Çocukluğa Hasret Üzerine

“Çocukluğa hasret pişmanlığın ve umudun gösterisidir” bana göre.
Hasret kelimesinin etimolojisi;
~ Ar ḥasra ͭ حسرة [#ḥsr msd.] bir şeyin yokluğundan ötürü acı çekme (= Aram #χsr חסר eksik veya yoksun olma )
Hasret kelimesi, hasar kelimesi ile aynı köke dayandığından, “çocukluğa hasret”, içinde, büyük bir eksikliği barındırıyor.
Diğer taraftan, çocukluk, mutlak suretle bağlı olduğumuz bir geçmiş bağı olduğu için, bugünü yargılamak için en önemli noktadır. Dün nasıl olduğumuz ile bizimle illiyet bağı olan ve bizim dışımızda gelişen şeylerin sonunda geldiğimiz noktayı kıyaslayarak bugünü yargılarız.
Bu noktada çocukluğa hasret, bugünün yargılandığını ve pişmanlık duyulduğunu, geçmişin daha iyi ve güzel olduğunun düşünüldüğünü gösteriyor.
Bu noktada bir değerlendirmenin varlığı ortaya çıkıyor. Çocukluk ve çocukluğa hasret duyulan an terazinin iki tarafına konuyor ve hem etik hem de estetik bir yargılamadan geçiriliyor. Daha sonra çocukluğun daha iyi ve güzel olduğuna karar veriliyor. Bu değerlendirme aslında iyi ve güzeli arayan bir değerlendirmedir. Çocukluğun, şimdiki hâl ile bağı nedeniyle, değerlendirmeyi yapan aslında kendisinde iyi ve güzeli görüyor ve bilinmeyen gelecekte iyi ve güzeli tekrar ortaya çıkarabileceğini umut ediyor.
Peki bu durumu topluluk seviyesine çıkarabilir miyiz? Yani bir topluluk geçmişe duyduğu hasret ile aslında içinde pişmanlık ve umudu barındıran bir süreci yaşamıyor mudur?
Pek tabii böyle olduğu söylenebilir.
Bunun kadar tabii olan diğer şey çocukluğun ve geçmişin geri gelmeyeceğidir. Geçmişi, bire bir tekrar yaratabilsek bile bu bir gelecektir, çünkü bugünden sonrasıdır ve bugünü içinde barındırır.
İnsan ve toplum, geçmiş ile geleceğin arasında salınırken, duyduğu özlem ve umutla birlikte bugünden pişmandır.
İşin muğlak olsa da acı bir görüntüsü olan tarafı ise sürekliliktir. İnsan sürekli geçmişi özleyecek, sürekli umut edecek ve sürekli pişman olacaktır.
Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor


