İkinci (Büyük) Samnit Savaşı

Machinavs
Machinavs
Nov 8 · 15 min read

Geçtiğimiz yazıda Latin Savaşını ve sonuçlarını konuşmuştuk. Latin Savaşı esasen Roma-Samnit Savaşlarının her iki taraf için de bir düzene konulmasıydı. Latinler iki taraf için de bilinmezlik ve belirsizlik kaynağıydılar ve her iki taraf da birbirleri ile asıl büyük çarpışmaya girmeden önce belirsizlikleri azalmak istemiş, Roma, Samnitlerin de yardımı ile Latinlere boyun eğdirmişti. Böylece Romalılar, Samnitlerle savaşırken onları arkadan vurabilecek Latin tehlikesini bertaraf etmiş, Samnitler de Latinlerin tam güçleriyle Roma yanında savaşma ihtimalini yok etmişti. İki tarafı için de denklemin bilinmezi ortadan kaldırılmış, Latin Savaşları sonunda Latin muamması sona ermişti, tabiri caizse iki cengaverin de kafası rahatlamıştı. Yeni denklemde Latinlerin tamamı değil bir kısmı Roma müttefiki olarak savaşacaktı. Belirsizlik ortadan kalktığına göre artık asıl hesaplaşma, Roma ve Samnitlerin ikinci ve büyük savaşı başlayabilirdi.

Podcasti takip etmeyi unutmayın

Roma’nın Latin Savaşındaki zaferinin önemli bir sonucu da Campanialıların artık kati olarak Roma müttefiki olmak zorunda kalmalarıdır. Hatırlayacağınız üzere Campania’nın en büyük şehri Capua da Latinlerle birlikte Roma’ya isyan etmişti. Roma, Campania’da da Latinlere yaptığına benzer biçimde bir entegrasyon süreci başlatmıştı. Entegrasyon, entegre edilecekler için ittifak sürecinin zorunlu ve acı meyvesiydi.

Birinci Samnit Savaşı Sonunda İtalya

Campania Samnitlerin de ilgilendiği bir bölge idi ve burada yaşayan halkın Roma ile müttefik olması gerginliği arttırıyordu. Zaten Birinci Roma-Samnit Savaşı da hatırlayacağınız üzere bu bölgenin en büyük kenti Capua’nın Samnit saldırılarına karşı Roma’dan yardım istemesiyle başlamıştı. Tamam gerginlik artıyordu fakat Samnitlerin elleri kolları İtalya’nın topuğundaki bir Yunan Şehri olan Tarentum ve onun müttefik bugünkü Yunanistan’ın kuzeybatı kıyılarında yer alan Epir Krallığı’na karşı sürdürdüğü savaş nedeniyle bağlıydı.

İşte Romalılar, Samnitler meşgulken Campania’yı kendilerine entegre etmeye devam ettiler. Samnitler Tarentumla yaptıkları savaşı kaybettikten sonra toparlanırken de Romalılar Campiania’da konumlarını her fırsatta kuvvetlendirdiler. Önce M.Ö. 335’de Campania’da Cales adlı Roma kolonisini kurdular. M.Ö. 328’de ise Fragellae isimli koloniyi kurdular. Samnitler buna resmi bir karşılık vermemekle birlikte belli ki durumdan ziyadesiyle rahatsızlardı ve onlar da Roma egemenliği altındaki halklar, özellikle de Volkslar arasında bir isyan çıkması için uğraş içindeydiler. Aynı dönemde bugünkü Napoli, o zamanki adı ile Neapolis de Campania’daki egemenlik alanını genişletmeye çalışıyordu ve bu amaç doğrultusunda bazı Roma müttefiklerine saldırdılar, Roma bu saldırıya Neapolis’e savaş ilan ederek cevap verdi. Neapolis Roma’ya karşı direnebildiğini kanıtlamış bulunan Samnitler’den yardım istedi. Samnitler de yardım amacıyla Neapolis’e asker gönderdi ve bu askerleri Neapolis’e yerleştirdi, şehrin garnizonunu kontrolü altına aldı. Neapolisliler böylece iki büyük halkın arasında kalmıştı. Rahmetli İsmet Paşa’nın de dediği gibi, “Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmek gibidir.” Neapolisliler için de öyle olmuştu. Campania’daki egemenlik alanlarını büyütmeye çalışırlarken önce Roma ile savaşa girmişler, bu yüzden Samnitlerden yardım istemişler, yardım çağrısı üzerine şehre gelen Samnit yardım kuvveti de fiilen şehrin yönetimini ele almıştı. Neapolis artık bir özne değildi, kendisinden çok daha büyük Roma-Samnit çekişmesinin bir nesnesi haline gelmişti.

