Özgürleşmek

Hürriyeti elde etmek için illa da bir toplum içinde yaşamak gerekmiyor. Çünkü bizleri köleleştirmeye eğilimli olan tek varlık devlet yada toplum değil. Özgürleşmek, öncelikle kendimizden başlıyor. Kendi iç dünyasında özgür olmayanın, dışarıda özgür olmasının bir ehemmiyeti yok. Araba sürmesini bilmeyenin araba sahibi olması gibi bir durum bu. Özgürleşmeyi bilmeyen, hürriyet sahibi olsa bile özgür değildir.

Özgürleşmek, bizi dibe çeken herşeyden kurtulmaktır bana göre. Yani mutlu olmamızı engelleyen, bizleri köleleştiren, kendimize olan güvenimizi yok eden tüm prangalar alırlar özgürlüğümüzü elimizden. Bu engeller bazen dışarıda olsa da, çoğu zaman zihnimizdedir. Bazen o kadar zorbalaşır ki bu düşünceler, bir bakmışsınız bir kamçı olmuş; sadece özgürlüğümüzü elimizden almak ile kalmıyor, aynı zamanda işgence ediyor ve kanatıyor bizleri. Sonra umutsuzca, heyecanımızın başladığı yere döneriz. Bir şeyler yapmak için her kalkışımız, özgüvenimizden gidecek bir parça olup kopar. Gözlerimizi kaldırışımızda yeni ufuklara, zihnimizde ki düşmanlar toplar ordularını ve sararlar etrafımızı. Ya bırakırız bu deli saçmalığını, ya da atılır kanlar içinde cansız bedenimiz zihnimizin karanlık zindanlarına. Ama durun! Ya ölmesi gerekiyorsa korkak benliğimizin doğması için yeniden bizim?


Asıl gelmek istediğim kısma gelmeden önce, özgürlük ve zorbalık arasında ki farkı anlamak için bir kaç şey söylemek zorundayım. Mutluluğun tanımını iyi anlamak lazım. Mutluluk, içine herşeyi koyabileceğiniz bir terim olarak görülmememesi lazım. Mutlu olmak, her istediğimizi yapmak demek değil. Mutlu olmak, selim bir akıl ve vicdanlı bir kalp ile alınacak kararlar ile başlar. Yoksa kirlenmiş bir bilinçaltından gelen arzuların mutlu etmesi imkansızdır insanı. İnsanlara zarar vermek, mutlu etmez. Başkalarının hakkını yemek, mutlu etmez. Mutlu olmak demek, akıl ve vicdan ile çizilen bir sınır içinde hürriyeti bulmaktır. Başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde bizim özgürlüğümüz biter. Bu ifade, yukarıda dediklerim ile çelişir geliyorsa, o zaman aynı cümleyi daha farklı şekilde söyleyeyim: Benim özgürlüğümün başladığı yerde, başkalarının özgürlükleri biter. Mana olarak aynı şey, ama algısal olarak farklı.


Nedir iç dünyamızda ki bu prangalar? Nedir bizleri kendimizin kölesi haline getirenler? Ne kadar da çok şey var aslında. Onun için hepsini açıklamak zor. Bunların başında ise özgüvensizlik geliyor.

Özgüven ve kendini beğenmek birbirine karıştırılmamalı. Kendini beğenmek, her yaptığı ve her dediği şeyi abartmak ve kendisini kusursuz görmek ile başlar. Zamanla önü alınmaz ise, insanı zorbalaştırır. Başkalarının fikirlerine saygı duymaz ve dolayısıyla önüne gelen tonlarca şansı kaçırır ve ne ruhen ne aklen gelişebilir. Özgüven ise çok farklıdır. Özgüven, bilgisine değil, öğrenebileceğine güvenen insandır. Özgüven, bir iş yapılacağı zaman, kendi becerilerine değil, becerebileceğine inanan insandır. Arada ki nüansı görebiliyor musunuz? Yapabileceğine inanmak başka bir şeydir, onu sadece kendisinin yapabileceğine ve yeteneklerinin kusursuz olduğuna inanmak ise bambaşka bir şey. Özgüvensizliğin arkasında, insanların çoğu zaman farkında olmadan besledikleri korkuları yatar. Bu korkuların sebepleri farklı farklı olabilir, ama en büyük nedenlerinden bir tanesi, başarısız olma ve hata yapma endişesidir. Bunun temelinde ise, süreç odaklı olmak yerine, sonuç odaklı olmak yatar. Bunun arkasında ise farklı sebepler olabilir. Yaşadığı toplum, yapılanlara değil, sonuca bakan insanlardan oluşuyorsa, bu kafa yapısı ileride farklı semptomlar ile çıkar insanın karşısına. Örneğin, bazı öğretmenlerin kendileri anlamsızca kasıp, yazılı sınavlarda gidilen yola hiç bakmadan direk sonuca bakarak sıfır puan vermesi. Bu gibi çocukluk anıları insanların düşüncelerinde ki kavramsal tanımların kriterlerini zamanla değiştirir. Sorunlara derman olması gereken zaman ise, bu insanların aleyhlerine çalışır. İnandıkları yanlışlar, çözüm bulunmaz ise zamanla kemikleşir ve paranoyak bir davranış biçiminin doğmasıyla sonuçlanabilir.

Özgüveni olmayınca insan, yeteneklerini kısıtlamaya ve zamanla kendisini kendi korkularına köle yapmaya başlar. Yine ufak bir not: Özgüven, mantıklı mantıksız herşeyin peşinden koşmak değildir. Özgüven, doğru bir iş yapılacağı zaman, korkmadan ve çekinmeden, onu yapabileceğine duyduğu inanç ve azimdir. Yapılan şey belki sonuca ulaşmayabilir. Ama sizler elinizden geleni korkmadan yapmışsınızdır ve bu size ayrı bir haz verecek, hem de sizi daha özgür hissettirecektir.

Özgüven sorunu yaşayan insanların, yaptıkları ve dedikleri herşeyde başkalarının onayını aradıklarını görürsünüz. Burada ki sorun, başka insanlara akıl danışma ve onların fikirlerini almak değil, başkaları tarafından devamlı olarak onaylanma arzusudur. Selim bir akla sahip bir insan, neyi ne için yaptığını bilir ve bunun için insanlardan devamlı onay almayı beklemez. Düşüncelerini doğru bilgiler etrafında kurgulamaya çalışır ve yapacağına karar verdiği zaman, sonuna kadar gidecek güvene ve ruhsal güce sahiptir. Aksi halde, insan zamanla köleleşir. Farkına varmaz belki ama çoğu insanın, yaptığınız işe itiraz edecek ne zamanı, ne isteği, ne de çoğu zaman bilgisi vardır. Ama kendisine ve yaptıklarına olan zayıf inancı, başkalarından gelecek itirazı kaldıramama korkusunu kamçılayacağından, devamlı başkalarından onay alma arzusu yaşatır kendisine. Bir işe gireceği zaman, kendisine yardım edecek başkalarının varlığını arar her zaman.

Psikolojide bir tanım vardır: Halo effect. Bir insanın iyi bir davranışını görünce, şahit olmadığınız halde başka davranışlarının da iyi olacağını düşünmeye başlarsınız. Mesela, size gülümseyen bir insanın eli açık ve yardımsever birisi olduğunu da zannetmek. Bu sorunu, halkın popüler insanlara karşı gösterdiği davranışlarda görebilirsiniz: Şarkılarını beğendiği her şarkıcıyı sanatçı zannetmek ve hakiki sanatçıların erdemli davranışlarını bu kimselerde de göreceğine inanmak.

Halo effect, konu bilgi olduğu zamanda da kendisini gösterir. Bir konu hakkında bilgi sahibi olan bir insanı dinlediğiniz de, başka konularlarda da bilgi sahibi olduğunu düşünebilirsiniz. Ama kendi hayatımda bunun böyle olmadığına yüzlerce kez şahit olmuşumdur. Dolayısıyla insanın kendisini ezmesi ve bilgisini küçümsemesine gerek yok. Yine burada bir not düşeyim: Burada ki amacım, başka insanların bilgilerine sorgusuzca güvenmenin doğru olmadığını söylemek. Doğruya ulaşmak zordur ve dolayısıyla araştırmacı bir kişiliğe sahip olunması gerekir. İnsanların bazı eksik ve zayıf taraflarını görünce, kendinizi küçümsemek için pek bir nedeniniz olmadığını anlıyorsunuz. Ama bunun sınırını iyi çizmek lazım. Çünkü, özgüven ve zorbalık arasında ince bir çizgi vardır.

