Alman Futbolunun Tarih Kültür ve Toplum Yapısı-3

Haydi bakalım Alman Futbolunun başarısında göçmenler ve Alman Toplumunun göçmenlere bakış açısıyla yolumuza devam edelim

Alman Futbolunda Göçmenlerin Etkisi

Almanlar, göçmenlere, yıllarca diğer Avrupa ülkelerine oranla daha mesafeli yaklaştılar. Onları algılamakta, normal bir ilişki kurmakta zorlandılar. Göçmenleri ikinci sınıf vatandaş olarak gören bakış açısı; özellikle 1970’li ve 1980’li yıllarda çok yoğunlaştı.

Son yıllarda, Almanlar bu konuları daha ileri bir düzeyde sorgulayabiliyor ve yeni yaklaşımlar ortaya koyabiliyorlar. Elbette hala aşılamayan bazı konular var ama bir dönüşümün varlığı da ortada. Özellikle Türkiye’den gelen göçmenlerin ve onların orada doğan çocuklarının dinanizmi, yaratıcılığı ve farklılığı; Almanya için “yeni ufuklara açılma şansı” anlamına geliyor.

Futboldaki canlanmanın, yeni bir ruh kazanmanın motorunu da; bu şekilde, büyük ölçüde göçmen çocukları oluşturdu. Elbette futbol tek başına bir ölçüt değil,ama eskisinden farklı bir tablodan söz etmek mümkün.

Farklılığı anlayabilmek, onu bir zenginlik olarak görebilmek, başarının yolunu açtı” diyebilir miyiz?

2010 yılında Güney Afrika’da düzenlelen FİFA Dünya Şampiyonası başlarken, Almanya’nın resmi yayını Deutsce Welle (Almanya’nın Sesi), yaptığı haberin başlığını şöyle koymuştu: “Alman milli takımını göçmenler omuzluyor, Marin, Cacau, Mesut Özil ya da Khedira. Almanya, ‘yabancı’ oyuncularından dünya şampiyonluğu bekliyor. Sporun uyuma katkısı Alman milli takımında da kendini hissettiriyor.” FIFA 2010 Güney Afrika Dünya Futbol şampiyonasında, Alman milli takımının Güney Afrika kadrosunda 8 değişik ülkeden göçmen kökenli futbolcu yer aldı. O yıl Almanya şampiyon olamadı ama yoluna kararlı bir şekilde devam etti.

Almanya, 2014 Dünya Kupasında Arjantin’le final maçına çıktığında, Türkiye kökenli M. Özil, Polonya kökenli M.Klose, Ganalı bir babanın Berlin’de doğmuş çocuğu olan J.Boateng gibi isimler dikkat çekiyordu. Tunus kökenli S.Khedira’nın son dakikada sakatlanması ise bir şanssızlık olarak kayda geçti.

Alman Futbol Federasyonu ve genel sponsoru Mercedes Benz, çocukların ve gençlerin futbol aracılığıyla topluma uyumunun sağlanması için 10 yıl önce “Futbol: çok kültür, tek tutku” projesini başlattı. Her 5 kişiden 1’inin yabancı kökenli olduğu Almanya’da futbol, böylelikle göçmen ailelerin çocuklarına, sınıf atlamak için de basamak oldu. Başarılı olanlara Alman vatandaşlığı verildi. Ganalı Jerome Boateng’dan Tunuslu Sami Khedira’ya, Mesut Özil’den Polonyalı Klose ve Podolski’ye bugün Alman Milli Takımı göçmen futbolcuların omuzlarında yükseliyor.
Ve 1990’dan beri Dünya Kupası’nı kazanamayan Almanya’nın sistematik bir çalışmayla ortaya çıkarttığı ekip, Brezilya’nın tersine aşırı motivasyona dayanmak yerine, enerjisini en bilinçli şekilde kullanan ve neticeye giden futboluyla 2014 Dünya Kupasında ipi Göğüsledi

Türkiye Kökenliler ve Almanya’da Futbol

Sol ayağıyla çektiği etkili şutlarla ”Bombacı” lakabını kazanan Bekir Refet 1921 yılında Galatasaray formasıyla Avrupa turnesine çıkar. Turnenin Almanya ayağında çıkardığı başarılı maçlar sayesinde Alman kulüplerinin dikkatini çeker ve gelen teklifler doğrultusunda Karlsruher SC’etransfer olur.
”Bombacı” Bekir Refet, Kicker dergisinde

Almanya mı, Türkiye mi ? Almanya’da yaşayan birçok Türk için bu sorunun yanıtını vermek çok kolay değil. Anne-babasının doğup büyüdüğü, köklerinin bulunduğu ülke mi, yoksa kendi doğup büyüdükleri, eğitimini alıp yetiştikleri ülke mi? Bu gençler gerçekte nereye ait? İki kültür arasında gidip gelen, tam olarak hangisine ait olduğunun ayırt edemeyen birçok Türk genci aynı çelişkiyi yaşıyor.

Sadece halk için değil Futbola Almanya’da başlayıp, o ülkenin imkân ve altyapısından yararlanıp, Alman liglerinin çeşitli kademelerinde top koşturan bu futbolcular için belli bir kariyer yaptıktan sonra iş milli formayı giymeye geldiğinde tartışma başlıyor. Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth bu tartışmaya şöyle katılıyor:

Bu futbolcular burada yetişip, burada, Almanya’da geçimini sağlıyorlar. Ancak Alman milli takımlarında oynamaya gelince, birden Türk oluveriyorlar. Örneğin Bundesliga’nın en iyi oyuncularından Gelsenkirchen doğumlu Altıntop kardeşler niçin Alman milli futbol takımında değil, merak ediyorum doğrusu.”

Şampiyonalar sırasında Almanya da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler ile Alman milli takımı arasındaki duygusal ilişki hep gündemde oldu. Özellikle de 2002'de Almanya’nın ikinci, Türkiye’nin üçüncü olduğu şampiyona sırasında her iki takımın final oynaması durumunda nasıl bir hava oluşacağı merak ediliyordu. Böyle bir ihtimalin bile kısmen bir gerilim yaratacağı ileri sürülüyordu. Ve her iki takımın finalde karşı karşıya gelmemesini dileyenlerin sayısı hiç de az değildi.

Ama, Türkiye ile Almanya’nın önemli bir şampiyonada karşılaşmasının ilişkileri zedelemeyeceği 2008'de İsviçre ve Avusturya da oynanan Avrupa şampiyonası yarı final maçında görüldü. 2008'de ki şampiyona sırasında uyum açısından en dikkate değer nokta, Almanya da yaşayan Türkiye kökenlilerin evlerine, arabalarına Türkiye ve Almanya bayraklarını birlikte asmaları olmuştu.

Alman Futbolunda Siyaset ve Göçmenler

Almanlar’ın, 2002 sonrası gençleşme operasyonunda, başarı gelmeye başlasa da siyasi olarak sıkıntı hep oldu. Aşırı Sağcılar göçmen oyunculara tepkiliydiler. 2006 Dünya Kupası öncesinde aşırı sağcı Nasyonal Demokrat Partisi (NPD) ülkenin milli takımında yer alan siyahi oyuncu Patrick Owomoyela’ya karşı kampanya başlatmıştı.

Almanya’da geçmişte, “milli takımdaki göçmen kökenli oyuncuların karşılaşmalar öncesi ülkenin milli marşını söylememesi” gibi konular da gündeme getirilip kısa süreli tartışmalara sebep oluyordu.

Göçmen kökenlilerin milli takımda forma giymesi, Alman milli takımını tutması artık sıradan bir hal alırken, göçmen futbolcuların sahada ne yapacakları ise halen normalleşmiş değil.
Zira Almanya’da şampiyona ırkçı AfD’nin bir yöneticisinin göçmen kökenli Jerome Boateng’in “İyi bir futbolcu olabileceği, ancak komşu olamayacağı“ tartışmasıyla başlamıştı. Hal böyle olunca şampiyona sırasında bütün dikkatler neredeyse Boateng’in üzerindeydi. Irkçı parti yöneticisinin demagojik yaklaşımının tutar bir yanının olmadığını kanıtlamak isteyenler, Boateng’in her başarılı hareketini ırkçılığa verilmiş bir yanıt olarak gördüler. Bu nedenle Boeateng’den yüksek performans beklediler. Irkçının görüşlerini destekleyenler ise Boateng’in hata yapmasını beklediler.