Neapolis

Neapolisliler Samnit kuklası haline gelmiş olmalarından memnun değillerdi ve Romalılarla anlaşmaya vardılar. Buna göre Neapolis Roma’nın müttefiki olarak bağımsızlığını koruyacak, Roma da Samnitleri şehirden uzaklaştıracaktı. Anlaşma hükümleri yerine getirildi ve Samnitler şehirden uzaklaştırıldı. Sene M.Ö. 327 idi, İkinci ve Büyük Samnit Savaşı başlamıştı, bitişine ise 23 yıl vardı. Dile kolay 23 yıl. Savaş başladığında yeni doğan Romalı bebekler yetişkin olduklarında savaş hala devam ediyor olacaktı. Roma’da yetişkinlik çağı günümüze göre çok daha erken geliyordu bugüne kıyasen. Şimdi bunu dedim diye yanlış biliyorsun diyenler de olacaktır, o yüzden kısaca gireyim o konuya da; Romalılar 7 yaşına kadar bebek, kızlar 12 ila 15 erkekler 14 ila 17 yaşlarına kadar çocuk kabul edilirdi. Kızlar bu yaşlardaki evlilikleri, erkekler de babaları tarafından yetişkinliğe ulaştıkları kabul edilip Toga Virilis giydirildikleri 14–17 yaş civarında yetişkin olurlardı. Bir de M.Ö. 192’de yürürlüğe giren Lex Plaetoria ile 25 yaşın altındakilerin kendilerini karşılıksız ya da ağır borç altına sokacak sözleşmeler yapmalarının izin koşuluna bağlanmasını hesaba katarsak tam bir yetişkin olmak için 25 yaşını geçmek gerektiği de iddia edilebilir. Neyse, konudan iyice sapıp Pater Familias’a da girmeden savaşa dönelim. 23 yıllık savaşa.

Savaş başlangıçta tam olarak Roma’nın istediği gibi ilerliyordu. Roma diplomasi kanallarını etkin kullanmış, Kartaca ile ticaret anlaşması, Etrüsklerle 40 senelik, Galyalılarla 30 senelik saldırmazlık anlaşmaları yapmıştı. Lucanialıları, Nola, Herculanum ve Pompei şehirlerini kendi tarafına çekmişti. Samnitler ise Davutoğlu’nun değerli yalnızlığını ilk elden tecrübe ediyorlardı. Bu ahval içinde Roma ile ilk 5 yılda düşük yoğunluklu bir savaş verdiler, takip eden dönemde ise önce müttefiklerin yardımı ile denizden kıskaç başlayacak, ardından da bir ordu Samnium’un içlerine, diğer ordu ise İtalya’nın doğu kıyısından güneye Apulia’ya inecek ve Samnium teslim alınacaktı. Plan buydu. Apulia’ya inen ordu Luceria’da zafer kazandı ve bölgeyi işgal etti. Samnium’daki ordu için de işler fena başlamamıştı.

Savaşın bu ilk safhasında diktatör Lucius Papirius Cursor ve Magister Equitum Quintus Fabius Maximus Rullianus arasında savaşın da gidişatını etkileyebilecek bir olay meydana geldi. Değinmeden geçmeyelim. Lucius Papirius Cursor, konsül Lucius Furius Camillus’un orduları komuta edemeyecek derecede hasta düşmesi nedeniyle diktatör olarak seçilmişti, o da kendisine magister equitum olarak Quintus Fabius Maximus Rullianus’u atamıştı. İkili lejyonların başında Samnium’a girmişlerdi. Diktatör sefere başlamadan önce yapılan ayinlerin düzgün tamamlanmadığından endişeli idi ve ayinleri tekrarlatmak için Roma’ya dönmeye karar verdi. Romalıların dini kurallara ne derece önem verdiğine geçmiş yazılarda birkaç kez değinmiştik. Diktatör Roma’ya dönerken magister equituma kesinlikle Samnitlerle çatışmaya girmemesi talimatı verdi. Diktatör Roma’da iken magister equitum’a sanki çevrede hiçbir Roma leyjonu yokmuş gibi rahat hareket eden bir Samnit ordusunun varlığı gözcüler tarafından bildirildi. Magister Equitum Quintus Fabius Maximus Rullianus diktatörün açık emrine rağmen inisiyatif almaya karar verdi ve kolay bir av olarak gördüğü izlendiğinden habersiz Samnit Ordusunu bozguna uğrattı. Kimi kaynaklar Samnitlerin kaybının 20000 asker olduğunu söylese de bu sayının abartılı olma ihtimali çok yüksektir. Maximus Rullianus Samnitlerden ele geçirdiği askeri teçhizatı ve diğer yağmayı bir yığın haline getirip yaktırdı ve Samnitlere karşı kazandığı zaferin haberini senatoya gönderdi. Şimdi burada iki husus önemli birinci husus ele geçirilen ganimetin yakılması, böylece eğer senato diktatör Lucius Papirius Cursor’a bir zafer alayı bahşeder ise, ele geçirilen ganimetler sergilenemeyecekti, bu da zafer alayı gerçekleşmesi ihtimalini azaltıyordu; ikinci husus ise Magister Equitum Maximus Rullianus’un senatoya zaferi kendi kazandığı yönünde haber göndermesiydi. Tamam, zaferi o kazanmıştı fakat ordunun komutanı olan Diktatör Lucius Papirius’un da gönderilen haberde esamesi dahi okunmuyordu, ganimetler de imha edilmişti, böylece üst komutan olarak zafer alayı şerefine nail olma ihtimali de zaferi kazanan yardımcısı tarafından neredeyse yok edilmişti. Magister Equitum Maximus Rullianus belli ki kendi kazandığı zaferin parsasını bizzat toplamak istiyor, diktatör ile paylaşmak istemiyordu. Doğal olarak Lucius Papirius bu durumu arkasından iş çevrilmesi olarak gördü ve magister equitumun cezalandırılması için senatoya başvurdu, fakat senato kazanılan zaferden oldukça mutluydu. Genç ve başarılı Maximus Rullianus’a çok da ceza vermek istemiyordu. Lucius Papirius ise bu yapılanın sonucundan bağımsız olarak diktatörlük makamına saygısızlık anlamına geldiğini, bu durumun da genel anlamda savaşın gidişatını ve hatta Roma’nın yönetimini olumsuz etkileyeceğini ileri sürüyordu senatoda. Haksız mıydı, bence değildi. Roma tarihi böyle örneklere de sahipti, daha birkaç yıl önce Latin Savaşında konsül Torquatus, emrini dinlemeyerek Latinlere saldırıp onların öncü kuvvetlerini yenen oğlunu emre itaatsizlik gerekçesiyle idam etmemiş miydi? Yine de Senato’dan istediğini alamayacağını anlayan Lucius Papirius doğruca lejyonların başına geçmek ve senatonun vermediği cezayı bizzat vermek için Samnium’a doğru yola çıktı; fakat senato’nun habercileri daha hızlıydı ve Maximus Rullianus’a önden ulaşarak onu hem kutladılar hem de yaklaşmakta olan tehlikeyi haber verdiler. Maximus Rullianus önlem almaz ise Lucius Papirius’un kendisini öldüreceğini anlamıştı. Askerlerini topladı ve onlara seslendi. Lucius Papirius’un kendisini kıskandığını, onun yokluğunda cumhuriyet için kazanılan zaferi hazmedemediğini, eğer elinde olsa idi tarihi değiştirip Samnitlerin kazanmasını sağlayacak kadar şahsi çıkarını düşündüğünü haykırdı. Diktatör Lucius Papirius ise lictorlarıyla birlikte karargâha vardığında Maximus Rullianus’u yargılayacağını ilan etti. Bir bakıma suçun hem mağduru hem de yargıcıydı. Yargılama Lucius Papirius’un Maximus Rullianus’a yönelttiği suçlayıcı sorularla devam ediyordu, sonuç belliydi, askerler homurdanmaya başlamıştı. Yargılama sonunda Lucius Papirius, Maximus Rullianus’u ölüme mahkûm etti. Askerlerin homurtusu yavaş yavaş yüksek sesli itirazlara dönüşüyordu. Subaylar diktatörün yanına gelip en azından infazı bir gün ertelemesini böylece sinirleri yatışınca tekrar düşüneceğini salık vermek istediler fakat Lucius Papirius onları da yanından kovdu. Ordu artık isyan etmek üzereydi, arabulucular gelip gidiyordu. En sonunda Maximus Rullianus ve babası, Lucius Papirius’un ayaklarına kapanıp özür dilediler ve böylece Maximus Rullianus affedildi. Yoksa muhtemelen ordu isyan edecekti ve sonrasında neler olabileceği belirsizdi. Ordu yine de muzaffer ve sevilen bir komutana, kendi seçtiği yardımcısına bu derecede eziyet eden bir diktatörün komutası altında savaşmak istemiyordu, Torquatus gibi Papirius’tan da nefret ediyordu sıradan askerler. Diktatörün komutası altındaki ilk çarpışmada oldukça isteksizlerdi ve rakipleri Samnitlere bir türlü üstünlük sağlayamayıp geri çekildiler. Bu ordunun Lucius Papirius’a mesajıydı, o da bu mesajı aldı. Askere çok daha iyi davranmaya, başarılıları takdire başladı ve zamanla askerlerin sevgisini ve güvenini kazandı. Lucius Papirius ilerleyen zamanlarda Roma tarihinin önemli komutan ve devlet adamlarından biri oldu.

