekindiğinden, Samnitler de Sparta’dan yardım alan Güney İtalya’daki Tarentum Şehrinin tehditi nedeniyle savaşı devam ettirmeye istekli değillerdi. M.Ö. 341 yılında barış yapıldı, buna göre Teanum şehri Samnitlere, Capua şehri ile Liris ve Volturnus nehirleri arasındaki sahil de Roma’ya kaldı.

Savaş sonunda konsüller Aulus Cornelius Cossus Arvina ve Marcus Valerius Corvus’a zafer alayı yapıldı, savaşın kahramanı olan Publius Decius ise Corona Graminea ile ödüllendirildi. Bu taç yani Corona Graminea Cumhuriyet döneminde Romalı bir askerin modern anlamıyla elde edebileceği en yüksek madalya idi. Bir lejyonu tamamen yok olmaktan kurtaran askerlere verilirdi. Tacın verilip verilmeyeceğini kurtarılan lejyondaki askerlerin oyları ile belirlenirdi. Yapraktan taç kahramanlığın sergilendiği yerdeki toprakta bulunan yeşil otlardan, kurtarılan ordunun askerleri tarafından toplanarak yapılır ve törenle kurtarıcıya verilirdi. Roma tarihinde bu tacın verilmesi oldukça nadir görülür; zira gururlu Roma askerlerinin kurtarılmak zorunda kaldıklarını kabul etmeleri de oldukça zordu ve nadir görülürdü.

Bazı savaşlar bazen biriken bazı tepkilerin de ortaya çıkmasına neden olabilir. Roma da Birinci Samnit Savaşı devam ederken bunlardan biri ile karşılaştı. Capua şehrinin çevresine konuşlanmış lejyonun askerleri her geçen gün Capualıların bolluk ve bereket içinde yaşamlarını görüyor, onlara özeniyor hatta onları kıskanıyorlardı. Kendilerini dahi koruyamamış Capualıların bu kadar rahatken onları yok olmaktan kurtaran kendilerinin neden kamplarda zor şartlarda kaldıklarını sorgulamaları çok uzun sürmedi. Havada isyan kokusu vardı. Capua ve çevresindeki lejyonlarda isyan çıkacağı yönündeki dedikodular Roma’ya ulaşmaya başlamıştı. O senenin konsülleri isyan ihtimalini azaltmak için ele başı olduklarını düşündükleri askerleri başka yerlere tayin ederek isyanın lider takımını dağıtmaya çalıştı. Yeni görev yerlerine tayin edilen isyanın liderleri görev yerlerine gitmediler, bir araya gelerek planlarını yürürlüğe koymanın en iyi çözüm olduğuna karar verdiler. Campania lejyonları isyan etmişti. İsyan eden lejyonların asker sayıları Roma’yı ciddi olarak sarsacak boyuttaydı fakat bir eksik vardı, isyanın lideri yoktu. İsyanın liderleri vardı fakat en tepede bir başkomutan yoktu. Liderlerden hiçbiri de diğerinin emri altına girmeye sıcak bakmıyordu. Çözüm yakınlarda bulundu. Emekliliğini Campania’da geçiren emekli bir Roma Generali Titus Quinctius’u isyanın başına geçirmeye karar verdiler. Titus Quinctius Roma politikasındaki entrikalardan tiksinerek Roma’dan uzakta, ailesi ile birlikte sakin bir hayat geçirmek üzere Roma kamusal hayatından emekli olmuştu. Roma’nın entrikalarından tiksinmesi de onu isyancılar için çekici bir seçim kılıyordu. Tekliflerini kabul edeceğini düşünüyorlardı fakat Titus Quinctius isyancıların isyanın başına geçme teklifini reddetti, bu cevabı kabul etmeyen isyancılar Titus Quinctius’u isyanın başına geçmemesi halinde kendisini ve ailesini öldürmekle tehdit ettiler. Quinctius el mecbur isyanın başına geçti ve isyancı lejyonların başında Roma’ya doğru ilerlemeye başladı. İsyancılar Campania bölgesinden kendilerine toprak verilmesini istiyorlardı. Bu isteği gündeme getiren biraz önce bahsettiğim gibi Capualıların rahat yaşamlarıydı fakat daha derine inmek gerekiyor yeniden patrici-pleb çekişmesine değinmek gerekiyor kanımca. Evet plebler bir önceki yazıda bahsettiğimiz Lex Licinia Sextia ile konsüllüğe erişmişler, bir kişinin sahip olabileceği toprak miktarını sınırlayarak patricilerin bütün toprakları ellerine geçirmeleri engellemişler ve borç faizlerini düzenleyerek borç köleliği sorununu kısmen çözmüşlerdi fakat birikmiş algılar öyle birkaç yılda dağılmıyor. Bugün nasıl ABD’de Afro-Amerikalılar düne göre yasal olarak hiçbir ayrımcılıkla karşılaşmıyor olsalar da geçmişin birikmiş sorunları bugünleri de etkiliyorsa ve Black Lives Matter protestolarını yağmalara da dönüştürüyorsa o günlerde de pleblerin birikmiş sorunları ve algıları öyle hemen değişmemişti. Belki Campania’daki verimli toprakların bir şekilde yine particilere geçeceğini düşünüyorlardı ve engellemek için ellerini kirletmeye karar vermişlerdi. Zaten böylesi bir çılgınlığı ancak bu isyan ve sinir duygusu açıklayabiliyor sadece. Roma Lejyonlar tarihte ilk defa Roma’ya yürüyordu.

