Hastane Odasından Dünya Şampiyonluğuna

Yiğit Caner Aydın; 21 yaşında başına düşen stant sonrasında her şeyiyle değişen bir hayat… Hayat bu ya, nerede neyle karşılaşacağımızı bilemeyeceğiz hiçbir zaman.

Genç yaşta ellerinizi, göğsünüzün altından itibaren bütün bedeninizin kontrolünü kaybettiğinizi düşünün. Hayatının en güzel, en hareketli çağlarında hastane odasında kendini buldu Yiğit.

Yiğit Caner, boyun omurunun kırılması sonrasında omurilik felci geçirdiğinde %20'lik yaşam şansı verilen bir üniversite öğrencisiydi. 6 günlük yoğun bakım sürecinde yaşam mücadelesi verdi. Bu mücadeleyi kazandıktan sonra 8 ay hastanede yattı. Her gün saatlerce fizik tedavi seanslarında vücut fonksiyonlarını geri kazanmak için çalıştı. Her gün 4 kişinin yardımıyla taşınarak fizik tedavi salonuna transfer ediliyordu. Tekerlekli sandalyede oturması bile mucizeydi doktorların gözünde. Ellerindeki en küçük hareket bile hem doktorları, hem de ailesini sevince boğuyordu.

Her gün yapamadığı hareketleri yapmaya çalışmaktan, tekrarlamaktan vazgeçmedi, çünkü hayatında yaşanacak çok günü, yapacak çok şeyi vardı.

8 ay sonra hastaneden eve çıkmasının vakti geldiğinde, ailece ne yapacaklarını pek bilmiyorlardı.

Kazadan önce evinden çıktığında, tekrar o eve giremeyeceğinin farkında değildi. Ailesi 4. katta olan evlerinden taşınmak için giriş katta bir ev buldu günler içinde. Artık işin en zor kısmı burada başlıyordu. Devamını kendisinden dinleyelim…


Bize kendinden ve yaşadığın kazadan bahsedebilir misin Yiğit?

Yiğit Caner Aydın. 1992 Trabzon doğumluyum. 3 yaşımdan beri İstanbul’da yaşıyorum. Çocukluk yaşlarımdan itibaren hep örnek gösterilen, çalışkan bir insandım. Sürekli yeni bir şeyler öğrenmeyi seven, insanlara yardımcı olmaktan mutluluk duyan bir insanım. Çevremdeki insanlar bilgisayarı arızalansa ya da bir konuda herhangi bir şeye ihtiyaç duysa ilk olarak beni arar, özellikle teknolojiyle ilgiliyse. :) İnsanlara yardım etmekten çok keyif duyarım.

2010 yılında İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nü kazandım. Üniversitede bilgisayar laboratuvarında çalışıyordum. 2006 yılından itibaren aktif olarak web geliştirme yapıyordum. Çeşitli web projelerinde yer aldım ve internet siteleri hazırladım. Küçük yaşlarda kendi paramı kazanmaya başladım. Geleceğe dair hep büyük hayaller kurdum.

Bu çalışmaların dışında da hep iyi bir sosyal çevrem ve hayatım oldu. Yeni yerler keşfetmek için yurt dışına seyahatler yaptım. Yurt içinde de sosyal sorumluluk projelerine katılarak, dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların sosyal becerilerini ve kendilerini geliştirmelerine yardımcı olmayı amaçladım.

2013 yılında arkadaşımı okulunda ziyaret ettiğim bir günde, öğrencilerin dinlenme alanında otururken başımın üzerine ağır bir stant devrildi ve C6 seviyesinde boyun omurum kırıldı. O an geleceğim film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Tekerlekli sandalye kullandığım zamanlar, yaşayacağım tüm zorluklar bir anda gözümün önüne geldi ve gözümden 1–2 damla yaş süzüldü.

Ellerimin ve göğsümün altından itibaren bütün vücudumun tüm kontrolünü kaybetmiştim. Karakter olarak çok soğukkanlı bir insanım. Bilincimin açık olmasıyla kendimi kontrol altında tutmaya çalıştım ve en azından bulunduğum durumu korumayı amaçladım. Eğer soğukkanlılığımı koruyamasaydım şu an hayatta bile olmayabilirdim. Çünkü orada yapılabilecek en ufak bir hata hayatımın geri kalanını etkileyecekti.

6 gün yoğun bakımda yaşam mücadelesi verdim. Bu mücadelenin ardından 8 ay hastanede yattım ve hastaneden çıktıktan sonra 2.5 yıl kadar yoğun bir fizik tedavi süreci yaşadım.

Okçuluğa nasıl başladın?

