Seviye

Biz biliyorduk. İtiraf edemeseniz de; içten içe siz de biliyordunuz. Şimdi herkes biliyor. Başka bir seviyenin takımıyız.

Yerelliğinizi alın yanınıza. Bayağılınızı, komplekslerinizi ve pişkinliğinizi de. Elinizden geliyorsa; dün gece gibi bir gece yaşatın bana.

Olmaz mı?

Neden?

“Ürünün” öne çıktığı yerlerde geçer akçe değil mi bunlar?

Masayı devirseniz?

Yine mi olmuyor?

Peki, benim başka bir fikrim var. Madem katkı verecek hiçbir şeyiniz yok, bari bizi aşağıya çekmeye çalışmaktan vazgeçseniz?


Porto zaferinden sonra; kazanmaktan daha önemlisinin, “kendi oyununu oynayarak kazanmak” olduğu meselesini çok konuştuk.

Çünkü böylesi, “hasbelkader elde edilmiş bir galibiyetten fazlasını” vadediyordu.

“Üstüne koyarak gelişen bir takım” dememizin, altı doluyordu.

IQ’su yüksek, ayağına top yakışan ve olgun oyunculardan oluşan bir takımımız var.

Ne Şenol Hoca’nın ilk zamanlarındaki “rakibin atağı bitse de tekrar atağa çıksak” zihniyetli; zaman zaman tempoyu elinden kaçıran, git-gelli oyuna izin veren takıma; ne de daha sonranın, “tempoyu kontrol eden ama topu rakibe verince savunamayan” takımına benziyoruz.

O yüzden geçmiş yılların ezberleri üzerinden konuşan; özellikle de papağan gibi “Beşiktaş savunamaz” diye tekrarlayanları pek ciddiye almayın.

Özellikle Avrupa’da rakibin zayıf noktası üzerinden yüksek yüzdeli ataklar kovalayan, atak sonlandırma işini ciddiye alan, skoru bulunca da özgüvenli savunan “kıvamlı” bir takıma dönüştük.

Konya maçı sonrası yazdığım yazıda:

…Zaman zaman rakibin coşku ve enerjisine bağlı oyunu geride kabul ettiğimiz bölümler mutlaka olacaktır. O zamanlarda bizim seyrederken tedirgin olduğumuz kadar, sahadaki oyuncuların tedirgin olmadığına emin olabilirsiniz.
“Herkesin ne yapacağını bildiği, kendi içinde bir aktif dinlenme barındıran, ahenkli bir takım halinde savunmada kalınan” maç içi belli dönemler yaşamak; öğrenmemiz gereken bir şeydi ve üst üste yaşadığımız iki maçta –ama özellikle bu akşam- ben, bunu iyi yapmaya başladığımıza kanaat getirdim.
…belki çok atletik değil ama estetik, olgun ve sonuç odaklı futbolu bol bol seyredeceğiz.
…İlk 3 hafta bazılarımızın endişe ettiği gibi kötü bir takım zaten değildik, ama galiba iyiyiz ve daha iyi olacağız diyenlerimizin tahmin ettiğinden de daha iyiyiz.
Fante demişti dersiniz :)

Demiştim. Dün gece ilk yarıda doğru, estetik ve sonuç odaklı oyunla skoru aldık. Sonrasında ise skoru koruma amaçlı geri çekildik. İkinci 45 dakika zorlanmamızın temel sebebi savunamamamız değildi. Gayet iyi savunduk ama;

a) Leipzig çok iyi bir takım. Atmosfere alışınca; skor bulma zorunluluğuyla yüklendikçe ve kalabalık geldikçe pozisyon bulmama ihtimalleri yoktu ve buldular.

b) Biz; haftasonu eksik tamamlanan, hem ruhen hem de bedenen yıpratan derbi/kumpanya sebebiyle; ilk yarıda kullandığımız enerjiyi, ikinci yarıya taşıyamadık.

Doğal olarak bireysel fedakarlıklar ve ekstra gayretler dışında topu kendimizde tutmakta ve karşı kaleye gitmekte zorlandık.

Bu seviyede böyle durumlara; “sonucu almasını bildik” denilip geçilir.

“Neden ikinci yarı da bizim üstünlüğümüzle geçmedi?” sorusu, sadece üzerine düşünmesi eğlenceli, bir taktik egzersiz olabilir.

Ben size kısa cevabı vereyim. Leipzig’e karşı bizim oynadığımız ilk yarı gibi iki yarı çıkaracak maksimum 5 takım vardır. Biz bunlardan biri değiliz.

Oyuncu kalitemiz diğer CL takımları baz alındığında sıradan sayılabilir. Aradaki farkı Şenol Güneş’in takıma kazandırdığı kimlik ve taktik anlayışla kapatıyoruz/yaratıyoruz.

Maçta kötü oynadı diyebileceğimiz kimse yoktu. Özellikle Babel, Cenk ve Fabri’yi çok beğendim. Şampiyonlar Ligi’nde kazanmak için kalecimizin kurtarış yapmasına ihtiyaç duyacak bir takımız. Fabri’nin formundaki gelişmeyi görmek çok sevindirici.

Tribünlere söylenecek söz yok. “Oyuna etki etme” denilen kavrama yeni anlamlar kattık.

Gruptan çıkma yolunda önemli bir galibiyet aldık ama bence daha önemlisi gönderilen mesajdı.

Kamuoyu oluşturmaktan, çirkeflikten, bel altı vurmaktan, açık kovalamaktan, futbol yerine kavga-döğüşten ve hakem desteğinden medet umanlar. Sahada gücü yetmeyip, mücadeleyi saha dışına taşımaya uğraşanlar;

Biz kazanacağız.

Çünkü hayata karşı duruşumuzdan, oynadığımız futbola; üslubumuzdan, bizi temsil edenlerin kalitesine kadar farklı seviyelerdeyiz.

Ve bir hatırlatma…

Siz aşağıda olansınız.

Like what you read? Give Cem Fante a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.