Savaş Roma için iyi gidiyordu, M.Ö. 322 senesine gelindiğinde Samnitler yorulmuştu ve barış teklif ettiler, Roma reddeti.

Caudine Geçitleri (işaretli) ve Luceria (sağ üstte)

Barış teklifinin ardından Roma nefessiz kalmış rakibinin nefesini iyice kesmek için Samnium’a cepheden girecek bir ordu gönderdi. Ordu Konsüller Titus Veturius Calvinus ve Spurius Postumius Albinus Caudinus komutası altında düzgün bir keşif yapmaksızın kendinden emin bir şekilde ilerliyordu. Ele geçirilen tüm Samnit askerleri de Samnit ordusunun Luceria’yı kuşattığını söylüyorlardı. Bu esasen bir Samnit yanıltmacasıydı ve Romalılar birden çok kaynaktan aldıkları bu istihbarata inanarak hızla Luceria’ya ilerlemeye başladılar. Caudine Geçitlerine geldiler. Burası dar bir girişi ve yine dar bir çıkışı olan bir vadi idi. Ordu düzgün bir keşif yapmadan vadiye girerek ilerlemeye başladı fakat ilerledikçe vadi çıkışının Samnitler tarafından kapatıldığını fark ettiler, vadi girişine geri döndüler, burası da Samnitler tarafından kapatılmıştı. Roma Konsüler Ordusu bir vadi içinde pusuya düşmüştü. Vadinin girişi ve çıkışı, etraftaki tepeler Samnit savaşçısı kaynıyordu.

Konsüller vadi içindeki görece geniş bir alanda kamp kurmaya karar verdiler fakat artık Samnit ordusunun merhametine kalmış durumda oldukları açıktı. Bu sırada Samnitlerin komutanı Gaius Pontius da ne yapacağına karar veremiyordu. Bu sebeple tecrübeli bir Samnit devlet adamı olan babası Herennius Pontius’a mektupla ne yapması gerektiğini sordu. Babası cevaben tüm Roma Ordusunu serbest bırakmasını yazdı. Gaius şaşırmıştı ve bu nedenle babasına tekrar bir mektup yazarak görüşlerini açıklamasını istedi. Babası bu sefer tüm Roma ordusunu kılıçtan geçirmesi gerektiğini söyledi. Gaius artık iyice şaşırmış halde babasına bir mektup daha yazdı ve yanına gelmesini istedi. Babası geldiğinde ona birbiri ile tam manasıyla zıt öneriler içeren iki mektubu sordu. Babası cevaben içinde bulunduğu durumun ya büyük bir cömertlik ya da büyük bir canilikle son bulması gerektiğini, eğer Romalıları serbest bırakırsa Roma’nın dostluğunu kazanacaklarını ve bu durumun iki halk arasında dostluk barış getireceğini, eğer Romalıları son askerine kadar kılıçtan geçirirse de Roma’nın en az bir nesil daha belini doğrultamayacağını böylece Samnitler olarak rahatlayacaklarını, başka da bir seçeneğin olmadığını, yapacağı başka hiçbir seçimin ona ne dost kazandıracağını ne de düşmanı yok edeceğini belirtti. Fakat Gaius yine de ara bir formülde karar kıldı. Roma Konsüler Ordusunun tüm silahlarını aldı, onları boyunduruk altında Roma’ya gönderdi. Konsüller, işgal edilen tüm Samnit bölgelerinden çekilmeye, Cales ve Fragellae kolonilerini boşaltmaya, Luceria’yı Samnitlere vermeye razı olup yemin ettiler. Samnitler de tüm savaş esirlerini Romalılara geri vereceklerdi fakat patrici ailelerin çocuklarından oluşan 600 kişilik bir grup da esir olarak Samnitlere teslim edilecekti. Ordu büyük bir utanç ve öfke içinde, silahları alınmış ve boyunduruk altında Roma’ya geri dönüyordu. O dönem yaşamış Romalı askerler için bu esasen savaş alanında dövüşerek ölmekten çok daha kötü bir durumdu. Artık ömürleri boyunca utanç içinde yaşamak zorundaydılar.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için senatonun onayı gerekiyordu. Konsüller, Gaius Pontius’a karşı yeminleri altında senatoya gittiler ve anlaşmayı imzalamamalarını, hemen yeni bir ordu kurarak saldırmalarını, kendilerini Samnitlere teslim etmelerini senatodan rica ettiler. Böylece hem Roma konsüllerin yeminlerinin tanrılar karşısındaki yükünü üstlenmemiş olacak hem de savaşa devam edebilecekti. Konsüller ardından Gaius Pontius’un karargahına dönüp senatonun anlaşmayı reddettiğini, kendi kaderlerinin de yeminleri uyarınca Gaius’un iradesine bağlı olduğunu bildirdiler. Gaius oldukça sinirlenmişti. Bu Roma kandırmacasının bir parçası olmayacağını söyledi, ona göre anlaşma anlaşmaydı. Konsülleri anlaşma sanki yerine gelmişçesine serbest bıraktı. Gelinen noktada Samnitler için anlaşma imzalanmış, Roma için ise imzalanmamıştı. 600 kişilik grubun Samnitlere esir olarak verildiğini de hesaba katarsak belki bir barış anlaşması olmasa da en azından bir ateşkes söz konusuydu. Bu konuda net bir şey söylemek çok zor fakat şunu biliyoruz ki Caudine Geçidi Pususundan sonra 5 sene boyunca öyle ya da böyle Romalılar Samnitlere saldırmadılar ve Büyük Roma-Samnit Savaşının ilk safhası kapanmış oldu.

Romalılar bu 5 seneyi yaralarını sararak, egolarını tamir ederek geçirdiler. M.Ö. 318 senesinde yavaş yavaş çatışmalar başladı ve zamanla da şiddetlendi. Vaziyet Roma için genel olarak iyi giderken M.Ö. 315 yılında Roma Ordusunu komuta eden Magister Equitum Quintus Aulius Cerratanus’un da öldüğü Lautulae Çarpışmasını Samnitlere kaybettiler. Roma Ordusu önce Caudium Geçidinde kılıcını bile çekemeden teslim olmuş, birkaç sene sonra da Lautulae Çarpışmasında komutanını kaybederek mağlup olmuştu ve bu durum çevresindeki tüm halkların korktuğu Roma’yı durdurmak için bir fırsat olarak göründü bu halklara. Sonuçta Orta İtalya’yı ya Roma ya da Samnitler yönetecekti ve herkes bu ikiliden daha zayıf olan Samnitlerin yönetmesini ehveni şer olarak görüyordu. Önce birkaç sene evvel Samnitlerle savaş halinde olan Güney İtalya’daki Yunan şehri Tarentum Samnitlere destek vermeye başladı, sonra da esasen Roma’nın müttefiki olan Campanialılar Samnitlerin tarafına meyletmeye başladı, hatırlayın zaten Büyük Roma-Samnit Savaşı Campanialılar’ın Roma’dan Samnitlere karşı yardım istemesi nedeniyle çıkmıştı, işte Roma için durum o kadar vahimdi. Bunların üstüne Etrüskler de Roma karşıtı koalisyona katılınca Roma 3 cephede savaşmak zorunda kalacaktı. Güneyde Apulia ve Samnium’da Samnitler ve müttefikleriyle, Kuzey’de ise Etrüsklerle mücadele etmek zorundaydı Roma.

Roma o güne kadarki strateji ve yapılanması ile bir sonuç alamayacaktı, lejyonların eksik ve yetersiz kaldığı alanlar vardı. Öncelikle lejyonların daha esnek olması gerekiyordu, zira falanks düzeninde savaşan lejyonlar Samnium’un dağlık arazilerinde hızlı hareket edebilen esnek Samnit birliklerine karşı çok zorlanıyordu. Falanks düzeninde asker değil birlik önemlidir, birlik ahenk içinde olduğu müddetçe güçlüdür. Bu düzende uzun mızrakları olan askerle arka arkaya dizilirler ve mızraklarını önlerine uzatırlar. 5. ya da 6. sıradaki askerin dahi mızrağı ön tarafta düşmanla temas sağlanan bölgeye ulaşacak uzunluktadır.

Falanks düzeni almış bir hoplite birliği

Falanksın gücü derinliğinden gelir. Falanks düşmanla temas ettğinde arkadaki askerler öndeki askerlere hem destek olur ve hem ileri iter, hem de geri çekilmelerini ve kaçmalarını önlerler. Falanksı oluşturan askerlerin bir elinde mızrakları varken diğer ellerinde ise kalkanları vardır fakat bu kalkanlarla yanlarındaki askeri korurlar, böylece herkes birbirini korumuş olur. Falanks düz alanlarda oldukça etkiliydi ve yüzyıllar boyunca Akdeniz Dünyasındaki temel savaş birimiydi. Zayıf yanı ise ağır olması, sadece cepheden hücum ve savunmada etkin olması ve engebeli arazide ahenginin bozulması nedeniyle etkinliğini yitirmesiydi. İste bu nedenle de engebeli arazide Roma Ordusu Samnitlere kaşı zorlanıyordu. Sorunu radikal bir biçimde çözdü Romalılar ve üçlü maniple sisteme geçtiler. Buna göre Roma Lejyonları artık falanks meydana getirmeyecekti. Roma Lejyonundan bahsettiğimiz yazıda anlattığımız gibi 120 asker bulunan 20 hastati maniplesi ve 20 principes maniplesine ilave olarak 20 yarım mevcutlu “triarii” maniplesiyle birlikte toplam 6,000 askerden oluşan lejyon piyadesi meydana gelecekti. Bu sayılar zamanla ve ihtiyaçlar doğrultusunda değişiklik gösterecektir.

Böylece çok daha esnek bir Roma Lejyonu ortaya çıkıyordu. Roma’yı konu alan filmlerde ve dizilerde çarpışma alanına dama taşı gibi dizilmiş Roma birliklerini görmüşsünüzdür, işte manipüler sistemin sahaya yerleşimi temelde buydu. Roma tabiri caizse birden çok vitesi olan, ihtiyaç anında bir parçası başka bir noktaya rahatlıkla sevk edilebilen bu modüler lejyon yapısının faydasını özellikle ileride Yunan Devletlerine karşı yaptığı savaşlarda ziyadesiyle görecektir.

Roma’nın diğer yetersiz kaldığı alan ise lojistikti. Roma Şehrinden bu kadar uzakta uzun süreler geçirmeye alışık olmayan ordunun iaşesi, özellikle de şehirler yerine dağınık kasabaların bulunduğu dağlık alanlarda daha da zorlaşıyordu. Roma Ordusunun sonuç alabilmesi için uzun süreler bölgede kalması gerekiyordu fakat ordunun böyle bir yeteneği yoktu. Bu nedenle ünlü Via Appia’yı yani Appia Yolunu inşa ettiler.

Via Appia

Yol Roma’dan güneye doğru, 600 kilometreyi aşkın bir uzunluktaydı. Bu yol sayesinde Roma lojistik sorunun çözmüş oluyordu. Neticede askerlerin de dediği gibi, harekata göre lojistik hattı düzenlenmez, lojistik hattına göre harekât yapılır. Roma da lojistik hatlarını geliştirerek sorunu kökten çözmüştü. Bu durum aslında Roma’nın organizasyon becerisi olarak rakiplerinin ne kadar ötesinde olduğunu da gösteriyor. Belirli bir kaynağı, böylesine bir proje için bir noktaya aktarabilmek, o dönem için medeniyetin göstergesiydi. Roma komşuları ile artık aynı ligde değildi. Esasen bu nedenle de savaşın sonucu daha o zamandan belliydi. Sonuçta bütün yollar Roma’ya çıkacaktı. Hatırlarınız Birinci Samnit Savaşını konuştuğumuz yazdıda her iki tarafın medeniyet seviyelerine atıfla, savaşın İtalya’daki çobanlarla çiftçilerin, dağlı hakla ovalı halkın, köylülerle şehirlilerin, kısacası barbarlıkla medeniyetin savaşı olduğunu belirtmiştik. İşte bu organizasyon seviyesi farkı Roma’yı muzaffer kılıyordu ve kılacaktı. İşte bu yüzden Roma büyük ordular kaybettikten sonra dahi savaşmaya devam edip rakibinin kaynakları tükenene kadar savaşlarını sürdürebilecekti. İlerledikçe göreceğiz bunları.

