Ülke Gelir Seviyeleri ve Oyuncu Yetiştirme

Türk futbolunun önündeki problemlerden biri de “altyapı sorunu”.
Cengiz Ünder’in ve Çağlar Söyüncü’nün transferleri hepimizi gururlandırdı, zaten gurur duyma aşamasında bir problemimiz yok. Asıl sorun kırk yılda bir Cengiz Ünder çıkarıyor olmamız. Türkiye Ligi her geçen gün transfer olan isimlerle adından daha fazla söz ettirse de, oyuncu yetiştirmede sınıfta kalıyor. Zaten gelen oyuncular da belirli yaşı geçmiş ve başka yerlerde kendini kanıtlamış oldukları için heyecan yaratan isimler oluyor.
Geçenlerde Bayern Münih’in; Borussia Dortmund’un scout şefi Sven Mislintat’ı transfer etmek istediği haberleri çıktı. Sven Mislintat; Aubameyang, Lewandovski, Pulisic gibi yıldızları Dortmund’a kazandıran isim. Bayern Münih, zaten Dortmund’un keşfedip yetiştirdiği oyuncuları transfer etmesiyle ünlü, bugünlerde ara yolları kaldırıp amacına direk ulaşmak istiyor belli ki.
Kurallar gereği zar zor altyapıdan isim yazan Türk kulüpleri bir yanda, scout ve oyuncu yetiştirme işini yıllardır büyük titizlikle yapan, bu işe önem veren ve değerini bilen Avrupa kulüpleri diğer yanda.
Bayern Münih’in 26 kişilik güncel kadrosunda; içlerinde Thomas Müller, Mats Hummels, Mario Götze’nin kardeşi Felix Götze’nin de olduğu 7 altyapı oyuncusu bulunuyor.
Almanya’nın son dönemde yükselen takımı RB Leipzig, 23,9 yaş ortalaması, farklı antrenman teknikleri ile oyuncu yetiştirme adına dikkat çekiyor. Oyuncuların hızlarını ve güçlerini ölçmek için suni çimden yapılmış sprint pisti bulunan ultra modern tesislere sahip kulüp, Beşiktaş’tan Atınç Nukan’ı renklerine bağlamıştı. Her ne kadar Atınç beklenen performansı gösterememiş olsa da, o dönem yaptığı açıklamalarla, RB Leipzig’de işlerin nasıl yürüdüğüne ışık tutmuştu. Beslenmeye verilen önem, disiplin, en az 3 saat süren antrenmanlar ve antrenmanlar öncesi alınan kan doğrultusunda kişiye özel belirlenen günlük çalışma programı… Atınç o dönem aynı zamanda bazı takım arkadaşları ile birlikte Almanca dersleri de almıştı.

Real Madrid’in 23 kişilik güncel kadrosunda içlerinde Daniel Carvajal, Lucas Vázquez’in de olduğu 7 altyapı oyuncusu bulunmakta. Takımın önemli isimlerinden Marcelo, 19 yaşında Brezilya’dan transfer edilmiş ve yetiştirilmiş. Beşiktaş’ın yeni transferi, Real Madrid’in efsanesi Pepe de Brezilyalı olmasına rağmen, yetiştiği ülke olan Portekiz milli takımı için oynamakta idi.
Aynı zamanda tarih boyunca Afrika ile yakın ilişkiler (sömürge döneminden kalan bağlar) kuran Avrupa ülkelerinin, oyuncu yetiştirme adına birçok Afrikalı yeteneği değerlendirdiğini görüyoruz. Fildişi’nden Didier Drogba; Kamerun’dan Nicolas N’Koulou, Fas’tan Younès Belhanda Fransa liginde yetişmiş ve boy göstermiş oyuncular. Bu isimler her ne kadar Avrupa’da yetişseler de doğduğu ülkenin milli takımında oynamayı tercih ettiler. Tam tersine, doğduğu ülke yerine, yetiştiği ülkenin milli takımında oynamayı tercih edenler de var; Nani (Portekiz), Christian Benteke (Belçika), Samuel Umtiti (Fransa) vs.
Elbette finansal açıdan bir adım önde olan kulüpler kolaylıkla en iyi kadroları kurabiliyorlar ama bu sırada altyapıyı da boşlamıyorlar. Futbol dünyasına bomba gibi düşen Neymar transferi, bonservis bedeli ve maaş açısından tartışılabilir, ancak PSG güncel kadrosunda aynı zamanda 9 altyapı oyuncusu bulunmakta. Geliri ve imkânları ne olursa olsun, hiçbir kulüp altyapıyı göz ardı etmiyor.
Yetenek keşfetmek elbette önemli ancak kulüpleri başarıya ulaştıracak olan oyuncunun yeteneğine yetenek katabilmek. Oyuncular kapsamlı bir plan çerçevesinde sadece futbola değil her anlamda hayata hazırlanmalı.

Aklıma Muhammed Demirci ve Batuhan Karadeniz geliyor. Geçmiş yıllarda büyük yetenek olarak görülen iki isim de şu an hiç hayal etmedikleri hayatları yaşıyorlar. Hepimiz ülkemizdeki genç yeteneklerin, büyük kulüplere transferi yerine bir an önce Avrupa’ya gitmesini diliyor, Türkiye’de kalmaması gerektiğini düşünüyorsak, problem apaçık ortada. Bu problem sadece Türkiye değil, birçok gelişmekte olan, gelir seviyesi düşük ülkede görülüyor.
FIFA’nın “Gençler için Futbol” raporunda bahsedildiği gibi futbol eğitimi, yalnızca oyun için gerekli olan becerileri geliştirme fırsatı sunmakla kalmamalı, aynı zamanda gençlerin kişisel ve sosyal yönlerini geliştirerek bütüncül bir yaklaşım benimsemeli. Oyuncular fair play başta olmak üzere; takım ruhu, özel hayat ile spor hayatını dengede tutabilme, sorumluluk alabilme gibi yönleri geliştirilerek, profesyonel hayata hazırlanmalı. Spor dışında; farklı hobiler, kültürel aktiviteler ile sosyal hayat zenginleştirilmeli. Yaş, psikolojik gelişim, ergenlik, kas ve fiziki gelişim, öğrenme hızı ve potansiyeli göz önünde tutularak her aşamada başarılacak farklı hedefler belirlenmeli.
Bizde doğru örnek olarak öne çıkan Altınordu’nun başardığı nokta da bu işte. İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu mottosuyla ilerleyen takım, başarılı bir öz kaynak modeli. Futbol eğitimi dışında, İngilizce, satranç gibi farklı aktivitelerle sporcuların gelişimlerine katkıda bulunuyorlar. Yaklaşık 76 sporcu, tesislerde bulunan tarlada sebze yetiştiriyor, koyun, keçi ve tavukları besliyor. Aynı zamanda kulüp tarihi dersi ile oyunculara futbol kültürü aşılanıyor.
Geçtiğimiz günlerde, Altınordu internet sitesinden; birçok Avrupa kulübünün de yıllardır yararlandığı, gen araştırma projesinin yapılacağı açıklandı. Bu proje ile genç oyuncuların atletik performans ve antrenman özelliklerine yatkınlıkları belirlenirken aynı zamanda psikolojik değerleri daha iyi anlaşılarak oyuncu motivasyonu için bilgiler toplanabilecek.
Globalleşen dünyada, tüm güç farklılıkları ülke ekonomilerini etkilemekte. Futbol piyasasının da daha önceden gelişimini tamamlamış, belirli bir seviyenin üzerine çıkmayı başarmış ülke ve takımları olduğu gibi gelişmekte olanlar da mevcut.
Türkiye de tıpkı ekonomisi gibi futbol piyasasında da gelişmekte olan bir ülke. Altınordu bünyesinde sadece Türk oyuncu barındırıyor. Bu prensibi, bünyesinde Bask bölgesi dışında oyuncu bulundurmayan İspanyol ekibi Athletic Bilbao ile benzerlik gösteriyor. İki kulüp 2014 yılından beri kardeş kulüp. İspanyol ekip tecrübesi ile Altınordu için çok iyi bir örnek: Athletic Bilbao bünyesinde bulunan, geçim ve barınma sıkıntısı yaşayan sporculara gönüllü aileler yardımcı oluyor, sporcuların aileleri, özellikle de annelerle iletişim güçlü tutuluyor, Altınordu gibi ortak kültür, ortak dil ve ortak hedefin önemine dikkat ediliyor.
Tıpkı beyin göçü gibi sporcular için de kas göçünden bahsetmek mümkün. Gelir seviyesi düşük, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde, spora verilen değer ve yapılan yatırım oldukça az. Bu durum da sporcuların yeteneklerini geliştirme fırsatlarını azaltıyor. Sporu bir kariyer yolu seçme, hayatını spor yaparak kazanma ihtimali de çok düşük oluyor.
Bu ülkelerde; okuma-yazma, yoksulluk, açlık gibi temel problemler halen var olduğu için, spor gelişimi ülke bütçelerinde ve eğitim sistemlerinde bir öncelik oluşturmuyor. Tesis, plan/programlama, teşvik konusunda da bu nedenle sınıfta kalıyorlar. Birçok ilkokul ve lisede beden eğitimine önem verilmiyor, sporcu yetiştirmek için gerekli ekipman, spor hocaları, antrenörler bulunmuyor. Gelir seviyesi düşük ülkelerde yaygın olan lisanssız futbol akademilerinin ailelerden talep ettiği yüksek ücretler, çocukların eş zamanlı olarak eğitimlerine devam edememelerine sebep oluyor. Birçok aile, çocuklarının profesyonel futbolcu olup Avrupa’ya transfer olmasını milli piyango kazanmak ile eşdeğer tuttukları için, çocuklarının eğitimini durdurma riskini göze alıyor. Peki maddi manevi bunca riski alıp, Avrupa kapıları açılmayanlar ne yapıyor?
