Şehirde Uyurken Mağarasını Düşleyen Yaratık

1984 yılında Ronald Reagan, halihazırda en yaşlı ABD başkanı olmasına rağmen ikinci dönem için adaylığını koymuştu. 73 yaşındaydı. TV’de naklen yayınlanan ilk seçim tartışmasında tuhaf bir performans sergilemiş olduğundan, ikinci tartışmada konu hemen Reagan’ın sağlığına geldi. Ne de olsa Soğuk Savaş devam ediyordu ve 10 binin üzerinde nükleer savaş başlığının ateşleme kodlarının yorgun bir ihtiyara teslim edilmesi fikri yeterince korkutucuydu.

Oscarlık Başkan

Fakat Reagan bir devlet başkanı için en kullanışlı meziyete sahipti: Meslekten aktördü. Dolayısıyla önceden çalıştığı cevabını, naklen yayında tam ayarında bir alaycılıkla sundu:

“Bu yaş konusunu seçim kampanyamın bir parçası yapmayacağım…(duraksar)…Siyasi rant için, rakibimin gençliğini ve tecrübesizliğini istismar etmeyeceğim”

“Genç ve tecrübesiz” rakibi Mondale bile bu cevaba gülüyordu, zira 56 yıllık ömrüne eyalet başsavcılığı, 12 senelik senatörlük, üstüne bir de 4 senelik başkan yardımcılığı sığdırmıştı. Fakat muhtemelen Mondale’in ismini bilmiyorsunuz çünkü bu seçimde 50 eyaletin 49'unu kaybederek eşine az rastlanır bir hezimetle siyasetten çekildi. Sonradan anlattığı üzere, Reagan’ın bu cevabına herkesle beraber gülümsediği an, en büyük kozu olan yaş konusunu ve de seçimi kaybettiğini anlamıştı.

Seçim ABD için bir dönüm noktasıydı: Reagan ve İngiliz Thatcher’ın dönemlerinde, sağ-liberalizm tüm Dünya’ya damgasını vurdu. Bugün bile Reagan’ın başkanlığı, Amerikan muhafazakarlığının kollektif hafızasında, her yeni seçim dönemi daha da fazla parlayan bir altın çağdır.

Elbette bu hatıranın gerçeklerle fazla ilişkisi yok. Aktör başkanın lakabı “The Great Communicator” idi ve anlattığı hikayelerle Amerikalılara birer kahraman oldukları hissini aşılıyordu. Bu his, elbette gerçeğin nüanslarından ve istatistiklerinden daha kuvvetli.


Bir düşünün: 1984'teki o Reagan, kritik bir anda gelen bu eleştiriyi gerçek manada cevaplamamıştı. Hala 73 yaşındaydı, hala ilk tartışmadaki hali şüpheliydi, hala Soğuk Savaş devam ediyordu ve öncülü Kennedy’nin Küba Füze Krizi’nde yaptığı gibi günlerce uykusuz kalması gerekebilirdi. Kısa performansının değiştirdiği şey bu gerçekler değil, onların algılanışı olmuştu.

Reagan, bir aikido ustası gibi, mizah sayesinde gelen darbenin enerjisini rakibine yöneltmiş ve zayıflığını güce dönüştürmüştü. Gladiator filminde, eski kurt Proximo’nun esas oğlan Maximus’a verdiği öğüdü dinliyordu sanki:

“Ben çabuk öldürdüğüm için en iyi gladyatör değildim. Seyircilerin favorisi olduğum için en iyi gladyatördüm”.

Zaman Mültecisi

Biz “seyirciler”, kendimizi akıllı sanıyoruz ama akılcı seçimler yapmıyoruz. Siyasetçilerin hikayelerini seven, kalabalıkların sloganlarını dinleyen, Proximo’nun izinden giden bir yanımız var. İlkel güdüleri sayesinde hayatta kalabilmiş atalarımızın bir mirası bu.

Bir “zaman mültecisi” misali, bu yüzyıla ait olmadığını bildiği halde, bir kenara atılmayı reddediyor.

Anayasalarımızda zayıfı ezerek galip gelmenin tatminini arıyor.

Demokrasilerimizde bazılarımızın “biraz daha eşit” olduğunu görüyor.

Karmaşıklaşan hayatı, katılaşan kurallarla düzenlemeye çalışıyor.

Öldürdüğümüz Tanrıları yeniden diriltiyor, yıktığımız putları yeniden dikiyor.

Atomun merkezinde yahut galaksinin köşelerinde, cehaletin verdiği mutluluğu tadamıyor.

Siyasetten spora, eğlenceden dinlere, ekonomiden eğitime bir çok alan, bu çiftkişilikli doğamıza adanmış koca birer anıt. Ve biz şehirlerde, bu anıtların gölgelerinde uyurken, “o” mağarasını düşlüyor


Bu yazının orjinali Fularsız Entellik’te.

Email listesine üye olun, benzer içerikler doğrudan ayağınıza gelsin.

Bağış yapın çok sevdiyseniz. Site de, email listesi de ebediyen reklamsız.