Senato isyan eden lejyonların Roma’ya yürüdüğünü duyar duymaz Marcus Valerius Corvus’u diktatör olarak seçti. Marcus Valerius toplanan sadık lejyonların başında isyan eden lejyonları karşılamak için güneye hareket etti. İki ordu Roma’Nın kurucuları Romus ve Romulus’un da doğum yeri olan Alba Longa civarında karşılaştılar. İki ordudaki askerler birbirlerini selamladılar, iki tarafta da birbirlerini tanıyan arkadaşlar, akrabalar vardı. İki taraftaki askerler de esasen zorunda kalmadıkça savaşmak istemiyordu. Titus Quinctius fırsatı gördü ve diktatör Marcus Valerius Corvus’a seslenerek isyan edenlerin taleplerini karşılamak için bir şey yapabilip yapılamayacağını, isyan edenlerin uzun yıllar önce Pleblerin Ayrılışını gerçekleştiren plebler gibi affedilip affedilemeyeceği sordu. Marcus Valerius Corvus senatoya danışması gerektiğini belirterek Roma’ya döndü. İki ordu o Roma’da iken zaten kaynaşmış, birbirleri ile şakalaşmaya başlamıştı. Marcus Valerius Corvus iyi haberlerle döndü, isyancılar ne cezai ne de idari hiçbir yaptırımla karşılaşmayacaklar, rütbeleri bile düşürülmeyecekti. Marcus Valerius Corvus ve Titus Quinctius birlikte tüm lejyonları kurtarmış oldular böylece. Bu isyanın bu şekilde kansız olarak sona ermesinin bir sebebi de belki isyan gerçekleştiği sırada henüz Birinci Samnit Savaşının devam ediyor oluşuydu. Roma aynı anda hem bir savaşı hem de bir iç savaşın maliyetine katlanamayabilirdi.

Tüm bunlar sona erdikten yani isyan kansız bir şekilde bastırıldıktan ve Samnitler ile barış yapıldıktan sonra Capualılar Latinlerle anlaşarak Samnitlere karşı saldırıya geçtiler. Capualılar Samnitleri önceki saldırıları için cezalandırmak istiyordu; Latinler ise Samnit topraklarının bir kısmını ele geçirerek ileride Roma ile olan anlaşmalarını kendi lehlerine çevirecek güce ulaşmayı hedefliyorlardı. Samnitler Romalılara başvurarak barış anlaşması uyarınca bu saldırıları durdurmalarını istediler. Romalılar Capualıları artık Roma’ya tam manası ile bağlı oldukları için durdurabileceklerini ancak Latinler ile anlaşmalarının Latinlerin kendi işlerine Roma’nın karışmasını sağlamadığını belirterek Latinleri durdurmak için yasal bir yetkileri olmadığını belirttiler. Bu cevabın iki sonucu oldu. Samnitler Romalıların anlaşmalarına sadık kalmadıklarını düşündüler, Latinlerin de aklına Roma’nın kendilerini durduracak güce sahip olmadığı şeklinde bir karpuz kabuğu düşmüş oldu. Latinler yıllardır Roma’ya asker ve para veriyordu fakat savaştan elde edilen ganimet ve çıkarların çok azını elde ediyorlardı. Amaçları Roma ile tam eşitlikti ve onları durduramayacağını açık eden Roma’ya karşı tam da savaş zamanıydı.

Roma Halkı ve Senatosu

Şehrin Kuruluşundan İmparatorluğun Sona Erişine Kadar…

Roma Halkı ve Senatosu

Roma Şehri’nin kurulduğu M.Ö. 753'ten başlayarak Roma Tarihi üzerine yazılar ve podcast yayınları.

Machinavs

Written by

Machinavs

It’s all so pointless. We kill them, and they kill us, so we kill more of them, so they kill more of us. What’s the point anymore?

Roma Halkı ve Senatosu

Roma Şehri’nin kurulduğu M.Ö. 753'ten başlayarak Roma Tarihi üzerine yazılar ve podcast yayınları.