Adamlar Yapıyor Be Abi

Ülkemiz bir geçmiş cenneti…

Hangi bölgesine gidilse mutlaka bir iz bulunur yüzyıllar öncesine ait.

Bu yıl denk geldi,dünyaya kendini çok enterasan bir şekilde pazarlayan bir ülkenin bir kaç bölgesine gitme şansım oldu.

Orda gözlemlediklerimden bahsedeceğim bir yazı yazmaktı niyetim lakin kendimi başka düşünceler atmosferinde buldum farklı bir noktaya doğru kayan bir yazı ortaya çıktı.

Çok fazla detaya girmeden asıl gelmek istediğim konuya geçiş yapmak için kısaca bahsetmem gerekirse ;

Bu bölgelerin özelliği, özel koruma altına alınmış olmaları ve iklim şartlarının onlara sunduğu ve kendi zekaları ile ürettikleri dışında tarihe ait pek de fazla birşeyin olmaması.Fakat o pekte az olan tarihi yerleri pazarlamasını çok güzel yaptıkları da bir ayrı özellikleri.

Alplerden akan karın oluşturduğu şelaleler…Hepsinde farklı bir atmosfer, farklı etkinlikler …Kimsenin hakkını yememek gerekli,ellerindekinin kıymetini biliyor ve değerlendiriyorlar.Üstelik dünyaya pahalı bir şekilde de satıyorlar.

Geçen yıldı, Konya da Çetmi Şelalesine gittiğim, kulaktan duyma bir bilgi ile öğrendiğim,o güne kadar hiç duymadığım.Belki benim zaafım olabilir fakat kaç kişi duymuştur veya hangi turizm ofisinde,gezilecek yerler listesinde olduğu görülmüştür onuda bilmiyorum.Veya Konya’ya gelen bir turist Mevlana müzesi yanında Çetmi Şelalesini görmek için gitmiş midir..

Ülkemiz, tarihin kültür izleri, yanında doğa harikası yerlerde küçümsenemeyecek kadar var lakin değerlendirebiliyormuyuz orasını konuşabiliriz.

TURİZM OFİSLERİ

Günümüz de artık iki ayaklı turizm elçileri instragam hesabları üzerinden yerli turizm ofislerine taş çıkartır durumdalar.Görülecek yerleri,saklı kentleri,batık gölleri,çöl arazilerini bile görsel şölen niteliğinde bilinçaltımıza aktarıyorlar.Günlük koşuşturmadan,bazen bir sokak ötemizdeki tarihi yerin farkında olmuyoruz.Sosyal medya bağımlısı olmadan gerektiği gibi kullanıldığı zaman insana katkıları tartışılmaz ölçüde kolaylıklar sağlayabiliyor.

Mesela İnstragamda güzelliklere bakmaya odaklandığımızı farzedelim.Dinlenirken hem güzel yerler görmek hem bilgilenmek istediğimizde,sayfa akışı içinde birde lokalizasyon verildiyse,mahalle,il,şehir, bölge veya ilgi alanımıza giren bir yeri gördüğümüzde,bilinçaltımız otomatik yükleme yapar ve görmemiz için görünmeyen bir liste bile oluşturur bizim için yine bilinçaltımızda.

İşte bu yazıyı yazma nedenimden biri…

ADAM KAYALAR

Tarihi severim,Kültürü de.Zaten kültür tarihten kalan mirastır.Oda doğal olarak yaşanan dinlere dayanır.

Yunan kültürü ve tarihi edindikleri tanrılara..

Roma kültürü ve tarihi o dönem yaşanan dinlere…

Doğu tarihi ve kültürü yaşadıkları ve inandıkları dine…

Batı tarihi ve kültürü ise yaşanmış bir dinin izlerine dayanır.

Oysa Amerika kültüründe ne bir din nede geçmişe ait bir tarih vardır.Onlar tarihi kendileri oluşturma derdindedirler.Popüler bir kültür pompalıyorlar yeryüzüne..

Geçen günlerden bir günde,National Geographıc’de izlediğim bir belgeselle,üç gün önce İnstragamda gördüğüm Adam Kayalar zihnimde birleşti ve susmak bilmediler bir türlü,bu arada gezi yazımıda sabote etmiş oldular.

İnsanların bazıları varlıklı ailede doğar büyür, bazıları sanatın içinde doğar büyür, diğer bazılarıda onları şanslı adleder ya.İşte buna benzer bir şans mı diyelim yaratıcı tarafından bir ikram olarak mı değerlendirelelim , Ülkemizde tarihin içinde son varoluşdan itibaren bir ötekine göre farklılık durumu sözkonusu.Dünyanın gözünün biri de bu nedenden üzerimizde.Geçmişe ait her dinden kalma tarihi kültürün izleri her bir köşesinde saklı cennet misali kaplamış durumda.

Hatta taşınabilir bir çoğu Avrupanın isim yapmış müzelerine aşırılmış.Birde gidip orda kendi ülkemize ait değerleri ziyaret etmek için sıra bekliyor,uçak bileti ödüyoruz.Bu çok acı bir gerçek olsada…

Bu Adam Kayalar,

Mersinin ilçeleri,Silifke ve Erdemli arasında kalan bir bölgesindeymiş.Kaç defa gittim o bölgeye hiç duymamıştım.Sıradan bir turist olarak duymam da mümkün değilmiş.Çünkü tam yakından görmek için 2 km lik yolu yürümek gerekiyormuş,arabayla gitmek zormuş.Genelde fotoğraf çekmek için ve define avcılarının gittiği bir yer haline gelmiş.Turizme kazandırılması için akademik çevreden bir çok dilekçe verilmiş gerekli mercilere lakin şu anki halinden öteye geçememiş.

Torosların eteğindeki bu kayalar,Alplerin eteklerinde olsa ne olurdu …

VARSAYIM

O yol açılırdı.

İnsanların görseline sunulurdu.

Çevresinde gerekli önlem alınırdı.

Turizm ofislerinde reklamı yapılırdı.

Oraya insanları çekmek için kültürel bir doku oluşturulurdu.

Her gelen yerli ve yabancı turist kız kulesini gördüğü gibi

Adam Kayaları da görürdü.

Çünkü

İsviçrenin en gözde turistik. bölgesinde,küçücük bir tarihi ihtimali dahi değerlendirdiklerine şahit oldum.İnterlaken bölgesinde,

İrlandalı bir keşişin bulmasına dayandırılan bir mitolojisi olan,bir mağara, o bölgenin en tarihi yeri.Su yolundan oluşmuş,İçinde sarkıtların ve fotosentezssiz bitkilerin yaşadığı ,insanı sonuna kadar sürükleyen ve dinlendiren şelale sesi eşliğinde.Çıkması zor olan dik yamaçtan itibaren eldeğmiş bir turizm işçiliği görmemiz mümkün.

BELGESELLER

İnsanın bakış açısını genişlettiği gibi bilgi sahibi olup düşünce krizlerine sokacak kadar etkili bir kaynak…

Adam kayalar Mersinde duradursun.Şu anki yaşadığımız dünya düzeninde, bir adam çıkıyor ve milyondolarlık harcama yaparak yüzünü kayalara işletiyor.Henüz bitmemiş yarısı oyulmuş durumda ve ne zaman biteceğide belli değil.

Eminim gözettikleri bir tarih vardır.

Derdi nedir bu adamın diye düşünmeden edemedim.

Yüzünü ölümsüzleştirmek mi…

Simasını hafızalara kazıtmak mı istiyor.

Peki bu milyondolarların geridönüşümü olmayacak mı…

Bir tarihi bir kültürel değeri olmayan,oluşturulmak istenen bir turizm şekli mi doğuyor.

TURİZM

Turizm denince artık bir çok şey giriyor devreye.Son zamanlarda teknolojinin izlerinide görmeye başladık.

Youtuber Barış Özcan’ın “Bu saat 10000 yıl çalışacak” adlı videosunu izlemiştim.Şu dünyadaki en hızlı bilgisayarları yapan Dany Hillis’in 1986 da düşündüğü bir hayali,amazon’un sahibi Jeff bezos’un parasıyla birleşip “ Geleceğin sembolü” olacakmış.

Teksasta kuş uçmaz kervan geçmez denebilinecek bir yerde, teknoloji turizmi için,dünyanın en büyük saatini inşa ettiriyor. yanında bir otelle..

Bu projesini,Danny Hillis kendisi şöyle değerlendiriyor.

Mısır piramitlerinin geçmişine benzer bir sembol yapmak istedim…

REKLAM

Bazı ülkeler,reklamı o kadar iyi yapıp satıyorlar ki, Amerika filmleri ile Newyork’u,İsviçre çikolataları ile Alpleri, Fransa modası ile Parisi…..

Biz ülke olarak buram buram kültüreltarih ve hatırı sayılır doğa harikaları ile dört etrafı sarmalanmış, dört iklimi yaşayan özel bir çoğrafi yapıya sahib,dünya haritalarında özel konumda olan bir yerleşim alanı olarak ne satıyoruz bu dünyaya bu kadar değerimiz içinde ki,

Düşündüm biraz..

Dizi satıyoruz diye övündüğümüzü duydum.Yani istanbul villalarında,entrika,hırs,para ve aşk oyunları…

Tarihi mekanlarda veya doğal güzellikler içinde bir kaç bölüm çekilmiş olsa belki bu övünç birazcık teselli konumunda olurdu.

Zihnimi bir müddet ülke üzerinde gezdirince de şu sonuca ulaştım.

Bilinçsizce tarihi yerleri talan eden cahil halk kadar, bilinçli sarayları köşkleri yakan, yıktıran, tarihi yerleri koruma altına aldırmayan,eğitimli kadrolar arasında hiç bir fark yok.

Avrupaya,Amerikaya veya başka bir kıtaya özenmeye, adamlar yapıyor be abi demeye devam ettiğimiz, birşey üretmediğimiz,elimizdekinin değerini öğrenmidiğimiz sürece de daha çok bilet parası öder,müze kuyruklarında bekler,çocuklarımızı kuru geçmişimizle avuturuz.

Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor