Beşiktaş Kanatlandırır

Siz o reklamlara inanmayın. Enerji içecekleri kanatlandırmaz. Nihayetinde her şey reklama dayalı. Size gösterilen şey ile karşılaştığınız şeylerin arasındaki farka biz; “hayatın sillesi” diyoruz. Gerçek hayatta sizi kanatlandıracak şey cesarettir, engellere karşı direnmektir.

Hafta sonu oynanan Fenerbahçe maçında yaşananlardan sonra; Beşiktaş tarihine ve kırılganlığına uymayan bir tabloyla ilk defa karşılaşıyoruz.

Hayır; maçın içinde yaşanan hakem skandalından, tribünlerin centilmen olmayan ruhundan, her şeyi kazanmaya endekslemiş bir güruhun ilke ve değer kaygısı olmamasından bahsetmiyorum. Fenerbahçe maçının içinde yaşananların hiçbiri bizi şaşırtmadı. Bunları biz her sene “upgrade” edilmiş bir versiyon gibi tekrar tekrar izliyoruz zaten. Benim size bahsetmek niyetinde olduğum daha başka bir şey.

Beşiktaş, saha içi ve dışı her türlü açıdan insana kendisini kötü hissettirecek bir derbi atmosferinden; hem fiziksel hem de mental açıdan dayak yiyerek çıktı. Ve aradan sadece 72 saat geçmişken bu takım, Vodafone Park çimlerinde ilk 45 dakikada taraftarına bir resital sundu.

Günlük hayattan bir örnek vereyim. Diyelim ki sabah uyandınız, üstünüzü başınızı giyinip işyerine gittiniz. Her zamanki gibi, rutin işlerinize başlamışken, sabahın köründe patron odasına çağırıyor. Odaya giriyorsunuz, içeride kıyamet kopuyor. Sizin vazifeniz olmayan bir işin başarısızlık mesuliyeti üzerinize yıkılmış.

Tam derdinizi anlatacakken camdan bir bakıyorsunuz hırsızlar güpegündüz otoparktaki arabanızın parçalarını söküp götürüyor! Can havliyle polisi arıyorsunuz, telefona cevap veren yok. Siz arabanızın yanına koşarak giderken, patron güvenlikle haber gönderiyor. Toplantıyı terk ettiğiniz için kovuldunuz. “Arabamın başına gelenleri onlar da gördü, halimi biliyorlar nasıl beni kovarlar?” diye isyan ediyorsunuz ama, sizi dinleyen yok.

Kaldırıma oturup her yeri sökülmüş arabanıza bakarken, bir postacı yaklaşıp mektup uzatıyor. Mektubu açıyorsunuz, içinden bir mahkeme celbi çıkıyor. Hırsızlar az önce sizden çaldıkları araba parçalarını başka bir arabayla kaçırırken, trafik kazası yapmışlar. Yaşananlardan dolayı mahkeme sizi sorumlu tutmuş, çünkü hırsızlar sizin arabanızın parçalarını sökmese bu kaza olmayacakmış. Mahkeme o kadar adaletliymiş ki yarım saat içinde celp hazırlayıp size göndermiş! Ayağa kalkıyorsunuz kollarınızı iki yana açıp okkalı bir küfür savuruyorsunuz. Arabanızı hırsızlar söküp parçalarken aradığınızda gelmeyen polis hemen dibinizde bitiyor. Kamuya açık alanda huzuru bozmaktan, sizi karakola götürüyorlar.


Vallahi abartmadım. Bir daha okuyun, bir daha okuyun. Hafta sonu; Beşiktaş taraftarı, futbolcusu, malzemecisi, hocası; bunu yaşadı. Şimdi ben size bir gün içinde böyle felaket üstüne felaket yaşamış bir adam; 72 saat içinde toparlandı, akıl sağlığını korudu, dimdik ayakta kaldı ve İstanbul’da çok büyük bir toplantı salonunda dünyanın dört bir yanından gelen katılımcılara konferans verdi, ders verdi, toplantı bittiğinde ayakta alkışlandı desem ne dersiniz?

Beşiktaş kanatlandı efendiler. İsteyeni de kanatlandırmaya hazır artık. Artık “kötü günler geride kaldı”. Yaşanan travma ve haksızlık seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun bu takım çelik gibi sağlam. Biz bu ayakta kalma ruh halini, “9 kişi kalıp iki farklı geriye düşen takım santradan gole gittiğinde” anlamıştık. Bir takımda fiziksel, taktiksel eksiklikler olabilir. Bunları çalışarak kazanırsınız, düzeltirsiniz.

Ama direniş ruhu başkadır. Bu gerçek anlamda bir aile olabilmekle ilgilidir.

Biz hep geçmiş yıllarda naif bir giriş müziğiyle başlayan bir sezonda; deli, romantik, eksiği çok ama ruhu yüksek takımlarımızla mücadele etmeye çalışırdık. Çok eskiye gitmeyin, bundan 4 yıl önce Olimpiyat’ta Galatasaray ile oynarken Veli ile Sneijder arasında bir sürtüşme yaşandı. Pozisyonun devamında sınıfın sessiz, sakin ve çalışkan çocuğunu köşeye sıkıştıran zengin kolejli oğlanlar gibi aynı anda 3–4 Galatasaraylı Veli’nin üstüne gittiler. Küfürler, iteklemeler, aşağılamalar. Yalnız kaldığını hisseden Veli, o güne kadar en ufak saha dışı tavrını görmediğimiz Veli; dayanamadı eliyle Sneijder’in yüzüne “dokundu”. Açın tekrar izleyin göreceksiniz, sadece dokundu. Ve kırmızı kartı gördü.

Şimdi konuyu daha fazla dağıtmadan sizi bir Yeşilçam filmine götürmek istiyorum. Ertem Eğilmez klasiği Aile Şerefi filmini unutmak ne mümkün? Şımarık zengin piçi Oktay ve güruhunun her türlü densizliğine çelik gibi bir iradeyle cevap veren, her yapılan ahlaksızlığa ve pisliğe karşı dimdik ayakta durabilen bir babanın ve ailesinin şeref hikayesidir o film.

Zengin piçi Oktay’ın her türlü şerefsizliğine göz yuman ve onun kadar bu olayların yaşanmasından sorumlu olan babası; film boyunca bu kötü, ahlaksız çocuğunu korur, şımartır. Fakat Münir Özkul’un ve ailesinin bütün bu yaşananlara verdiği cevap nettir.

Biz bir aileyiz, birbirimizi seviyoruz, birbirimize bağlıyız ve yıkılmayız!
Hafta sonu yaşanan onca travmadan sonra dosta, düşmana ilanımızdır. Oktay piçine ve ona sahip çıkan “güçlü babalara” selamlar olsun. Beşiktaş artık ne olursa olsun, her türlü saha içi ve dışı engellemeye rağmen ayakta kalabilen kocaman bir ailedir. Ağzından çıkan ilk laf “aşk” olan çocukların kurduğu aileler, ne yapsanız yıkılmaz.
One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.