Latin Savaşı

Machinavs
Machinavs
Apr 24 · 9 min read

Birinci Samnit Savaşı ile Roma müttefiki Capua’yı korumuş, Samnitleri Campania’dan uzaklaştırmış ve sınırlarını Campania’yı da içerecek biçimde genişletmişti. Samnitler de savaş başlamadan önceki kazanımları olan Teanum ve çevresinin kendilerine ait olduğunu Roma’nın kabul etmesini sağlamışlardı. İki taraf da şimdilik sonuçtan memnuniyetsiz değildi. Roma daha önce savaştığı düşmanlarına göre daha organize ve daha kalabalık bir halk olan Samnitlerle savaşmaya devam etmeye çok istekli değildi ve zaten Latin müttefiklerinin huzursuzluğuna dair haberler Roma’nın büyük çaplı bir askeri harekata girmesini tehlikeli bir macera haline getiriyordu. Geçtiğimiz bölümün sonunda değindiğimiz Latinlerinin Samnitlere saldırılarının Roma tarafından durdurulmaması yahut Latinlerin bakış açısı doğru ise durdurulamaması Latinlerde 150 yıl önce Roma/Latin ilişkilerini düzenleyen Foedus Cassianum Anlaşmasını kendi lehlerine revize etme isteği uyandırmıştı. Latinlerin bir revizyonu zorlama gücüne sahip olmasından bağımsız olarak kendisi de Latin şehri olan Roma’nın böyle bir saldırı ile karşı karşıya olması Roma adına büyük bir tehlike idi. Roma egemenlik alanının merkezinde, aradan geçen 150 yılda örgütlenme, eğitim, taktik, strateji ve akla gelebilecek her türlü özellik bakımından kendisine tıpa tıp benzemiş bir ordu ile savaşmak zorunda kalacaktı. Komutanlar dahi birbirlerini şahsen tanıyorlar, birbirlerinin komuta tarzlarını biliyorlardı. Birbirine tıpatıp benzeyen iki balyoz birbirine diğerini çatlatana kadar vuracaktı.

Latinler sadece Samnitlere yaptıkları saldırılarını durduramaması nedeniyle değil, aynı zamanda bunun son şansları olduğunu da düşündükleri için Roma’ya saldırmak istiyorlardı. Zira Capua’nın da Roma egemenliğine girmesi aynen Capualı elçilerin Samnitlere karşı Roma’dan yardım isterken öne sürdükleri gibi Latinleri de benzer bir kıskaç içine sokmuştu. Foedus Cassianum ile görece bir eşitlik halinde bulunan Roma ve Latinler arasındaki eşitsizlik giderek artıyor, Roma eşitler arasındaki birinci konumundan çıkıp giderek daha dominant bir rolü üzerine alabilecek gücü kendinde buluyordu. 150 yıldır gidiş bu yöndeydi ve Latinler için bu sürecin geri döndürülemez olacağı kritik eşik aşılmak üzereydi. Latinler Samnit Savaşları nedeniyle lejyonlarının zayıfladığını düşündükleri Roma’ya, Roma yaralarını sarıp kazançlarını konsolide edip daha da kuvvetli hale gelemeden saldırmaya karar verdiler. Esasen haklılardı da; zira Roma daha doğrusu Patriciler Samnit Savaşı sonrasında rakipleri Plablere karşı bazı geri adımlar atmak zorunda kalmışlardı. Belli ki kendilerini rakiplerine karşı direnecek kuvvette görmüyorlardı. Geçen bölümde bahsettiğim Leyjonların isyanından sonra hem tüm isyan eden lejyonlar affedilmişti hem de bir sene sonra M.Ö. 342’de ünlü Lex Licinia Sextia yasasındaki konsüllerden birinin pleb olabileceği yönündeki yasa konsüllerden birinin mutlaka pleb olması gerektiği şeklinde değiştirilmişti. Bu yasa değişikliği ile birlikte konsüllere ayrıca bir kısıtlama getirilmişti. Bir kişi konsüllük süresi sona erdikten sonra 10 sene boyunca bir daha bu makama aday olamayacaktı. Ben size bir soru sorayım burada? Bu 10 sene kuralı acaba patricilerin üst üste konsüllük yapabilecek bir plebten korkmaları nedeniyle mi yoksa tüm Roma’nın üst üste yıllarca konsül olacak birinin gücü tamamen ele geçirmesini engelleme isteği nedeniyle mi gelmişti? Yani belki aklıselim plebler de belki artık tüm yurttaşlara açılmış bulunan makamın eskisi kadar steril kalmayacağından çekinmişti? Bu soru burada kalsın, biz Latinlerle devam edelim.

