Öfke geçici deliliktir

Moby Dick’in 1937 baskısından Kaptan Ahab illüstrasyonu, Rockwell Kent. (Foto: Rex Features)

Bu yazı City College’da felsefe profesörü olarak görev yapan Massimo Pigliucci tarafından Aeon mecrasında kaleme alınmıştır. Verdiği çeviri izninden ötürü kendisine buradan da teşekkür etmek isterim (Thanks, Prof. Pigliucci).


İnsanlar hemen her şeye sinirlenebiliyor; birinin otoyolda yavaş gitmesinden, Suriye’de olan bitene hiçkimsenin ses çıkarmamasına kadar, basitten ciddiye, hemen her şeye… Ancak çoğunlukla öfkenin altında basit nedenler yatar. Belki de bu yüzden Amerikan Psikoloji Derneği’nin (APA) web sitesinde sırf öfke yönetimine ayrılmış bir bölüm vardır. Burada yazılanlara baktığınızda, öfke hakkındaki en eski ilmi eserlerden birinde, MS birinci yüzyılda yaşamış olan Stoacı filozof Lucius Annaeus Seneca’nın Öfke Üzerine adlı eserinde yazılanlara çok benzediğini görmek son derece ilginçtir aslında.

Seneca’ya göre öfke geçici delilik hâlidir. Haklı nedenlerle de olsa öfkeyle hareket edemeyiz, zira “Diğer ahlâksız davranışlar muhakememizi etkilerken, öfke akıl sağlığımızı etkiler: Diğerleri hafifçe etki eder ve biz fark etmeden gelişir, ancak zihin öfke denizine adeta balıklama dalar. … Öfkenin şiddetini belirleyen şey asla onun nedeni değildir: Küçücük şeylerden bile kaynaklansa, bir anda zirveye ulaşıverir.”

Öfke yönetimini izlemek için en kusursuz modern sahne internettir. Eğer bir Twitter ya da Facebook hesabınız varsa, ya da bir blog yazıyor ya da takip ediyorsanız ne dediğimi rahatlıkla anlarsınız. Ve anlaşılan, ABD’nin hali hazırdaki başkanı Donald Trump ile birlikte Twitter öfkesi bambaşka bir yere yükselmiş (ya da ‘alçalmış’ mı desek? Nasıl baktığınıza bağlı…). Ben de çevrimiçi forumlarda sık sık yazıyorum. Bir eğitimci olarak işimin bir parçası olduğu kadar, benim için bir insanlık görevi. Dünya’nın her yerinden insanlarla yaptığım sohbetler hem candan, hem de her iki taraf için oldukça öğretici; tabii nadir de olsa bazen laçkalaşabiliyor. Mesela tanınmış bir yazar daha geçenlerde sırf teknik bir konuda ters düştük diye beni “saçmalık fakültesi profesörü” olarak etiketleyiverdi. Haydaaa! Şimdi gel de böyle bir şeyden alınma. Sonuçta karşımdaki şahıs adını sanını saklayan bir troll değil ki, 200.000 takipçisi olan ünlü bir adam. Nasıl alınmayayım? Ama burada da ikinci yüzyılda yaşamış, kölelikten çıkıp öğretmen olmuş Stoacı başka bir felsefecinin öğrencilerine bu tür durumlar için verdiği tavsiye yardıma koşuyor: “Bize esas eziyet edenin, asıl zorluk çıkaranın kendimiz, kendi fikirlerimiz olduğunu unutmayın. Mesele hakarete uğramak mı? Bir kayanın karşısına geçip ona hakaret edin hadi… Elinize bir şey geçer mi? İşte kişi de karşısındakine tbir kaya gibi tepki verirse, ona söven ne kazanmış olabilir ki?”

E öyle tabii… Tabii hakaretler karşısında bir kaya gibi durabilmek biraz zaman biraz da deneyim işi ama ben de bu işte zamanla daha becerikli hale geliyorum. Peki yukarıdaki boş lafa nasıl yanıt verdim dersiniz? Kaya gibi! Basitçe görmezden geldim ve orada yazan başkalarının sorduğu ciddi sorulara yanıt verdim ve yapıcı diyaloglar oluşması için elimden geleni yapmaya da devam ettim. Sonuç itibariyle herkesin vardığı yorum, ben sükunetimi korurken onun öfkeden deliye döndüğü ve kendini kaybettiği oldu.

Tabii bazılarınız belli durumlarda, mesela adaletsizlik karşısında, öfkenin en iyi yanıt olduğu ve kararında olursa, eyleme geçmek için gerekli motivasyonu sağladığını söyleyebilir. Ancak Seneca’ya göre kararında bir öfkeden bahsetmek uçan domuzlardan bahsetmekten farklı değildir, çünkü böyle bir şey yoktur. Motivasyona gelince; bunun için de bir stoacının söyleyeceği şey, adaletsizlik karşısında kızgınlık duyduğumuzda, eyleme ancak olumlu duygularla ya da dünyayı herkes için daha iyi bir yer haline getirme arzusuyla geçmemiz gerektiğidir. Yani öfkeye gerek yoktur ve aslına bakarsanız genelde iyi şeyler yapmanın önünde engelleyici bir rol oynar.

Filozof Martha Nussbaum, Nelson Mandela hakkında Aeon’a yazdığı denemesinde buna yakın tarihten meşhur bir örnek veriyor: Anlattığına göre Nelson Mandela ırkçı Güney Afrika hükümeti tarafından 27 yıllığına hapse atıldığında haklı ve doğal olarak çok ama çok öfkeliydi, çünkü başta şahsının, ama daha çok temsil ettiği halkın ciddi bir haksızlığa uğradığını düşünüyordu. Ne var ki bir süre sonra öfke biriktirmenin ve sürekli siyasi hasımlarının insan denemeyecek canavarlar olduğunu düşünmenin ne kendine ne de halkına bir faydası dokunmayacağının farkına vardı. Bu örseleyici duygunun üstesinden gelmeye ve diğer tarafla dostluk değil ama karşılıklı güven tesis etmeye ihtiyacı olduğunu gördü. Nitekim gardiyanı ile dost oldu ve tarihte maalesef örneği pek nadir görülen “kimsenin burnu bile kanamadan daha mutlu bir toplum düzeni” sağlamayı başararak muradına erdi.

İşin garibi, yaptığı en önemli hamlelerden biri bir mahkûmun başka bir Stoacı filozof olan Marcus Aurelius’un Kendime Düşünceler kitabını içeriye kaçak olarak sokmayı başarmasının ve kitabın kopyalarının elde ele dolaşmaya başlamasının ardından gelmişti. Marcus’a göre eğer insanlar bir yanlışın içerisindeyseler, yapmanız gereken “doğrusunu öfkeye kapılmadan öğretmek ve göstermek” idi. İşte Mandela’nın başarıyla yaptığı şey de tam olarak buydu.

Ve şimdi sizlere aşağıda Seneca’nın tavsiyelerinden ilham alarak geliştirdiğim modern Stoacı öfke yönetimi rehberini sunuyorum:

  • Önce durup bir düşünün: Hangi durumların öfkenizi tetikler? Yanıtları bulduktan sonra başınıza geldiğinde onların üstesinden nasıl gelebileceğinize karar verin.
  • Öfkeyi daha belirtilerini görür görmez kontrol altına alın. Hiç beklemeyin, yoksa kontrolden çıkar.
  • Mümkün olduğu kadar dingin insanlarla takılın. Asabi, öfkeli insanlardan kaçının. Ruh hali denen şey bulaşıcıdır.
  • Bir enstrüman çalın ya da zihninizi hangi etkinlik gevşetecekse onunla ilgilenin. Gevşemiş bir zihin öfkelenmez.
  • Rahatsız edici değil, huzurlu ortamlarda bulunun. Renklerini bile önemseyin. Dış çevreyi değiştirmenin ruh halimiz üzerinde sahiden etkisi vardır.
  • Yorgunken tartışmaya girmeyin. Gerilmeye daha yatkın olursunuz ve bu da öfkeye evrilir.
  • Aynı nedenle, açken veya susuzken de tartışmayın.
  • Mütevazı bir tavır takının. Kainatın belirsizliği karşısında da, insanların öngörülebilir berbat halleri karşısında da esas silahımız budur.
  • “Bilişsel Mesafe” -Seneca’nın deyimiyle “tepkinizi erteleme”- alıştırmaları yapın. Gergin ortamdan uzaklaşmak ve biraz nefes almak için bir süre yürüyüşe çıkmak ya da gidip bir yüzünüzü yıkamak gibi yollara başvurun.
  • Zihninizi değiştirmek için bedeninizi değiştirin: Adımlarınızı bilerek yavaşlatın, sesinizin tonunu kasten düşürün ve sakin bir insan nasıl davranıyorsa öyle davranın.

Her şeyden önce, iyi bir yaşama giden yol, başkalarına karşı şefkatli olmaktan geçer. Seneca’nın öfkeyle ilgili tavsiyeleri o günden bu güne kalmayı başararak kendini kanıtladığına göre, söylediklerini yapmamız hepimiz için iyi olacaktır.


Yazan: Massimo Pigliucci, Çeviren: Tevfik Uyar
Orijinal eser: https://aeon.co/ideas/anger-is-temporary-madness-heres-how-to-avoid-the-triggers