Roma Cumhuriyetinin Temel Kurumları

Machinavs
Machinavs
Apr 26 · 12 min read

Latin Savaşlarını konu ettiğimiz son yazının ardından kronolojik ilermeye bir mola verip bulunduğumuz ve ilerleyeceğimiz tarihi anlamak için Roma Cumhuriyeti’nin Kurumlarına kısaca değinmek gerektiği kanaatindeyim. Yazı bittikten sona senato nedir, pleb tribünü kimdir, diktatör ne yapar gibi soruların cevaplarını kabaca vermiş olacağız.

Comitia Curiata

Romulus’un, Roma halkı arasında yaptığı otuz bölümlük ayrıma dayandırılan, patricilerden ve pleblerden oluşan ancak sadece patricilerin oy hakkına sahip olduğu meclistir. Krallık zamanında kurulan bu meclis, önceleri konsülleri seçmekle ve yüksek mahkeme görevini icra etmekle sorumlu tutulmuştur. Zamanla, görev ve sorumlulukları genişletilerek; yüksek memurlara emretme yetkisi yani imperium vermek, vasiyetlere ve evlat edinmelere tanıklık etmek, rahiplerin resmi olarak göreve başlamalarına onay vermek gibi, daha kapsamlı bir hale getirilmiştir. Zamanla yetkilerinin önemli kısmı Comitia Centuriata’ya devrolunmuştur. Cumhuriyetin sonlarına doğru da politik anlamdaki önemini yitirerek, yalnızca patricii sınıfının iç meselelerini ilgilendiren bir meclis halini almıştır.

Comitia Centuriata

Comitia Centuriata hem patricilerin hem de pleblerin katıldığı, yasa ve karar önerilerinin kabul ya da ret biçiminde oylandığı fakat değiştirilemediği, censor, consul ve praetor’ların seçimlerini gerçekleştirildiği, kamu suçları bakımından yargı alanında yetkileri bulunan, savaş ve barış kararlarını veren önemli bir meclistir.

Romulus’un tesis ettiği kabilelere dayalı Comitia Curiata’nın seçim yetkilerinin birçoğunun Servius Tullius tarafından kurulan Comitia Centuriata’ya devredilmesiyle önemi artmaya başlamıştır. Comitia Centuriata’da her sınıf kendi içinde centuralara bölünmüştü. Centuria lejyonları oluşturan temel birimdi. Klasik halinde iken Comitia Centuriata 8 sınıftan oluşurdu. En üstte 6 blok ile Patiriciler bulunurdu. Bu sınıf servete göre değil, ailesinin kökeni Roma’nın kuruluşuna kadar giden kişilerden oluşurdu ve sayıları çok az olmasına rağmen 6 bloğa sahiplerdi. Onlardan sonra Atlılar yani Equiteler gelirdi, 12 bloğa sahiplerdi. Onların altında aristokrat olmayanlar zenginliklerine göre 5 sınıfa ayrılmıştı, 1. Sınıf 80, 2, 3, ve 4. sınıflar 20’şer, 5. sınıf 30 ise bloğa sahipti. Nüfus olarak en kalabalık olan hiç serveti olmayanlar ise 1 bloğa sahipti. Oylamaya herkes katılıyor fakat en zenginlerin oyu daha çok etki ediyordu.

Comitia Centuriata’nın Oylama Yapısı

Oylamalarda önce üst sınıflar oy kullanır, sırayla oy kullanma sırası alttaki sınıflara geçerdi. Patriciler, Atlı Sınıf ve 1. sınıf oyları çoğunluğu elde etmeye yettiğinden birçok oylamada diğer sınıfların centurialarının oylama yapmasına gerek kalmazdı. Çoğu durumda çıkarları aynı doğrultuda olan üst sınıfların ittifakı istenilen kararın çıkması yeterli oluyordu. M.Ö. 241 yılında, censor’lar Marcus Fabius Buteo ve Gaius Aurelius Cotta tarafından comita centuriata’nın oluşum biçimi değiştirilmiş, 193 olan centuria sayısı 373’e çıkartılarak Servius Tullius zamanından beri devam eden seçkin çoğunluğu tekeli kırılarak yeni çoğunluk sistemiyle daha demokratik bir oylama yapısına geçilmiştir.