Bu ülkelerde suya, elektriğe erişim az, okuma yazma seviyesi düşük, yoksulluk çok ciddi seviyelerde. Temel sorunların olduğu gelişmemiş bu düzende profesyonel futbolcu olarak hayata devam etmek çok zor, futbolcuların kazandığı rakamlar Avrupa ile karşılaştırıldığında çok çok az.
Özellikle Afrika ve Latin Amerika ülkelerinden Avrupa’ya gördüğümüz, günümüzde hala devam eden kas göçü, ülkelerin gelir düzeyleri nedeniyle oluşan farklılıkları kanıtlar nitelikte. Elbette yetenekleri sayesinde birçok gencin hayatı değişiyor/kurtuluyor ancak diğer yandan birçok Avrupalı kulüp de düşük maliyetlere uzun vadeli yatırım yapmış oluyorlar.

Uluslararası piyasanın genel kuralı olarak bu işin sonunda ham maddeyi satan ülke değil, o ham maddeyi tesislerinde işleyen, know-how ekleyip bitmiş mamul haline getiren ülkeler karlı çıkıyor.
Çin 2015 yılında yayınladığı futbol reformu ile tüm dünyada ilgi görmüştü. Reform, uluslararası deneyim ile ülke koşullarını göz önüne alarak oluşturulmuş; kısa vadede ülke futbolunu geliştirmek, Asya’nın en iyisi olmak, uzun vadede ise uluslararası düzeyde başarılar elde etmek hedeflenmişti. Kolej futbolu ile yetenekli gençlerin eğitim hayatlarına devam ederken sağlıklı bir şekilde futbol oynamalarına olanak sağlamak, okullar arası turnuvalar ile rekabet ortamı yaratmak amaçlandı. Raporda bu yolda, uluslararası antrenörlerden, hakemlerden yararlanılması gerektiği vurgulandı.
Bu reform raporu doğrultusunda, Çin futbolunu geliştirmek ve Çinli futbolcuların istikrar sağlayabilmesi için hem yabancı oyuncu sınırlaması hem de 23 yaş altı oyuncu bulundurma zorunluluğu federasyon tarafından yürürlüğe alındı. Aynı zamanda yüksek maaşları engellemek adına da transfer süreçlerini yakından izleyen Çin Futbol Federasyonu, Çin ligindeki mantıksız masrafları engellemek adına yeni düzenlemeler de getireceğini duyurdu.
Türk kulüplerinin sürdürülebilirliği, uzun dönemli başarıları ve oyuncu satışından maksimum ekonomik faydayı sağlamaları için modern ve kapsayıcı altyapı çalışmalarına önem vermeliyiz. Kulüplerimizle Avrupa’da gözümüzü diktiğimiz yerlerin şu anki sahipleri arasında harcayarak kapatamayacağımız, aksi halde rekabet edemeyeceğimiz bir fark var.
Altınordu’nun başkanı Seyit Mehmet Özkan geçtiğimiz yıllarda verdiği bir röportajda eğitim sistemimizin sporcular için uygun olmadığından bahsediyordu. Okula devam eden sporcuların günde yalnızca 1 saat antrenman yapabildiklerinden yakınan Özkan, Türkiye’de profesyonellik bilincinin olmadığına dikkat çekmişti.
Bu noktadan yola çıkarak biz de; ortak doğrular temelli ama tıpkı Çin gibi; Türkiye koşullarını dikkate alarak, kendi futbol gelişim reformumuzu oluşturabiliriz. Hem uluslararası hem de Altınordu gibi yerel tecrübelerden destek alarak bir değişim sürecine girebiliriz. Çoğu yerde saha, ekipman, antrenör olmadığını düşünürsek elbette tesis yapmak önemli ama bu genç yeteneklere yapılacak en büyük yatırım, oyuncuların aynı zamanda temel ihtiyaçlarını giderebildikleri ve eğitime gerekli zamanı ayırabildikleri bir ortam yaratabilmek. Sporcuların normal eğitimlerine devam ederken profesyonel olarak spor yapabilmelerine olanak sağlamak.
Profesyonel sporcu olma çabasını eğer sonunda başarılı olmazsanız vasıfsız kalacağınız bir çıkmaz sokak olmaktan çıkarmalıyız.
Ülkemizde hali hazırda bulunan spor liselerini hem yaygınlaştırmalı hem de eğitim kalitesini, sundukları olanakları arttırmalıyız. Teknik eğitimin yanında, aynı zamanda sosyal, kültürel faaliyetlerle çocuklarımızı geliştirmeliyiz.
Gelir seviyelerindeki farklılıklar, ülke futbolu önünde bir engel olmamalı, para ile kapatamayacağımız farklar, kaynakların doğru kullanılması ile ortadan kaldırılmalıdır. Sabır ve özveriyle üzerine gidilirse Türk futbolunun çıkış yolu budur.

