ADALET Mİ?

Mikropların, en çok da temizlik amaçlı kullandığımız nesnelerin içerisinde gizlenmiş olduğu gerçeğiyle aydınlanabilir dünya.

Bulaşık süngerleri, bulaşık bezleri ve bilimum mutfak gereçleri..

Çok güvendiğimiz temizlik araçlarımız, doğru temizlenmeyip, doğru kullanılmadıklarında birer mikrop yuvasına dönüşebiliyorlar.

Aslında Türkiye’de ki hukukta, kanunlarda birer bulaşık süngeri. Kanun, hukuksuzluğun; hukuk, eksik adaletin yuvası olabiliyor.

Hararetli “Gündem Ötesi” programlarında, Türkiye’de hukuk var efenimnutku atan yarışmacılar! için ilk yazılı hukuk kurallarının Sümerler tarafından oluşturulduğunu hatırlatmakta fayda var. Yani: Elbette ki hukuk var. Fakat bir hukuk sisteminin olması, o hukuku kusursuz kılmaya yetmiyor ne yazık ki.

Çok iyi sistemize edilmiş, dönemin en hümanist kurallarını taşıyan, çağdaş, ilgili şahsın o alandaki tüm haklarını koruyup görevlerini bildiren bir “Köle Hukuku” ne kadar insancıldır örneğin? Kölelik sistemi üzerine dünyanın en hümanist ve en çağdaş anayasasını hazırlayalım. Bu ne kadar adildir?

Şu var ki; adalet, herkes için tecelli eder. Adalet yürüyüşünden ve Silivri duruşmalarından bahsedelim biraz o halde.

Darbe girişimi sanıklarının mahkemedeki rahat ve uslüpsuz tavırlarından şikayetçi oluyor bir şehit yakını. Ankara’dan İstanbula adalet için yürüyor bir genelbaşkan. Şehit yakını da adalet arıyor, sayın genelbaşkanda.

Soru da sorunda iç içe aslında. Muhalefetin dillendirdiği üzere pekala şu yorum yapılabilir: “Evet herkes adalet arıyor”. Peki gerçekten de iki zıt kutup, “adalet ihtiyacında” birleşebilirler mi? Bu noktada ortak adalet arayışı, ortak olmayan adalet anlayışına tosluyor. Çünkü; şehit yakını, darbecilerin hak ettikleri muameleyi görmediğinden yakınırken, sayın genelbaşkanımız, sanıkların (darbecilerin) veya taşeronlarının özgür kalması gerekliliğini savunuyor. Bir taraf için adaletin tecellesi, sanıkların dışarı salınması şartına bağlı iken diğer taraf için adaletin tesisi, suçluların en ağır biçimde cezalandırılması ile mümkün olacaktır. Tekrar söyleyelim. Adalet herkes için tecelli eder. Danıel Defoe’nın da söylediği gibi “Adalet, haksız olan için zulümdür!” Söz konusu durum için ise -muhalif kanadın dillendirdiğinin aksine- ortak olan yalnızca; duruşma salonu, katiller(sanıklar) ve müştekilerdir.

Bu ve benzeri meselelerde ki arayışlar, aynı kutuplu mıknatısların birbirlerini itmeleri gibidir. Bir metale karşı çekim kuvveti oluşturmanın yolu, aynı mıknatısın parçası olmaktan veyahut farklı kutupları kafa kafaya getirmek yerine eksi ve artı kutupları sırtsırta vererek manyetik gücü daha yüksek olan yeni bir şema oluşturmaktan geçer. Çok mu ütopik bir yaklaşım? Belkide.

Peki gerçekçi olalım. İki zıt kutup hiçbir zaman yanyana gelemeyecek. Bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonrada ortak olan hiçbir paydada buluşamayacak. Bu durumda bizlere düşen görevler nelerdir? Daha da önemlisi bize ne olacak ? Uzun konu. Çay var mı çay? Bir sonraki yazıda ..

Like what you read? Give Rasim Doğan a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.