Her bir centuria sayısı ismini aldığı 100 sayısından çok daha fazla Roma vatandaşı içermekle birlikte, oylamalarda her centuria bloğu bir oy olarak hesap edilmiştir. Comitia centuriata, imperium sahibi magistalıklar (magistratus maiores) olan consul, praetor ve censor seçimlerininin yapıldığı, lex yani yasa çıkartma yetkisine sahip en önemli Cumhuriyet meclisiydi.

Comitia Tributa

Comitia Tributa, bütün Roma vatandaşlarından yani patricius ve pleb’lerin katılımından oluşan bir meclistir. Tributa sıfatı, meclisin oluşumunda, yerel yönetim birimi olan tribus’ların esas alınması nedeyledir. Tribus, Roma halkının (populus) nüfus ve toprak bakımından yapılandırılmasında idari birim olarak ifade edilmiştir. Patricius ve pleb’ler arasındaki sınıf mücadelesi eşitlikle sonuçlandıktan sonra, tribuslar hem Roma halkının mali askeri ve siyasi ayrımında hem de arazinin bölümlenmesinde birim olarak kullanılmıştır. Roma toprakları genişledikçe, başlangıçta 4 olan sayıları giderek artmış ve nihayet MÖ 241 yılında 35 sayısında sabitlenmiştir. Tribusların 4’ü şehir (tribus urbanae) ve kalan 31’i köy tribusu (tribus rusticae) olarak adlandırılır. Bu sabitlemeden sonra Roma’ya yeni katılan topraklar ile yeni vatandaş kabul edilen Romalılar mevcut tribus’lara dahil edilmiştir. Bölge esasına göre kurulan ve her tribus’un bir oy hakkının olduğu comita tributa’nın magistra’ların ve genelde praetor tarafından önerilen yasa önerilerin kabul ya da reddetme, quaestor, aedilis curulis ve diğer ikinci derece magistra’ları (magistratus minores) seçme, ceza yargılamasında para cezası verme gibi Comitia Centuriata’ya nisbeten dar yetkileri bulunmaktadır.

Pleb Meclisi

Roma’da erken cumhuriyetin ana temasının patrici-pleb çekişmesi olduğunu bu noktaya kadar yazıları okuyan ya da podcasti dinleyen herkes biliyor. Pleblerin sürekli dışlandıkları siyasi arenanın dışında bir örgütlenmeye sahip olma ihtiyaçları gün geçtikçe kendini daha fazla belli ediyordu. Roma’da cumhuriyet döneminin ilk yıllarını konu alan yazımızda pleblerin tarihin ilk grevini gerçekleştirdiğinden bahsetmiştik, bu grev sonunda patricilerin kabul ettiği pleb kazanımların biri de bir pleb meclisinin yani Consilia Plebis Tributa’nın kurulmasıydı.

Concilia Plebis, pleb’lerin oluşturduğu ve aldıkları kararların sadece pleb’ler için geçerli olduğu pleb meclisiydi. Bu nedenle de aldığı kararlara plebiscitum, yani pleb meclisi kararı adı verilirdi. Roma nüfusu içinde Pleblerin sayıca ezici üstünlükleri ile birleşince Pleb Meclisi’nin sadece pleblerle ilgili aldığı kararlar dahi tüm Roma’yı etkiler nitelikte oluyordu. Dolayısı ile Pleb Meclisinin ihdası ile bir nevi devlet içinde devlet doğuvermiş oluyordu.

Roma Erken Cumhuriyetinden, Roma Orta Cumhuriyet dönemine geçerken çıkan Lex Hortensia yani Hortensia Kanunu ile birlikte Pleb Meclisinin aldığı kararların lex’e yani yasaya eş sayılmasıyla artık bundan böyle bizatihi devletin kendisi haline geldiği sonucuna da varılabilir. Lex Hortensia’dan sonra Lex ve Plebiscitum arasındaki tek fark kelimeler bazındadır. Bu tarihten sonra birçok yasa plebiscitum olarak çıkarılmıştır. Bu yasaların artık senato tarafından onay zorunluluğu bulunmamakla birlikte, senato elinde tuttuğu devasa fiili güç nedeniyle Gracchus kardeşlere kadar -zamanı geldiğinde kendilerinden detaylıca bahsetmeyi planlıyorum- Pleb Meclisini kendi çıkarları paralelinde kullanmayı başarmıştır.