Yeri gelmişken bir kaç noktaya daha değineyim. Başkalarına devamlı ihtiyaç duyma ve onaylanma sorununu sadece sıradan insanlarda görmezsiniz. Lider konumunda olan insanlarda bile, bir şey yapacakları zaman, bu yolda tek başlarına gidecek yeteri özgüven olmayabilir. Yanlarında her zaman kendilerine yardımcı olacak, bazen de kendilerini pohpohlayacak insanların var olmalarını arzuladıklarını görürsünüz. Zamanla bu tarz insanların etrafında iş yapacak insanların kalmadığını, tek yaptıkları şeyin laf ebeliği olan insanların toplandığına şahit olursunuz. Çünkü, özgüvenli ve bir şeyler başarabilecek insanların bu şekilde boş tipler ile zaman geçirecek vakitleri olmaz. Eğer etrafınızda etki sahibi olmak isterseniz, o zaman kendinize güvenmeyi öğrenin. Dünya bile yıkılsa, bir kurtuluş aramaktan usanmayan ve her zaman pozitif bir şekilde olaylara yaklaşan insanlar, etraflarında geniş ve güçlü bir çekim alanı oluştururlar. İşte karizma bu noktada başlar. Karizma yakışıklı olmak, uzun olmak, vs. değildir. Yapacağı şeyden emin insanların duruşları, konuşmaları, bakışları, hisleri, yürüyüşleri… o kadar senkronize olmuştur ki, onlarda farklı bir aura görürsünüz. Tüm bunları, başkaları beğensin saçmalığı ile yapmadıklarından, yapmacık durmazlar. İnanmışlardır yapacakları şeye ve yapabileceklerine…

Zayıf özgüven ile gelen diğer bir sorun ise, her zaman başkalarını tatmin etme çabasıdır. Gelin sizinle bir şey üzerinde uzlaşalım. Ağzınızla kuş tutsanız bile mutlu ve tatmin edemeyeceğiniz insanlar her zaman olacaktır. Bu, insanları mutlu etmeyin demek değildir. Onları tatmin etmeye uğraşmayın demektir. Siz iyi, kibar, zarif, ne konuştuğunu ve nasıl konuşmasını bilen bir insan iseniz, o zaman bunlardan mutlu olmasını bilen, beklentilerini bulutlar ile yarıştırmak yerine, ayakları yere basan mutluluklar arayan insanların zaten sizinle beraber takılmaktan keyif alacağını göreceksiniz. Aksi halde olan insanlar, ya zariflikten anlamıyorlar, ya da sizi doğru bir şekilde tanımıyorlardır. Onların sizi tanımasına izin verebilirsiniz. Ama herkesi tatmin etme arzusunun sizi köleleştirmesine izin vermeyin kesinlikle. Devamlı başka insanlar tarafından mutlu edilmeyi bekleyenler terbiyesiz bencillerdir. Devamlı başkalarını tatmin etmeye çalışanlar da kendilerine hiç saygısı olmayan kölelerdir.


Hayat çoğu zaman farklı karakterlere sahip insanlar ile yaşamak, çalışmak, ve arkadaş olmaya mecbur bırakabilir. Bazılarımız ise farklı farklı karakterlere sahip insanlar ile anlaşabilecek kalitede olabiliriz. Ama bilinmesi gereken şey, arkadaş olduğunuz herkes ile aynı ölçüde ve kıvamda bir arkadaşlık yaşamak zorunda olmadığınız. Bunu dememde ki sebep, arkadaşlıkları baltalamak değil, bilakis arkadaşlıklarınızı devam ettirmek. Eğer her arkadaşınızı aynı değerde severseniz ve değer verirseniz; maalesef, karakter sorunları olan bazılarının sizleri incitmesine izin vereceksiniz demektir. Bazı insanlar, nerede nasıl konuşulacağı ve davranılacağı hususunda sorunlu olabilirken, bazı insanlar da pek güvenilir olmayabiliyorlar. Dolayısıyla hepsi aynı değeri ve zamanı haketmiyor olabilir. Onun için insanları iç dünyanızda kategorize edebilirsiniz. Bazı arkadaşlarınız ile yer içer, bazıları ile ufak tefek işler yapar, bazıları ile de ciddi işlere girişebilir, bazılarına canınızı bile emanet edebilirsiniz. Bu şekilde kategorize etmek, sizleri o insanların garipliklerinden izole edeceğinden dolayı, yaptıkları yanlışları kafanıza takmayacak ve iç dünyanızda çok daha özgür olmaya başlayacaksınız. Çünkü, ciddi bir işe girmeyeceğiniz bir insanın, takıntıları ve sorunları sizleri çok etkilemeyecektir. Bu insanlara rahatlıkla “Evet…” deyip geçebilirsiniz. Özgürleşmek, aynı zamanda yardımcı olmak istediğiniz insanların yaptıklarını kafanıza takmadan kendilerine yardımcı olacak erdemi de size kazandıracaktır. Her hastasından hasta olan doktor, kimseye yardımcı olamaz. Yardımcı olmak istediği arkadaşın davranışlarından alınan insan da o arkadaşına yardımcı olamaz.

Artık özgür olma zamanın gelmedi mi?

Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor