Sözlük Gündemi — 2

Sözlük yazarları beeyore ve fitbol’un katkılarıyla hazırlanan ikinci bültenimizle yine karşınızdayız. Beşiktaş gündemine farklı açılardan bakmaya ve gündemi değerlendirmeye devam edeceğiz. Bizi izlemeye devam edin. Bizi övün ve pohpohlayın. Çünkü sözlük yazarları kırılgandır.

SİYAH BEYAZ GÜNLER (beeyore)

Bu aralar, siyah beyaz ruh hallerinin revaçta olduğu günler yaşıyoruz camia olarak. Ligde hayal kırıklarıyla geçen ve umutlarımızı kıran her kısa periyodun sonunda Şampiyonlar Ligi’nden gelen zafer haberleri ile yeniden ayağa kalkıyoruz.

Bunun son örneğini Trabzonspor ve Gençlerbirliği maçlarında kaybedilen 5 puanın sonunda gelen Monaco deplasmanı zaferiyle yaşadık.

Bu durum, birçoklarında “takımın maç seçtiği” yönünde şüpheler uyandırsa da, bunu kanıtlayacak net bir verimiz yok. Ancak konsantrasyon sorunları yaşadığımız açık. Şampiyonlar Ligi Avrupa’nın birçok kalburüstü takımı için dahi ligde sıkıntılar yaşamasına yol açan bir arena.

Konsantrasyon sıkıntısının dışında bize puan kaybettiren faktörler ne olabilir? Geçen senenin şampiyon takımına baktığımızda bu sene ilk 8 haftada 3 mevkide değişiklik yaşandı. Sol beke yerleşen Caner Erkin, stoper tandeminde Pepe ve Gökhan Gönül’ün sakatlığından dolayı sağ bekte yaşanan rotasyonlar… Dolayısıyla, takımın ön bölgesinde değişen sadece form durumları. Takımın antrenör ekibi sene başında “fizik yüklemelerini Şampiyonlar Ligi maçına göre yaptık” demişti. Bu açıklama ligin ilk 3–4 maçındaki ritimsizliğimizi anlaşılır kılıyor. Gerçekten de maçlarımız temposuz geçse de ilk 5 maçta iyi bir başlangıç yaptık. Ancak Fenerbahçe ile yapılan derbi maçında takımın en kritik 3 oyuncusunun kırmızı kart görmesi sonrası ligde işlerin rengi tamamen değişti.

Beşiktaş ligin 2. haftasında Atiba’sız çıktığı Kasımpaşa maçında 2 puan kaybetmişti. Atiba’nın cezası sebebiyle olmadığı Trabzonspor maçında bu eksikliğe Oğuzhan ve Quaresma da eklendi. Sadece Türkiye değil, Avrupa çapında sezonun en formda santraforlarından biri olan Cenk Tosun’un da kulübeye çekilme kararı ile birlikte Beşiktaş, Trabzonspor maçına klasik 11' ine göre tam 4 farklı oyuncu ile başladı.

Maç ritmi olmayan bu 4 yeni oyuncu ile çok rahat bir maç olmaması sürpriz değildi. Tüm bunlara rağmen maçı kazanacak önemli fırsatlar yakaladık ama 90 dakikanın sonunda kaybedilen çok önemli 2 puanla sahadan ayrıldık. Hafta içi Şampiyonlar Ligi’nde 2 de 2 yaparak gücünü kanıtlayan Beşiktaş eksik kadrosu ile ligde 7. puanını kaybetmiş oldu.

8. hafta Gençlerbirliği maçında da Beşiktaş, klasik 11'inden 2 eksik ve Cenk Tosun’un da kanada çekilmesiyle birlikte toplamda 3 değişiklik ile yine normal oyunundan uzak bir performans sergiledi ve bir 3 puan daha kaybetti.

3 haftada kaybedilen 8 puan ağır bir tablo. Şenol Güneş’in göreve gelmesi ile başlayan yükseliş trendimizde, daha önce 3 hafta üst üste puan kaybı hiç yaşanmamıştı.

Bu durum biraz hayal kırıklığı yaratsa da özellikle Şampiyonlar Ligi’ndeki 3 maçlık sansasyonel performansımız takımın gücünde bir değişim olmadığını bize ısrarla gösteriyor.

Derbide aldığımız 3 kırmızı kartlık hasarın yarattığı şiddetli rotasyonun etkilerini yeni atlatıyoruz. Ayrıca Galatasaray’ın lige normalin üstünde bir puan ortalamasıyla başlaması da tabloyu olduğundan daha kötüymüş gibi gösteriyor.