Senato

Senatus Romanus, kısaca Senato, Roma Tarihindeki en uzun ömürlü kurumlardan biridir. Şehrin M.Ö. 753’te kurulmasından itibaren Batı’da M.S. 603’e, Doğu’da ise 14. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür.

Senato başlangıçta Romulus tarafından 100 kişi ile kurulmuş, daha sonra Roma’nın Sabinlerle birleşmesinin ardından senatonun mevcudu 100 Sabin senatörün de eklenmesi ile 200’e çıkmıştı. İlk Etrüsk kökenli kral Tarquinius Priscus’un ilk icraatlarından biri de senatonun mevcudunu 200’den 300’e çıkarmak olmuş böylece kendisine sadık 100 senatör ile senatoyu kontrol edebilmeyi ummuştu. Son Kral Lucius Tarqunius Superbus zamanında birçok senatör öldürülüp ya da sürülüp yerlerine atama yapılmadığı için senato mevcudu azalmıştı. Cumhuriyetin ilanı ile konsüller Lucius Junius Brutus ve Publius Valerius Publicola tarafından önde gelen Equite yani atlı sınıftan terfilerle senatör sayısı tekrardan 300’e tamamlanmıştır.

Senato genel olarak bir danışma meclisi idi ve ek olarak bazı yüksek memurları seçme yetkisine sahipti, ayrıca Roma’yı dışarıda temsil yetkisi de Senatonundu. Esasen sembolik görünen bu yetkiler senatonun üyelerinin prestij, zenginlik ve gücü ile birleşince oldukça etkili ve güçlü bir yapı meydana geliyordu. Senatoyu, üyeleri Comitia Centuriata’da da oy ağırlığı bakımından çoğunlukta olan grubun kendi çekirdek grubu olarak niteleyebiliriz sanıyorum. Senato yasa yapamazdı fakat tavsiye kararları yayınlardı, bu tavsiye kararları krallık ve cumhuriyet dönemlerinde çok büyük çoğunlukla uygulanırdı. Senato gücünü cumhuriyetin son dönemine kadar tedricen arttırdı ve Comitia Centuriata meclisinin aldığı kararları veto etme, asker toplama ve dış siyaseti belirleme yetkisine de kavuştu.

Senatonun mevcudu zamanla arttı ve Cumhuriyet döneminde 300 ile 500 arasında değişti. Başlangıçta sadece particilerden maddi durumu yetenlerin üyesi olabildiği senato zamanla maddi gücü yeterli pleblerin de üyesi olabildiği bir yapıya evrildi. Bu evrimin sürekli olarak değindimiz patrici-pleb çekişmesi ile ilgili olduğunu zaten anlamışsınızdır.

Senatonun tavsiye kararları verdiğini belirtmiştim bunlara Senatus Consulta denirdi. Senato bu tavsiye kararları ile yüksek memur ve yöneticilerin devleti nasıl yönetmesi gerektiği yönünde tavsiyeler verirdi ve dediğim gibi çoğunlukla da bir tavsiye almış bulunan memur ya da yönetici kendisini bu tavsiyeye uymak zorunda hissederdi. Senatus Consulta eğer bir meclis tarafından çıkarılmış yasa ile çelişirse yasa üstün gelirdi. Tabi yine pratikte eğer senato tavsiyesi ve yasa arasında çok açık ve yadsınamaz bir zıtlık yok ise senatonun tavsiye kararı yasayı yorumlamak için kullanılır ve senatonun iradesine yakın bir sonuç meydana gelirdi.

Senato ayrıca Roma Şehrinin de belediye idaresi gibiydi. Şehrin kamu yatırımlarına, şehir kaynaklarının nasıl kullanacağına karar verirdi. Devlet büyüdükçe ve özellikle İtalya dışında topraklara kavuştukça bu toprakların da yönetimi de o eyaletlere atanacak valililerin senato tarafından kendi üyeleri arasından seçilmesi nedeniyle dolaylı yoldan senato kontrolüne girdi.

Senato kriz durumlarında diktatör seçilip seçilmeyeceğine de karar veren kurumdu ve diktatörün kararlarına karşı tek itiraz mercii idi. M.Ö. 202 yılından sonra ise senato diktatör seçmektense kriz durumlarına has devletin yüksek memur ve yöneticilerinin harfiyen uygulamak zorunda oldukları Senatus Consultum Ultimum yani Mutlak Senato Tavsiyeleri yayınlamaya başladı.

Senatörler belirli bir zenginliğe sahip olmak zorundaydılar ve bu zenginliğe sahip olup olmadıkları censorlar tarafından censuslar aracılığıyla denetlenirdi. Senatörlerin bankerlik yapmaları, denizaşırı ticaret yapmaya yetecek büyüklükte bir gemi sahibi olmaları, İtalya’yı senatonun izni olmadan terk etmeleri yasaktı ve devletten de herhangi bir maaş ya da ücret alamazlardı. Bunun sebebini Roma’nın kuruluşunda aramak lazımdır. Roma kuruluşunda çiftçi askerlerin yerleşimi idi ve geleneğin kurumu olan senato bu konudaki kurallarını korumayı tercih etti.

Senato, imparatorluğun kurulması ile zamanla gücünü yitirdi ve önemsizleşti fakat varlığını 14. Yüzyıla kadar korudu.

Konsül

Konsüllük Cumhuriyetin kuruluşundan, cumhuriyetin sadece isim olarak varlığını devam ettirdiği son birkaç on yılına kadar Roma’daki en yüksek yönetim makamıydı. Her sene Roma Yurttaşları devleti bir yıl boyunca yönetmeleri için iki adet konsül seçerlerdi. Her bir konsül tek başına karar alıp uygulama yetkisine sahip olmakla birlikte bu kararlar diğer konsül tarafından veto edilebilirdi. Böylece iki konsülden birinde tiranlaşma isteği ortaya çıkması halinde diğer konsül bunu engelleyebilirdi. Romalılar konsüllerin bir yıl için seçilmesi ve birbirlerinin kararlarını veto edebilmeleri kurallarını krallığa dönme korkusu nedeniyle bir emniyet sübabı olarak tasarlamışlardı. İlerleyen yıllarda yeni ihtiyaçlar doğdukça başka kısıtlamalar da getirildi, ünlü üstü üste seçilme yasağı geldi ve bu yasak zamanla katılaşarak iki konsüllük dönemi arasına en az 10 yıl girmesi kuralına evrildi. Yasak kağıt üzerinde katılaştıkça da hukuki ve fiili istisnalar arttı. Bu istisnalara ilerleyen yazılarda Roma tarihinde ilerlerken değineceğiz.

Konsüller Patricilerin ve zengin pleblerin ağırlıklı oya sahip olduğu Comitia Centuriata tarafından seçilirdi fakat göreve başlamaları için bu seçimin Comitia Curiata tarafından onaylanması gerekirdi.

Konsüller barış zamanında devleti yönetir savaş zamanında da leyjonların başına geçerlerdi. Roma için savaşlar daha uzun sürmeye ve daha önemli olmaya başladıkça konsüllerin askeri yetenekleri ön plana çıkmaya başladı ve savaş alanında başarı gösterenlerin konsül seçilme şansları artmaya başladı. Askerlikten başlamışken oradan devam edelim. Geleneksel olarak bir konsül tarafın yönetilen Konsüler Ordular ikisi Roma Yurttaşları ikisi de müttefik şehirler tarafından oluşturulan 4 lejyondan oluşan 20.000 kişiden oluşurdu. Nadir olarak iki konsüler ordu birleşirse birleşik ordu her bir konsül tarafından gün aşırı komuta edilirdi.