M.Ö. 312 senesine gelindiğinde Via Appia işler vaziyetteydi. Romalılar bu sayede gittikçe boğmaya başladılar Samnitleri, Samnium ve Campania’da 10’u askın koloni kuruldu, tüm geçitler tutuldu, deniz ablukası da tamamlanmıştı, bir ordu da Apulia’yı kontrol ediyordu.

Burada bir parantez açıp Via Appia’ya adını veren tartışmalı ve ünlü Romalı devlet adamı Appius Claudius Crassus Caecus’dan bahsetmemiz lazım. Zaten kariyerinin önemli bir bölümünü de Samnit Savaşları sırasında geçirmiş olması konu bütünlüğünü de bozmamış olmamızı sağlıyor. Appius Claudius belirttiğim üzere son derece tartışmalı bir karakter, hakkında övgü de yergi de bol. Devrimci mi evet, iş bitirici mi evet, kurallara saygılı mı hayır, adam kayırmacı mı evet… Bu şahıs 18 aylığına censor seçiliyor ve o güne kadar görülmemiş bir biçimde senatörleri denetlemeye başlıyor, birçok senatörün senatör olacak mal varlığını yitirdiğini ileri sürüp senatörlüklerini düşürüp yerlerine kendisine ve ailesine yakın senatörler atıyor. Centuriaları baştan düzenliyor ve oy verme hakkı olanların bloklarını değiştiriyor, oy verme hakkı olmayan bazı grupları centurialar içine alarak onlara oy verme hakkı tanıyor. Roma bütçesinin fakir Romalılar lehine kullanılmasını sağlıyor. Yaptıkları Roma kurulu düzenini o kadar derinden sarsıyor ki 18 aylık görev süresi bitmeden censorluktan ayrılması için diğer censor istifa ediyor. Roma teamüllerine göre bir censor istifa ederse, ölürse ya da başka bir sebepten dolayı makam boşalırsa, görevdeki censorun da istifa etmesi ve yeni cencorlar seçilmesi gerekiyor. Appius Claudius ise diğer cencor istifa ettikten sonra istifa etmediği gibi 18 aylık görev süresi bittikten sonra da istifa etmiyor ve 5 yıl boyunca cencor makamında oturuyor.

Aqua Appia
Aqua Appia (Kırmızı Hat)

Bu süre zarfında Via Appia yani Appia Yolunu ve yine kendi adı ile anılan Roma’nın ilk su kemeri Aqua Appia’yı yani Appia Su Kemerini inşa ediyor. Kanımca bütün bunlardan daha önemlisi Roma’nın altıncı kralı Servius Tullius zamanından kalma halkın toprak sahibi yerleşikler arasında servet esasına göre sınıflara bölünmesi uygulamasını kökten değiştirmesidir. Roma giderek tüccarın, esnafın, zanaatkarın geliştiği bir şehir olarak artık bunların kayda değer fakat toprağa dayalı olmayan servetlere sahip olduğu bir şehir haline gelmişti. Appius Claudius bu kişilerin sahip olduğu taşınır serveti de Roma sınıflarını belirlemede hesaplamaya başlamasıyla yukarıda bahsettiğim centuriaları baştan düzenlemiş ve Roma’nın seçim ve meclis aritmetiğini kökten değiştirmişti. Centurialarda ilerleyen zengin plebler ve lehlerine gelişmeler kaydettiği fakir kitlelerle de arası iyi, olduğundan cencorluktan sonra da konsül seçiliyor. Kendisinden ileride Pirus Savaş’ında da bahsedeceğiz. Unutmadan ekleyelim kendisi görev süresi bitmesine rağmen görevini bırakmayan 12 Levha Kanunlarını yazan Decemvirlerin lideri Appius Claudius Crassus’un ailesi olan Claudii ailesinden geliyor. Dedesine çekmiş ne diyelim. Claudius’un reformlarını, yazmayı planladığım Roma Erken Cumhuriyeti dönemini toparlayan, değinmediğimiz noktalara değineceğimiz yazıda daha detaylıca konuşuruz.

Savaşa dönersek, kuzeyde Etrüskler M.Ö. 312–308 arasında 4 yıl boyunca Roma’yı meşgul ettiler. Quintus Fabius Maximus Rullianus’un M.Ö. 310 yılındaki Vadimo ve Perusa zaferlerinden sonra Etrüskler M.Ö. 308 yılında bir miktar toprak vererek Roma ile barış yaptılar. Roma artık tüm gücü ile Samnitlere yüklenebilirdi.

Samnit Savaşına devam etmeden önce Lucius Papirius Cursor ve Quintus Fabius Maximus Rullianus arasındaki biraz önce bahsettiğimiz olaya geri dönelim. Hani şu savaşın ilk yıllarında Samnitlere izinsiz hücum ettiği için Maximus Rullianus’un Lucius Papirius tarafından idam edilmek istendiği olay. Bu ikili bir kez daha bir araya gelecekti. Fabius Maximus M.Ö. 310 senesinde konsül seçilmişti. Ordu ile birlikte Etrüsklere karşı kuzeydeki operasyonları yönetiyordu. Roma M.Ö. 312–308 yılları arasında bir konsülünü kuzeyde Etrüsklere karşı, diğerini güneyde Samnitlere karşı göndermek zorundaydı. Fabius Maximus kuzeyde Etrüsklere karşı operasyonunu yürütürken uzunca bir süreliğine Roma ile bağlantısı kesildi. Senato lejyonların bozguna uğradığından korkmaya başladı ve Lucius Papirius Cursor’u diktatör olarak atadı ve emrine verdiği yeni lejyonlarla kuzeye yolladı. Lucius Papirius Cursor ve Quintus Fabius Maximus Rullianus Etrurya’da karşılaştılar. Lucius Papirius, konsül Fabius Maximus’a diktatör olarak atandığını bildirdi. Bu noktada bir kriz daha çıkabilirdi. Zira diktatörün görev süresi krizin çözülmesine kadardı, halbuki ortada bir kriz yoktu, Konsül Maximus Rullianus’un lejyonları sapasağlam görevdeydi. Konsül komutayı devretmeyebilirdi. Diktatör Lucius Papirius da diktatörlük yetkilerini kullanarak komutayı almak için ısrar edebilirdi. Neyse ki Maximus Rullianus komutayı devretti ve ikili beraber biraz önce adlarını andığımız Vadimo ve Perusa muhaberelerini kazanarak Etrüsklere boyun eğdirdi.

Gelelim artık Roma ile tek başına mücadele etmek zorunda kalan Samnitlere. Via Appia sayesinde Romalılar sürekli olarak Samnium’da kalıyorlardı. Tüm geçitleri tutmuşlardı. Deniz ablukası sağlanmış ve Apulia da Roma’nın eline geçmişti. Samnitler her açıdan sarılmış durumdalardı fakat dayanıyorlardı. Zira bir ya da birkaç şehre yerleşmiş bir topluluk değillerdi. Köy ve kasabalarda yaşıyorlardı ve tek tek ele geçirilmeleri gerçekten zordu. Roma da bu nedenle tüm bölgeyi ablukaya aldı. Hiçbir geçitten çekilmedi, bütün stratejik noktalara koloniler kurdu, tespit ettiği tüm Samnit birliklerine saldırdı. Yavaş yavaş Samnit ekonomisini ve yaşam biçimini boğdu.

M.Ö. 304 senesinde artık Samnitlerin dayanacak gücü kalmamıştı. Barış istediler. Roma kabul etti.

İkinci Samnit Savaşı Sonunda Roma ve Samnitler

Barışa göre Roma savaş boyunca işgal ettiği toprakları ve kurduğu kolonileri elinde tutacaktı, Samnitler ise bağımsızlıklarını koruyorlardı. Fakat artık her noktadan sarılmış haldelerdi. 23 yıllık savaşın sonunda Roma artık tüm İtalya’daki dominant güçtü. Kuzeyde Etrüskleri sindirmişti, Güneyde Samnitleri boğuyordu. Daha zayıf halklar ise artık bükülmeyen bileği öpme yarışındalardı. Roma için işler yavaş yavaş İtalya yarımadası dışına taşmaya başlayacaktı yakında fakat Samnitler de henüz tamamen pes etmemişti, son atımlık mermilerini de atmadan pes etmeyeceklerdi.

Roma Halkı ve Senatosu

Şehrin Kuruluşundan İmparatorluğun Sona Erişine Kadar…

Roma Halkı ve Senatosu

Roma Şehri’nin kurulduğu M.Ö. 753'ten başlayarak Roma Tarihi üzerine yazılar ve podcast yayınları.

Machinavs

Written by

Machinavs

It’s all so pointless. We kill them, and they kill us, so we kill more of them, so they kill more of us. What’s the point anymore?

Roma Halkı ve Senatosu

Roma Şehri’nin kurulduğu M.Ö. 753'ten başlayarak Roma Tarihi üzerine yazılar ve podcast yayınları.