Latin Ligi Üyeleri — Turuncu ile belirtilmiş

Latinler ellerine son kez geçtiğini düşündükleri fırsatı kullanmaya kararlıydılar. Latin Ligi olarak anılan ve M.Ö. 7. Yüzyıldan beri Latinleri temsil eden konfederasyon Latin taleplerini iletmek üzere Roma Senatosuna bir elçi heyeti gönderdi. Latin talepleri önemli iki başlıkta toplanıyordu. Birinci talepleri tam yurttaşlıktı; Latinler daha önceki yazılarda ara sıra değindiğimiz üzere çeşitli yurttaşlık haklarından yararlanıyorlardı. Özelikle 150 yıl önceki savaşta Roma’ya isyan etmeyen Latin kasabalarının halkları geniş yurttaşlık haklarına sahipken, isyan etmiş olanların hakları bu derece değildi. Aradan geçen zamanda bu haklar genel olarak da herkes için genişleme eğilimi göstermişti fakat bu sefer Latinler tüm Latinler için Roma Yurttaşlığı istiyorlardı. Bu talep belki üzerine müzakere edilip bir anlaşmaya varılabilir bir talepti fakat ikinci talep Latinlerle müzakereyi Romalılar için imkânsız hale getirmişti. Latinler her sene seçilen konsüllerden birinin Latin olmasını ve senatonun da yarısının Latinlerden oluşmasını talep ediyorlardı. Her zaman için kabulü zor bir talebi kabulü imkânsız bir zamanda ileri sürmüştü Latinler. Durumu oldukça yanlış okumuşlardı. Evet belki Roma müzakere masasına çekilebilecek durumda idi zira hem lejyonları zayıflamış hem de içeride pleblere konsüllüğü garanti eden yeni politik düzen nedeniyle henüz istikrarını tam sağlayamamıştı fakat bir konsüllüğü yeni kaybeden patricilere ve yüzyıllardır peşinde mücadeleler verdikleri konsüllüğü yeni elde eden pleblere bu konuda taleple gitmek ya biraz naifçeydi ya da Latin Ligi aslında bir anlaşma yerine bir savaş arıyordu. Elbette Patciler ellerinde kalan konsüllüğü plebler de yeni elde ettikleri konsüllüğü var güçleriyle koruyacaklardı. Latinler tek bir taleple patrici ve plebleri birleştirmişti. Senato Latin Elçilerine çok kısa bir yanıt verdi: Olmaz. Latin Elçilere 150 yıl önceki savaşı da hatırlattılar ve onları Roma’dan kovdular. Senato bu gerginliğin ne anlama geldiğinin farkındaydı ve Latinlere savaş ilanına karar verildi.

Latinlerin talepleri iki yüz senedir süren ve plebler lehine çözülmeye başlayan bir sorunu Roma sınırları içinden tüm Latium’a teşmil ettirecek nitelikteydi. Patrici ve plebler ne için mücadele etmişse şimdi de benzerleri için Patrici-Pleb ittifakına karşı Latinler mücadele edecekti. Roma’nın bir 200 yıl daha bu mücadeleye katlanmasına imkân yoktu ve Latinler de surların dışındaydı, Patrici ve Pleblerin arasındaki gibi iç içe geçmişlik de yoktu Romalılarla Latinler arasında. Her şey Romalılara bu sorunu silahla çözebileceklerini fısıldıyordu. Öyle de oldu.

Boynunda bir Torc bulunan Ölen Galyalı Heykeli. Kapitol Müzesi, Roma.

Latin Savaşı’nın başladığı M.Ö. 340’ta konsüller Titus Manlius Imperiosus Torquatus ve geçtiğimiz yazıdan Birinci Samnit Savaşı kahramanımız Publius Decius Mus idi. Publius Decius’tan bir miktar geçen bölüm bahsettik, nasıl cüretkâr ve cevval biri olduğunu iyi biliyoruz. Diğer konsül Titus Manlius Imperiosus Torquatus da konuya bir es verilip kısaca değinilmeyi hak eden bir Romalı. Yıllar sonra yaşayacak olan Romalılar için kendisi Cinninnatus, Camillus, Valerius Corvus seviyesinde bir kahraman. Kendisinden kuşaklar sonra dahi örnek alınan, eski Roma erdem ve ahlakına örnek gösterilen figürlerden biri. Lakabı yani Cognomen’i Torquatus’u ise Valerius Corvus gibi bir Galyalı ile dövüşü sonucunda almış. Galyalı bir savaşçıyı savaştan önceki düelloda yendikten sonra Galyalı Savaşçıların boyunlarına taktıkları bilezik şeklindeki bir halka olan Torc’u yenilmiş düşmanının boynundan alması üzerine kendisine Torquatus denilmeye başlanmış. Öte yandan Romalı erdem ve ahlakına parlak bir örnek olarak kendisi savaşta emirlerini dinlemeyen oğlunu idam ettirecek kadar disiplinli sert bir karakter. Yaptıkları da çağdaşı Romalılar tarafından da taktir edilmiş olacak ki kendisi Roma’ya üç kez konsül üç kez de diktatör olarak hizmet etme şerefine nail olmuş.

Savaşa dönersek, Romalıların Latin Savaşındaki stratejisi Latinleri müttefiklerinden ayırmaktı bu nedenle Roma Lejyonları müttefik Hernicilerin topraklarını kullanarak Latium ile Campania arasına girmiş, Latinlerin, onlarla birlikte Roma’ya isyan eden Capualarla birleşmesini engellemişti. Capua da Samnit tehlikesi geçtikten sonra kendilerini Samnitlere karşı korumuş olan Roma’dan ayrılmak istemiş ve Latinlerin isyanına katılmıştı. İsyanın üçüncü ortağı ise Volkslardı.

Roma-Latin Savaşından bize iki hikâye kalmıştır. Hikayelerden ilkine göre her iki konsül de lejyonları ile birlikte Latinleri karşılamak üzere kamptalardı. Sabah uyandıklarında her ikisi de aynı rüyayı gördüklerini fark ettiler. Konsüllere göre bu bir kehanetti. Kehanete göre savaşı kazanan taraf komutanını, kaybeden taraf ise tüm ordusunu yitiriyordu. Her iki konsül de bu kehanetin kendilerine malum olması üzerine bir anlaşma yaptılar. Buna göre hangi konsülün komuta ettiği taraf zorlanmaya ve geri çekilmeye başlarsa o konsül kendisinin öleceği bir saldırı başlatacak ve ölecek, böylece tanrılar zaferi Romalılara verecekti. Roma ve Latin güçleri Vezüv Yanardağı yakınlarında karşılaştılar. Roma Ordusunda Publius Decius sol kanadı, Manlius Torquatus ise sağ kanadı komuta ediyordu. Savaş iki denk gücün mücadelesi olarak dengeli bir şekilde devam ederken yoğun Latin saldırıları nedeniyle Decius komutasındaki Roma sol kanadı bozulma belirtileri göstermeye başlamıştı. Decius kehanete göre davranması gerektiğini düşündü, törensel kıyafetlerini kuşandı ve atı ile dört nala Latinlerin üzerine atıldı, Latinlerin ok yağmuru altında kalmadan önce çok sayıda düşmanı da öldürmeyi başardı fakat nihayetinde hedef olduğu oklar nedeniyle hayatını kaybbetti. Savaş alanının diğer tarafında bu olayı haber alan Manlius Torquatus kendisine görünen kehanete göre zaferin avuçlarında olduğunu biliyordu. İhtiyat olarak tuttuğu Triarii kuvvetleri ile Latinlere saldırdı ve dağıttı. Zafer Romalılarındı. Bu zaferden sonra Romalılar Latin Ligine karşı üç zafer daha elde ettiler ve Latinleri barış istemeye zorlayan nihai zafer Trifanum Savaşında geldi.

Torquatus’un oğlunu idam ettirmesini gösteren tablo. Ferdinand Bol 1661–64

Diğer hikâye ise sadece Manlius Torquatus ile ilgilidir. Manlius Torquatus yine Latin Savaşı sırasında askerlerin o emir vermeden hiçbir Latin’e saldırmamalarını, o emir vermeden tek bir okun bile fırlatılmamasını emretmişti. Amacı zaten Roma ordusunun ikizi olan Latin ordusu ile istemediği şartlarda savaşmak zorunda kalmamaktı. Savaşacağı yeri ve zamanı kendisi seçmek istiyordu. Manlius’un oğlu Titus bir süvari keşif birliği ile birlikte keşifteyken Latinlerle karşılaştı. Babasının emirlerinin farkında olduğu için gerçi çekilmek istedi fakat Latinlerin geri çekilen Titus’a korkak demeleri, onu aşağılamaları Titus’un konsül babasının emirlerini çiğnemesini sağlamaya yetti. Titus birliği ile birlikte düşmana saldırdı ve yendi. Roma ana kampına Latinlerden elde ettiği silahlarla döndüğünde tezahüratlarla karşılandı. Babası ise hemen Titus’un tutuklanmasını emretti. Oğlunu tutuklatan Manlius askerlerine bir konuşma yaparak, biraz sonra yapacaklarının ailesini mahvedeceğini fakat konsüllük makamının otoritesine karşı gelmenin Roma’nın mahvolmasına neden olacağını, Roma’nın mahvolmasındansa ailesinin mahvolmasını yeğlediğini belirterek oğlunun kafasının kesilerek idam edilmesini emretti. Askerleri bu davranışı yüzünden ondan nefret ettiler fakat eskisine göre çok daha disiplinli bir ordu haline de geldiler. Anlaşıldığı kadarıyla birkaç yüzyılda bir konsül olan bir babanın Romalılara mesaj vermek için oğlunun kafasını kesmesi gerekiyor. Roma Erken Cumhuriyet dönemini konu alan ilk yazıda da değinmiştik, ilk konsül Lucius Junius Brutus da yeni kurulmuş cumhuriyeti devirmek isteyen iki oğlunun da kafasını kesmişti. — Hikayenin diğer versiyonunda keşif sırasında Titus, Latinlerin keşif birliği ile karşılaşıyor ve düşman birlik komutanı Geminus Maecius onu düelloya davet ediyor, babasının emrini unutan Titus düelloya giriyor. Kampa dönüşünde babası onu sopalarla dövdürerek idam ettiriyor.

Savaş kazanılmış ve Latinler yenilmişti fakat Roma durumu tamamen kontrol altına alıp, kapısının önünde bir daha böyle bir huzursuzluğa mahal vermemek için gerekeni yapmaya kararlıydı. Savaştan sonra iki yıl boyunca Latin Ligine dahil bütün şehir ve kasabalar kuşatıldı ve birbirlerine yardım etmeleri engellendi. Savaşın bu aşamasında Samnitler de yardımcı kuvvetler olarak Roma ordusu yanında savaştılar. Roma’nın Samnitlere saldırısının meydana getirdiği fırsat sayesinde başlayan Latin Savaşı yeni savaşmış iki düşmanı Roma ve Samnitleri aynı amaç uğrunda yan yana getirmişti. İki taraf da Latinleri oyun sahasının tamamen dışına çıkarmakta kendileri adına fayda görüyorlardı. Romalılar için Samnitlerle devam edeceği muhakkak olan bir mücadelede Latinler zayıf bir nokta arz edebilecekken; Samnitler için de Latinler mücadele edilmesi gereken ve Roma ile tekrar savaşa girdiğinde Roma’nın müttefiki olacak bir güçtü.

Kuşatma süreci boyunca bazı Latin yerleşimleri hemen teslim oldu, bazıları ise kısa bir mücadelenin ardından teslim oldu, bazıları ise sonuna kadar savaştılar; fakat en nihayetinde kuşatmalar sona erdiğinde Latin Ligi siyasi yetenekleri bakımından tamamen dağıtıldı ve tüm Latin bölgesi doğrudan Roma egemenliğine girdi. Latin Ligi bu tarihten sonra Alba Dağında Tanrı Iupiter Latiaris şerefine Feriae Latinae şenliklerini düzenlemekle görevli dini bir organizasyona dönüştü.

Bundan sonra olanlar Roma’nın neden bir imparatorluk haline gelebildiğini gösterir örneklerden. Mağlup Latinlere ne olacaktı? Roma’nın önüne tarih iki seçenek sunuyordu. Ya Latinlerin tamamı yurttaş olacaktı ve Roma bir şehir devleti olmaktan çıkıp bir bölge devleti haline gelecekti ya da tüm Latinler tebaa haline getirilecek ve çok kısıtlı haklara sahip olarak yaşamaya zorlanacaklardı. Birinci şıkkı yerine getirecek mekanizmalar henüz Roma’nın elinin altında değildi, ikinci şık ise uzun vadede sürdürülebilir değildi zira yeni isyanlar için zemin hep hazır olacaktı bu seçenekte. Latinler de isyan etmiş olsalar da Roma ile aynı dili konuşan, yüzyıllardır ittifak ilişkine sahip bir halktı. Bu gerçekler ışığında Senato Latin Ligini dağıttıktan sonra şehirlerin ve kasabaların durumlarını tek tek değerlendirmeye karar verdi.

Hemen yahut kısa bir mücadeleden sonra teslim olanlara “civitas cum suffragio” yani tam yurttaşlık verildi, böylece bu şehir ve kasabalar belki bağımsızlıklarını ve siyasi varlıklarını yitiriyorlardı fakat buraların sakinleri en baştan beri istedikleri eşitliğe kavuşuyorlardı ve Roma’nın yeni pleb yurttaşları oluyorlardı.

Ciddi bir mücadele verdikten sonra teslim olan şehirlerin yurttaşlarına ise “civitas sine suffragio” statüsü verilerek özel hukuk bakımından yurttaş hakları tanındı ise de siyasal haklardan yani seçme ve seçilme hakkından ve kamusal tartışmalara katılma hakkından mahrum bırakıldılar, yine bu yarı yurttaşlar tüm Roma Yurttaşlarının tabi oldukları yükümlülüklere de tabi tutuldular, Capulalılar da bu statüde değerlendirildiler.

İsyanı başlatan şehirler ise farklı bir muamele gördüler. Bu şehirler siyasi açıdan varlıklarını korudular ve iç işlerinde serbest kılındılar fakat dış işlerde tamamen Roma’ya bağlı oldukları gibi bu şehirlerin yurttaşları da sadece kendi şehirlerinde ticaret yapabilecek ve sadece kendi şehirlerinin yurttaşları ile evlenebileceklerdi. Roma bu şehirleri tamamı ile izole etmişti. Bu izolasyon onları giderek boğacak ve zayıflatacak, ileride tamamen Roma sistemi içinde eritilecek duruma getirecekti. Roma bu şehirlere ayrıca Romalı kolonileri kurdu. Buna göre Romalı yerleşimciler bu şehir ve kasabalardaki topraklara yerleşecekler hem ticari hem de askeri olarak Roma’nın jandarması olacaklardı.

Latin Savaşı sonrası Roma Haritası

Bu davranış biçimi yani Roma’ya direnmeyenlerin bir noktada Romalı olması yahut ayrıcalıklardan faydalanması, direnenlerin ise yok edilmesi Roma’nın Akdeniz’e hâkim olurken izlediği yolda Roma politikasının temel özelliğini teşkil edecektir. Roma o güne kadar örneği olmayan bir yöntemi “divide et impera” yani “böl ve yönet” yöntemini icat etmişti. Roma düşmanlarını bölmüş ve bazılarını kendine entegre etmiş, bazılarını da izole ederek entegrasyona hazır hale getirmek için çalışmaya başlamıştı. Bunu yaparken de nüfus dengesine azami dikkat gösterdi. Yeni yurttaşların halihazırdaki Roma yurttaşlarına karşı büyük bir çoğunluk elde etmemesine özen gösterildiği kadar tebaa statüsüne alınan halkın da bir isyan ile istediklerini elde edebilecek kadar kalabalık olmamasına özen gösterildi. Roma’nın kurduğu bu sistem binyıllar boyu işledi ve devletin her saldırıya dayanmasını sağladı.

Evet, Latin Savaşının sonunda Roma artık evinin önündeki bahçenin ortağı olmaktan çıkmış onun sahibi olmuştu. Bundan sonra gözünü daha uzak diyarlara dikebilirdi. M.Ö. 330’lu yıllarda Roma güneyde Capua’dan kuzeyde Veii’ye uzanan orta boy fakat İtalya’daki herkesle boy ölçüşebilecek bir devletti. Tek dişli rakibi ise Samnitlerdi. Roma’nın tüm İtalya’ya göz dikebilmesi için nasıl Latinlerin tamamen pasifize edilmesi gerekmişse, İtalya dışında maceralar için de Samnitlerin pasifize edilmeleri gerekecekti.

Roma Halkı ve Senatosu

Şehrin Kuruluşundan İmparatorluğun Sona Erişine Kadar…

Roma Halkı ve Senatosu

Roma Şehri’nin kurulduğu M.Ö. 753'ten başlayarak Roma Tarihi üzerine yazılar ve podcast yayınları.

Machinavs

Written by

Machinavs

It’s all so pointless. We kill them, and they kill us, so we kill more of them, so they kill more of us. What’s the point anymore?

Roma Halkı ve Senatosu

Roma Şehri’nin kurulduğu M.Ö. 753'ten başlayarak Roma Tarihi üzerine yazılar ve podcast yayınları.