2016 yılında, babam Naci Yenier ile tanışmış. Engelli olduğu için benden de bahsetmiş ve biraz muhabbet etmişler. Kendinden bahsederken benim için de okçuluğu tavsiye etmiş. Daha sonra Naci abiyle tanıştım ve bir gün arkadaşımın yardımıyla antrenmanını izlemek için Okçular Vakfı’nda kendisini ziyaret ettim. Merakımdan yayı elime almak istedim. Yayı elime almamla, yayı tuttuğum tarafa doğru devrilmem bir olmuştu. O gün kendime bir hedef koydum, o yayı taşıyacak güce kavuşacak ve o hedeflere ben de atış yapacaktım.

Aylarca hiç sıkılmadan, pes etmeden pilates lastiğiyle kuvvet antrenmanları yaptım. İlk ok atmaya başladığımda, attığım 6 oktan 3 tanesi hedefi bile bulmuyordu. Kulübümün evime çok uzak olması nedeniyle çok fazla antrenman yapamıyordum. Büyük hayallerimi gerçekleştirebilmek için daha fazla çalışmaya ihtiyacım vardı. Bu arayış içerisindeyken evimin bodrum katındaki bir boşlukta antrenman yapabileceğimi düşündüm. Kaza öncesinde biriktirdiğim parayla kendime bir yay ve malzemeleri aldım. Ancak okçuluk çok pahalı bir spor, bütün paramı yaya harcayınca hedef alacak param kalmamıştı. Kauçuk, koltuk minderi ve televizyon kutusu kullanarak yaptığımız bir hedefi bir dolabın üzerine koyup onunla çalışmıştık.

Ok çekmek için ailemin yardımıyla günde 5–6 saat süren antrenmanlar yapıyorduk. Ok sayısı hedefime ulaşmak için gece bile antrenman yapıyordum. Bu çabalarım karşılığını bulmuştu ve milli takım hocalarının potansiyel gördüğü sporcuları davet ettiği gelişim kampına çağırılmıştım. Hocalarımın verdiği destekle bir anda dünya standartlarında puanlar atmaya başladım. Daha sonrasında rekabetin çok yüksek olduğu milli takım seçmelerinin sonucunda Çin’de düzenlenecek olan Pekin Paralimpik Okçuluk Dünya Şampiyonası kadrosuna seçildim.

Dünya şampiyonluğuna nasıl ulaştınız?

Ömer Aşık ve Naci Yenier W1 kategorisinde dünya çapında önemli başarılara imza atmış sporculardı. İkisi de geçtiğimiz yıl Rio’daki Paralimpik Oyunlar’a katılmıştı. Onların başarısını sürekli takip ediyordum, bana örnek oluyordu. Ömer küçük yaşta elektrik çarpması ile bacaklarını ve ellerini kaybetmiş. Naci Yenier ise 25 yıl önce trafik kazasında boyun kırılmasıyla benimle benzer engel durumunu yaşamış bir sporcudur. Milli takım kamplarında, birlikte yoğun antrenmanlar yapıyorduk. İyi 2 sporcuyla beraber ben de iyi puanlar atmaya başlayınca kendimize şampiyonluğu hedef koyduk.

Ömer akülü sandalye kullandığı için otelden yarışma sahasına giderken hep Ömer’den destek alarak 3 kişi birlikte hareket ederdik. Bizi görenler, ‘’Türkiye W1 takımı geçiyor’’ diye gösterirlerdi.

Sıralama atışlarında attığımız toplam 1967 puanla dünya rekoru kırdık ve takım olarak sıralama birincisi olduk.

Sonrasında elemelerde İtalya karşısında attığımız 215 puanla yine bir eleme rekoru daha kırdık. Finalde Rusya’yı 205–202 mağlup ederek altın madalyaya uzandık. En büyük hayalimiz olan İstiklal Marşımızı okuma gururuna ulaştık.

Bundan sonraki hedeflerin nelerdir?

Bu spora başlarken tek hedefim vardı, dünyanın en iyisi olmak. Hocalarımla bile konuşurken “milli takımın benim için çok büyük bir hayal olduğunu, ancak benim hedefimin bu işte en iyisi kimse ondan daha iyi olmak olduğunu” söylerdim.

Milli formayı giydiğim ilk yarışmada dünya sıralamasında 1. olan 20 yıllık bir sporcuyu yendim ve ilk kez bir yarışmadan madalyasız döndüğünü söylemiş. İlk yarışmamda bu başarılara ulaşmak kendime olan güvenimi artırdı.

Hedefim dünya sıralamasında 1. olmak ve olimpiyat şampiyonluğuna ulaşmak. Bütün madalyalara talibim.

Azim ve inancını gördükten sonra sıradaki madalyaları da ıskalamayacağına eminiz. Her açıdan örnek teşkil ettiğin ve ülkemize dünya şampiyonluğu kazandırdığın için tekrar tekrar teşekkür ederiz. Başarılarının devamını dileriz.