Ancak Alman Milli Takım Oyuncusuna taraftarlar sahip çıktı. Almanya’nın Slovakya ile oynadığı maçta “Jerome, gel komşumuz ol” diye pankart açıldı.

Alman milli takımının Slovakya’ya 3:1 mağlup olduğu Augsburg’daki karşılaşmadan sonra yaptığı açıklamada, ‘günümüzde böyle şeylerin söylenmesinin kendini üzdüğünü’ söyledi.

Jerome Boateng Slovakya karşılaşmasının ardından televizyonda yaptığı konuşmada ise “Alman olmaktan memnunum ve gurur duyuyorum. Yoksa milli takımda oynamazdım. İyi uyum sağladığımı tahmin ediyorum. Söyleyecek başka bir şeyim yok”, dedi.

Benzer bir durum Özil için de geçerli. Her gol attığında en çok göçmenler, özellikle de Türkiye kökenliler sevindi. Hata yaptığında yine en çok göçmenler üzüldü. Hele de Slovakya maçından sonra çeyrek finalde İtalya’ya karşı penaltıyı kaçırması bu üzüntüyü katladı.
Ama önceki tartışmalar bilinmesine rağmen CSU’lu Bavyera Ekonomi Bakanı Markus Söder, Almanya’nın ilk kez İtalya’yı elediği çeyrek final maçından sonra çıkıp sosyal medya üzerinden “Özil’e penaltı yasaklansın” açıklaması yapınca hava yeniden gerildi. Aynı maçta gol atarak Almanya’yı öne geçiren Özil için ifade edilen bu cümle doğal olarak göçmenler arasında rahatsızlığı artırdı.

Başka bir deyişle, göçmenler bir göçmen futbolcunun Almanya’nın elenmesine vesile olmasını istemediler. Tersine bir göçmen futbolcunun Almanya’yı başarıdan başarıya taşımasını arzuladılar.
Göçmenler ile göçmen milli futbolcular arasındaki bu yakınlık elbette ülkenin içinde bulunduğu politik ortamla çok yakından ilgili. Her fırsatta göçmenler, hem de sudan gerekçelerle hedefe konulunca, göçmenlere kalan bir milli maçı tedirginlik içinde izlemek kalıyor.

Elbette bu da geçici. Göçmen futbolcuların milli takımda yer almasından göçmenlerin milli takıma destek vermesine kadar uzanan süreçte, şimdi başarı ve başarısızlıkların etnik kökene mal edildiği bir evreden geçiyoruz.
Halbuki, gerçek anlamda kolektif bir takım oyunu olan futbolda, başarılar ve başarısızlıklar bütün takıma ait. Oyundaki hata ve başarısızlık etnik kökene değil, kişiye ve takıma mahsus.
Unutulmamalı ki, milli takıma göçmen futbolcular bir kota olduğu için alınmıyor, mevkilerindeki yetenekleriyle bu ülkenin en iyileri oldukları için alınıyorlar.

Bu nedenle göçmen kökenli bir futbolcunun karşı takımın kalesine attığı gol aynı zamanda çoğunluk Alman halkının kalesine atılmış bir gol değildir. Bu olsa olsa göçmenleri hor gören, yerli ve göçmen emekçilerin bu ülkede ortak çıkar ve özlemleri için gerçek bir takım olmasını istemeyen ırkçıların kalesine atılmış bir gol sayılabilir.
Sporda kazanmanın ve kaybetmenin faturası etnik kökene kesilmediği, bu nedenle göçmenlerin bir tedirginlik içinde izlemediği günler de elbette gelecek. Çünkü, akıp giden zaman göçmenlerin bu ülkenin doğal parçası olduğu ve hayatın her alanında yer almaları yönünde ilerliyor. Bunu engellemeye, farklı uluslardan emekçileri bölmeye çalışanlar ırmağın akışının tersine kürek çekiyorlar.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.