Şimdi anladınız mı?..
…iklim meselesi de neymiş?

Restoranda burgerlerini yiyen müşteriler, camlara saldıran kum fırtınasına aldırmamaya çalışıyordu (…) Hava karardığında fırtına şiddetlenmişti. Kumlar camları sarsarak dövüyordu. Dışarıdaki kıyamet yüzünden sohbetler neredeyse temkinli mırıltılara dönüşmüştü.
Fırtına biraz dinip internet bağlantısı, toz molekülleri arasından yolunu bulup restorana ulaştığında birden bütün cihazlar çınlamaya başladı. İnsanlar fırtına daha büyük bir felakete dönüşmediği için şanslı olduklarını söylüyorlardı. Garson kadınlar hesapları getirirken rahatlamış bir şekilde birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı
Suda Bıçak İzleri, Paolo Bacigalupi
Uçan çatılar, kırılan cam ve çerçeveler, arabaların üzerine devrilmiş ağaçlar, suların istila ettiği yollar, ev ve dükkanlar… Hiç görülmemiş büyüklükte dolu tanelerinin yarattığı hasar ve öldürdüğü sokak hayvanları… Yıldırımların neden olduğu yangınlar… Şehrin üstüne çökmüş korkutucu kara bir bulut!..
Kasırga filmleri bu tip afetlerin genellikle Amerika kıtasında olduğunu düşündürür. Gerçekten de ülkemiz, filmlere konu olacak büyüklükte kasırga veya hortumların coğrafyası değildir. Peki, hepi topu yarım saat sürdüğü halde ürkütücü manzaralara neden olan bu yağmur da neyin nesiydi? Üstelik çok kısa süre zarfında iki kere yaşandı! Hem de yazın ortasında!!
Başkanlığının ilk günlerinde New York Times gazetesini ziyaret ettiğinde, Donald Trump’a iklim meselesi ile ilgili ne düşündüğünü sordular. O da gayet sakin bir şekilde “iklim sorunlarına insanoğlunun neden olduğunu düşünmüyorum” dedi.
Bir çok politikacı gibi sıradan insanlar da iklim meselesi, küresel ısınma, karbon ayak izi gibi kavramları bilimkurgu filmlerinin konusu gibi algılamakta. Konuya dikkat çekmek isteyen iyi niyetli bir çok çaba karşımızdaki tehdidi maalesef magazinleştiriyor. Ufak bir buzul parçasının üstünde mahsur kalmış kutup ayısı, sıradan şehir insanlarına başka bir gezegenin manzarası gibi geliyor.
Gerçek oldukça yalın ve net. İnsanoğlunun konforunu ve yaşam standardını sağlayan tüm gelişmeler atmosferdeki karbondioksit oranını arttırıyor. Bu, her sene daha sıcak bir gezegende yaşamamıza neden oluyor. Yükselen sıcaklık, temiz su kaynaklarımızı kurutuyor, eriyen buzullarla deniz seviyesini yükseltiyor, okyanusların canlılar için yaşanmaz hale gelmesine neden oluyor. Aşırı sıcakların neden olduğu buharlaşma ve hava hareketleri, afetleri hem daha sık hem de daha şiddetli hale getiriyor. Birçok hayvan ve bitkinin doğal yaşam alanları ortadan kalkıyor. Yüzyıllardır sürdürdüğümüz tarımsal üretim yeni şartlara uymakta zorlanıyor.
Dünyamız, milyarlarca yıllık hayatında bir çok çevre felaketine tanık oldu. Bazıları aklımızın almayacağı kadar uzun süren buzul çağları yaşandı. Fakat her seferinde, yaşam yeniden filizlendi, ve doğa dengesini bulmayı başardı.
Doğanın mucizesi, kendi dengesini sürdürebilmesindedir.
İnsanın suçu tam da budur. Doğanın kendisini sürdürmesine engel olmak!
Çarpık şehirleşme, atık üretimi, zehirli gazlar.. çoğalan nüfus ve rant açlığıyla birlikte, “bir kereden birşey olmaz” kafasıyla sürekli tecavüze uğrayan bir ev sahibidir doğa anamız.
İstanbul’da fırtına yaşanırken, Roma’da da kuraklık nedeniyle günlük su kesintileri başlamıştı. Romalı iş ahalisi, su kaynaklarındaki azalmanın kendi kullanımlarından değil aşırı sıcağın neden olduğu buharlaşmadan kaynaklandığını söyleyerek yöneticileri protesto ettiler.
İnsanlar olarak ,olan bitenin birbiriyle, ve en çok da kendi fütursuzluklarımızla alakalı olduğunu görmek istemeyen aptallarız. Felaketi film zannediyor, suçu mistik güçlerde arıyoruz. Bu konuda mücadele edenleri alaya alıyor, züppe anarşistler olarak görüyoruz.
Yokediciliğimize hizmet etse de gerçek suçlu teknoloji değil. Bugünün rantına karşı doymak bilmez açgözlülüğümüz ve çocuklarımıza çok düşkün görünsek de gelecek nesilleri asla takmayan kronik bencilliğimiz bu günahın esas sahibidir. Halbuki sahip olduğumuz bilgi üretim ve paylaşım teknolojileriyle küresel önlemler üretmemiz imkansız değil.
Bugün çiçeğini dalını kopardığımız, içine pislediğimiz, hor görüp tekmelediğimiz doğa anayı sessiz zannettikçe, yüzümüze her seferinde daha sert patlayan tokadın şaşkınlığı da büyük olacak.
Ve sığınacak delik arayacağız!
Ümit ÖNER’in insanlık gündemi hakkındaki yazılarına Medium sayfasından ulaşabilir, paylaşımlarını İnsanlık Gündemi yayınından veya Twitter ve Linkedin’de takip edebilirsiniz.