Barış zamanlarında konsüller Roma’da bulunur ve devleti ilgilendiren her idari konuda son sözü söylerler, hiyerarşik üst olmalarının verdiği yetki ile de atanan veya seçilen diğer memur ve yöneticilerin tüm kararlarını veto edebilir onlara doğrudan emir verebilirlerdi. Bu konuda biraz sonra değineceğimiz Pleb Tribünleri bir istisnadır. Konsüller Pleb Tribünlerinin de üstü idi fakat bu üstlük hiyerarşik üstlükten ziyade simgesel bir üstünlük olduğundan onlara emir verme yetkileri yoktu; zira Pleb Tribünleri ortaya çıkış maksatları gereği bir particiden ya da bir makamdan emir almazdı.

Roma nasıl konsülleri bir daha krallık kurulamasın diye çift başlı kılmış ve yönetim sürelerini kısıtlamışsa, gücü elinde tutanlara yönelik ilkesel şüphe yöneticileri kısıtlama dinamiğini devam ettirmiş; önce yukarıda değindiğimiz gibi konsüllerin üst üste seçilmeleri yasaklanmış ardından da belirli yetkiler konsüllerden almış ve başka makamlara verilmiştir. Örneğin census yani nüfus ve mal sayımı yapma ve böylece kimin senatör olabileceğine karar verebilme yetkisi konsüllüğün pleblere açılması ile konsüllerden alınmış ve yeni ihdas edilmiş censorluk makamına devredilmiştir. Konsüllerin başlangıçta sahip olduğu yargısal yetkiler de pleblerin bir konsüllüğü garanti altına alması ile preatorlara devredilmiştir. Yine senatonun biraz önce bahsettiğimiz tavsiyeleri giderek teamülen konsüllerce uygulanması zorunlu kararlar haline gelmiştir. Bu kısıtlamalara bir de konsüllerin görev süreleri sona erdikten sonra konsül olarak yaptıkları nedeniyle yargılanabilmeleri eklendiğinde dünyanın en güçlü devletinin başkanı olmanın bir yandan sınırsız bir güce sahip olmak bir yandan da elinin kolunun bağlanması manasına geldiğini görüyoruz. Aynı bugünün ABD başkanlarının durumu gibi. Görüldüğü üzere Roma her zaman en tepedeki yöneticilerini giderek zayıflatmıştır ve tarih de göstermektedir ki bundan hatırı sayılır nispette fayda da sağlamıştır.

Diktatör

Romalılar belirli bir konuyu hızlıca ve etkin bir şekilde çözmesi için zaman zaman diktatör atarlardı. Bir diktatörün atanması durumunda konsüller dahil bütün magistralar yani seçilmiş yahut atanmış tüm yöneticiler diktatörün emirlerine tabi hale gelirlerdi. Pleb Tribünün diğer magistraların kararlarını veto yetkisi de diktatörlerin kararlarına karşı oldukça kısıtlıydı. Böyle geniş bir imperiuma sahip birinin tiranlaşmaması için Romalılar elbette bazı önlemler almışlardı. Öncelikle diktatör altı ay için seçilirdi. Diktatör atanmasına neden olan krizi çözdüğünde ya da en geç altı aylık görev süresi sona erdiğinde istifa etmek zorundaydı. Diktatörlerin atanmasına neden olan başlıca üç sebep askeri, idari ya da dini olabilirdi. Diktatörler atanma sebeplerinin dışında kalan konularda karar alamazlardı. Yani örneğin Roma askerî açıdan zor durumda kalmış ve sorunun çözümünü bir diktatöre bırakmışsa o diktatör sadece askeri konularda yetki kullanabilirdi, Roma’da binalarda kullanılacak olan tuğlaların rengi ile ilgili karar veremezdi.

Bu noktada konsül ve diktatör arasındaki temel farklardan da bahsetmek lazım sanıyorum. Bariz fark diktatörün tek bir kişi olması ve kararlarının veto edilememesidir. Konsül teamülen senatonun tavsiye kararlarına uymak zorundayken, diktatörün böyle bir zorunluluğu yoktur. Öte yandan konsül yönetimi ilgilendiren her konuda karar alabilirken diktatör sadece seçilmesine neden olan krizle ilgili konularda karar alabilirdi. Konsüller görev sürelerinin bitiminde makamdaki faaliyetleri nedeniyle yargılanırken diktatörler yargıdan muaf tutulurdu.

Twitter’da açarak Fascesler ile ilgili floodu okuyabilirsiniz

Bir diktatör senato gerekli görürse üst üste seçilebilirken konsüller için biraz önce değindiğimiz gibi üst üste seçim yasağı bulunmaktaydı. Konsüllere 12 adet lictor verilirdi ve bu lictorlar 12 adet fasces taşırlardı ve Roma şehir merkezinde fasceslerin ucundaki balta çıkartılırdı böylece yurttaş haklarının devlet otoritesine karşı korunaklı oluşu simgelenirdi. Diktatörlerin ise 24 adet lictoru olurdu ve bu lictorlar Roma şehir merkezinde de fasceslerindeki baltaları çıkarmazlardı, bu durum diktatörün kendisine verilen görevi gerçekleştirebilmek için verdiği emirlerinin yerine getirilmesi adına kullanabileceği gücün sınırsızlığını simgeler ve hatırlatırdı. Bir parantez açayım fasces bugün hala devlet yönetiminin alameti olarak çeşitli ülkelerde kullanılıyor. Örneğin ABD’de oval ofiste, kurumların simgelerinde, temsilciler meclisinde ve senatoda fascesler kullanımdadır.

Tüm yönetciler gibi Diktatörlerin de gücü giderek azaltıldı, önce kararlarına karşı senatoya itiraz yolu açıldı ardından da Pleb Tribünleri fiilen diktatör seçimlerini veto edebilir en azından bu konuda tehditte bulunabilir hale geldiler.

Bir diktatörün atanması/seçilmesi üç aşamalı bir işlemdi. Önce senato bir diktatör atanması hususunda bir tavsiye kararı alarak konsüllere bir diktatör adayı belirlemesi görevi verirdi. Konsüller bir diktatör adayı belirledikten sonra diğer yüksek devlet görevlerinin seçimlerini onaylayan ve onlara yönetme yetkisi yani imperium veren meclis olan Comitia Curiata diktatörün göreve başlamasını sağlayan kararı alırdı.

Diktatörlük makamı cumhuriyetin ilk yıllarından İkinci Pön Savaşına kadar geçen yaklaşık 300 yıllık süre zarfında oldukça sık başvurulan bir kurumdu. Sonraları senato diktatör seçmektense kriz zamanlarında Senatus Consultum Ultimumlar yayınlamaya başladı. Kurum Cumhuriyetin son yıllarında Sulla ve Caesar tarafından farklı bir formda canlandırıldı ise de Cumhuriyetin yıkılması ile birlikte ortadan kalktı, zira imparatorlar bir diktatörün sahip olduğu yetkilere artık makamlarının doğası gereği sahiplerdi.

Pleb Tribünü

Basitçe tanımlamak gerekirse Pleb Tribünü, Pleb Meclisine başlanlık eden kişidir. İmperiumları yani emir verme yetkileri yoktur o yüzden de Diktatörler, Konsüller, Questorlar ve sair yüksek devlet görevlileri gibi imperumu simgeleyen lictor ve fasces sahibi değildirler.

Bununla birlikte pleb tribünleri plebleri patriciler ve devlete karşı temsil ve koruma güç ve yetkisine sahiplerdi. Bu yetki kapsamında plebleri ilgilendiren meclis ve konsül kararlarını veto edebiliyorlar hatta bu vetolara uygun davranmayan kişileri yargılayabiliyorlar, ölüm cezasına dahi verebiliyorlardı. Kararları üzerinde veto yetkilerinin bulunmadığı tek makam diktatörlük makamıydı. Pleb Tribünlerinin veto yetkilerinin bir başka sınırı ise coğrafi idi. Pleb Trübleri veto yetkilerini ancak Roma Şehri sınırları içinde kullanabiliyorlardı ve öte yandan veto edecekleri kararın alındığı yerde ve anda hazır bulunmaları gerekiyordu.

Pleb Tribünün vetosunu kullanabilme usulünü sayfalar yazsak bu bu sahneden daha iyi anlatamayız.