Şu an aslında Fenerbahçe Teknik Direktörü’nün de dediği gibi suni bir puan tablosu mevcut. Süper Lig’de şampiyonluk için maç başına 2,2 ile 2,35 arası bir ortalama yakalamak gerekiyor. Lig lideri Galatasaray’ın 8 maç sonunda puan ortalaması 2,75. Süper Lig genel ortalamasının çok üzerinde. Buradan anlaşıldığı üzere henüz puanlar dengelenmedi. Galatasaray 2,75 puan ortalaması ile yapay bir fark açmış durumda. Beşiktaş’ta ise şu an 1,75'lik bir ortalama mevcut. Eğer ki sadece 5 maçlık bir galibiyet serisi yakalayabilirsek puan ortalamamız 2,23 e geliyor. Bu rakam geçen seneki şampiyonluk puan ortalamasıyla neredeyse eşit.

Yani tablo şimdilik negatif dursa da 4–5 maçlık seri galibiyetlerle puan tablosunda kısa sürede denge noktasına geleceğiz.

Beşiktaş’ın sadece takım olarak değil, camia olarak da son yıllarda kazanmaya başladığı “maç kazanma özgüveni” en büyük dayanağıdır. Şampiyonlar Ligi’nde alınan 3 maçlık galibiyet serisi takımın mevcut seviyesinin en güçlü işareti. Şimdi beklenen şey bu 3 maçlık serinin Süper Lig’de de başlaması ve sürmesi. Ligin başında olmamız sebebiyle rakiplerimizin puan durumuyla ilgilenmek için henüz çok erken.

KARTAL GOL GOL GOL! (fitbol)

Şampiyonlar Ligi’ndeki 3 maçlık spektaküler seriye rağmen, takımda bir şeylerin yolunda gitmediği açık. Buna odaklanma problemi mi demek lazım, yoksa erken gelen bir performans dalgalanması mı bilemiyorum.

15/16 sezonunda, takımın akıcı bir hücum oyunu vardı ve 8.hafta sonundaki 19 puan toplamış ve 19 gol atmıştı. Gol pastasını paylaşanlar ise Gomez, Cenk, Oğuzhan, Quaresma, Olcay, Gökhan Töre ve Kerim Frei idi. Yani neredeyse hücum bölgesinde ayağına top değen herkesin skora katkısı oldu.

16/17 sezonunda ise takımın akıcıdan ziyade boğucu bir oyunu oldu. Taktik tahtasında çizilen hücum setleri bir önceki seneye göre azalsa da, sağ-sol-orta gözetmeksizin yapılan ataklarla 8. Haftada 20 puan ile 18 gol üretmeyi başardık. Bu sefer gol pastasındaki bazı dilimler Marcelo, Adriano ve Caner gibi savunma oyuncularına da düşmeye başladı. Zaten sezon boyunca golle buluşmayan oyuncumuz da kalmadı. Gol kralı çıkaramamamıza rağmen bir önceki sezonun gol sayısına çok yaklaşmamızın altında da bu çeşitlilik yatıyordu.

Bu sezon ise attığımız 13 golde pastadan en fazla payı Cenk ve Babel alıyor (3’er gol). Onları 2 gol ile Talisca, 1 gol ile Lens ve Quaresma takip ediyor. Savunmadan Pepe, Tosic ve Atiba birer gollük destek yapmış olsalar da Negredo, Oğuzhan, Tolgay, Caner ve Adriano henüz gol yüzü göremediler. Son iki sezondur gelen son dakika galibiyetlerini bu sebeple göremiyoruz. Öte yandan takımın en formda isimleri olan Cenk ve Babel henüz 3’er goldeler. Golü kokluyor, harika şutlar çıkarıyor dediğimiz Talisca ise 2.

Maç kazanmak için gol atmak lazım. Elbette ki kazanılan puanlar ile atılan goller aynı grafiğe sahip olmak zorunda değil ama aralarında bir korelasyon olduğu da açık. Aynı yenilen gol sayısı gibi. Maalesef an itibariyle, “defansımız kötü ama hücum gücümüz yüksek” dediğimiz 15/16 sezonundan da gerideyiz bu alanda. 15/16 sezonunun ilk 8 haftasında kalemizde 8 gol görmüştük. 16/17’de bu konuda iyileşme göstererek 6 gole kadar düştük. Ama bu sezon kalemizde şu anda tam 9 gol yemiş bulunuyoruz. Attığımız ve yediğimiz gollerin daha anlamlı görünmesi için birbirlerine oranlayacak olursak şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz:

Burada odaklanmamız gereken sayı 1,44. Bu oranı değiştirebilmemiz için ya hücum oyuncularımızın vites arttırması ya da diğer oyuncuların devreye girmeye başlaması gerekiyor. Özellikle Oğuzhan, Tolgay ve tabii ki Negredo’nun

Teknik ve taktik analizler, eninde sonunda bu orana hizmet ettiği sürece önemli. Özellikle Şampiyonlar Ligi arenasında gördüğümüz üzere takım bunu yapabilecek beceriye fazlasıyla sahip. Geriye bir tek istemek kalıyor.

Like what you read? Give skenderbey a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.