Pleb Tirübünleri devlet memuru olmadıklarından ötürü onları işleri ile ilgili meselelerde yasalar değil plebler koruyordu. Birisi Pleb Tribününe saldırırsa devletin bu konuda sade bir vatandaşa saldırılması halinde alacağı aksiyondan başka bir aksiyon alma zorunluluğu yoktu fakat plebler bir pleb tribününe saldıran herhangi bir kişiyi öldürmeye yemin etmişlerdi ve bu yemin de patriciler tarafından tanınmış, kabul edilmişti. Plebler de tarih boyunca bu yeminlerinin gereğini yerine getirmekten geri durmadılar.

Pleb Tribünlerinin de sayısı başlangıçta Roma sistemine uygun olarak iki idi fakat zamanla bu sayı ona yükseldi.

Lejyon

Her yerde duyuyoruz, lejyon, lejyoner, peki nedir lejyon, kaç askerden oluşur. Kim komuta eder, birimleri nelerdir? Leyjonlar Cumhuriyetin temel bir kurumu olmamakla birlikte adını çok sık duyduğumuz için en azından bu yazının sonuna olsun eklenmeyi hak ediyorlar.

Roma Lejyonu Krallık, Cumhuriyet ve İmparatorluk Dönemleri boyunca sürekli olarak evrim geçirmiştir bu nedenle burada detaylı olarak açıklamaya girmektense çok kısaca temel özelliklere değinip kısa bir özet sunacağım.

Lejyonların temeli piyade özelde ise ağır piyade idi. Ağır piyade Hastati, Princeps ve Triarii denilen 3 kısma bölünmüştü. Bunlar arasındaki fark tecrübe ve teçhizattı. Hastati en tecrübesiz ve teçhizat olarak en zayıf olandı, Triarii ise en tecrübeli ve en iyi teçhizata sahip olan ağır piyade idi. Princeps bu ikisinin arasında konumlanıyordu. Sayıca hastati ve princeps sayıları birbirine eşitken triarii bunların yarısı kadar mevcuda sahip oluyordu. Savaşa önce Hastati, sonrasında princeps girerdi ve çoğu zaman Triariinin çatışmaya girmesi gerekmezdi. Triariinin de dövüşmek zorunda kaldığı zorlu çarpışmalarda ise genelde yorulmuş düşmanı ezip geçen güç olurdu Triarii. Bu durum Roma’da işin Triarii’ye kalması olarak da deyimleşmiş ve zorlu durumları betimlemede kullanılmıştır. Bir asker ömrü vefa ederse hastati olarak girdiği lejyonda triarii olarak devam edebilirdi.

Ağır piyadeler kendi tiplerinden oluşan cohortlar şeklinde savaşırdı. Cohortlar zaman içinde değişim göstermekle birlikte her biri 100 askerden oluşan 6 centuryden oluşurdu. Centuriyler evet doğru hatırladınız Comitia Centuriata’daki centuriata’ya dayanırdı.

Hafif piyade ise Velites idi. Velites düşmana mızrak atan, zaman zaman keşif görevlerine çıkan, düşman ile göğüs göğse çarpışmaya girmeyen, hafif teçhizatlı askerdi.

Hep bahsettiğimiz Atlı sınıf ise Equite’yi yani süvariyi oluştuyordu. Roma Süvarisi hafif bir sivari türüydü ve sayıca azdı. Genel olarak kanatları korumak, keşif yapmak ve dağılmış düşmanı kovalamak için kullanılırdı.

Her leyjonun yanında bir de müttefik ve bağlı şehirlerin askerlerinden oluşan yardımcı lejyon bulunurdu.

Roma Halkı ve Senatosu

Şehrin Kuruluşundan İmparatorluğun Sona Erişine Kadar…

Roma Halkı ve Senatosu

Roma Şehri’nin kurulduğu M.Ö. 753'ten başlayarak Roma Tarihi üzerine yazılar ve podcast yayınları.

Machinavs

Written by

Machinavs

It’s all so pointless. We kill them, and they kill us, so we kill more of them, so they kill more of us. What’s the point anymore?

Roma Halkı ve Senatosu

Roma Şehri’nin kurulduğu M.Ö. 753'ten başlayarak Roma Tarihi üzerine yazılar ve podcast yayınları.