Alfa-Beta Erkek Saçmalığı
Eşitlik istiyorsanız, öncelikle ilkel arzularınızı minimuma indirmeniz gerek. Bu kadar şiddetli bir “korunma altına alınma” içgüdüsüyle hareket ettiğiniz sürece eşitlikten söz edemezsiniz. Etrafınızdakilere bir bakın, eşitlik çığırtkanlarının çoğunun bunun tam tersi şekilde davrandığını görebilirsiniz. Sanırım aynı seviyeye gelmek istemek bizim ilkel arzularımızı daha da körüklüyor. Ya da ilkel arzuları bu kadar körüklenmiş olan insanlar, esrarengiz bir şekilde eşitlik istiyorlar. Böyle bir şey mümkün olamaz. Eşitsizliğin mevcudiyetini korumasına sebep olanlar, yine bu insanların kendileridir. Çünkü ilkel arzuların ortaya çıkardığı şehvet, adil davranmanıza olanak vermez.
Buna kabaca şu şekilde örnek vereceğim: Kudurmuş bir halde kadının üzerine yürüyen -daha doğrusu koşan- bir adam düşünün. Bu adam, kadını yakaladığında ona ne kadar “adil” davranabilir? Bu örnek çoğu kişiye alakasız gelebilir ama ben, işin temelinde bunun olduğunu düşünüyorum. Şu an oraya buraya saldırmıyor olmamız, kudurmadığımız anlamına gelmez. Çoğumuz, “eşitlik” çarşafını üstümüze örterek durduramadığımız şehvetimizi saklamaya çalışan azgınlarız. Bilmece gibi konuşmuyorum, kadın-erkek ilişkilerinden bahsediyorum.
Bu noktada -belki de istemeden yapılan- bir ikiyüzlülükle karşılaşıyoruz. İnsanların, diğer canlılardan farklı ve üstün olduğuna dair bir anlayışa sahip olanlar var. Bu tarz bir düşünce dile getirildiğinde hemen ona şu sözle karşı çıkanlar olacaktır: “Hayır, insan düşünen bir hayvandır.” Tamam, buraya kadar sorun yok. Bizim de bir “hayvan” olduğumuzu belirterek içgüdüsel olarak onlar gibi davranabileceğimizi anlatmak istiyorlar. Yani çoğuna göre, kadın-erkek ilişkilerinde erkek ön planda olmalıdır ve “gerekli” atılımları o yapmalıdır. Çünkü biz bir hayvanız ve erkek, dişiyi etkilemek için çeşitli eylemlerde bulunmak durumundadır. Kesinlikle katılmıyorum. Burada karşı çıktığım şey, bizim de bir hayvan olduğumuz değil. “İnsan, düşünen bir hayvandır.” diyenlerin çoğu bizim “hayvan” olduğumuz kısmına odaklanıyor, ne yazık ki “düşünen” kısmı yokmuş gibi davranıyorlar.
Biz DÜŞÜNEN bir hayvanız. Balıklar yüzer, kuşlar uçar, insanlar düşünür. Bunun ne demek olduğunu anlayabiliyor musunuz? Farklı bir şekilde tekrar ediyorum: Biz suyun altında nefes alamayız, kollarımızı çırparak göklere çıkamayız fakat DÜŞÜNEBİLİRİZ. Yani bizim özelliğimiz bu. Bizi biz yapan şey bu. Neden bunu lise felsefe dersi tadında anlatıyorum? Çünkü bir türlü anlaşılmıyor. Biz düşünebilen varlıklar olarak birçok şey üretebiliyoruz. Sadece ürün olarak değil, aynı zamanda fikir olarak da ortaya bir şeyler koyabiliyoruz. Bir makinenin icadıyla sanayide dünya çapında devrim yapabiliyor, bir cümleden doğup gelişen ideolojilerle imparatorluklar yıkabiliyoruz. Bunlar “diğer” hayvanların yapabileceği şeyler değil. Dolayısıyla, bizim dişiyi etkilemek için ortaya çıkıp dans etmemize veya erkeklik taslamamıza falan gerek yok. Eğer ısrarla bunun gerekli olduğunu söylüyorsanız, eşitlikten söz edemezsiniz.
Asıl anlatmak istediğim şeye geçmeden önce neden bu konuyu seçtiğimi anlatmak istiyorum. Küçücük bir şeyden olayı büyüttüğümü düşünenler olabilir ama zaten bu tür şeyler bir kıvılcım vesilesiyle ortaya çıkıyor. Kampüste öğrencilerin ihtiyacı olan çoğu şeyin (kırtasiye, büfe, bilet satış yeri vs.) olduğu binanın girişinde oturuyordum. O sırada merdivenlerden aşağı bir çift indi ve çıkışa doğru ilerlemeye başladı. Binadan çıkmak için iki kapıdan geçmeniz gerekiyor. İlk kapıya geldiklerinde kız durdu ve kapıyı yanındaki erkeğin açmasını bekledi. Erkek kapıyı açtı, önce kız geçti ve ardından erkek ilerledi. Birkaç adım attıktan sonra ikinci kapıya geldiler ve kız yine durup kapıyı erkeğin açmasını bekledi. Erkek yine kapıyı açtı, kız önce çıktı ve ardından erkek gitti. “Bunda ne var? Erkek nazik bir davranış sergilemiş.” diyebilirsiniz. Benim derdim tek başına bu eylemle değil zaten. Evet, erkek kadına kapıyı açarak nazik bir davranış sergilemiş olabilir. Fakat aynı şeyi kadın yapsaydı, bu durum çoğumuza garip gelecekti. Kadınlar, erkeklere nezaket gösteremez mi? Kapıyı onlar açamaz mı? Bu, bir “güç” meselesi midir? Sanmıyorum zira kapı o kadar ağır değildi. Rahatlıkla kızların da açabileceği bir şey. (Doğal olarak.) Olayı bu kısmından çekip uzatırsam iş farklı yerlere gidecek, bu yüzden çok açılmadan konuya giriş yapmak istiyorum.
Az önce de söylediğim gibi, bunun bir ikiyüzlülük olduğunu düşünüyorum. Hatta bunu daha da ileri götürüp erkekleri “alfa erkeği” ve “beta erkeği” diye iki ayrı sınıfa sokmuşlar. Bunlar muhtemelen bildiğiniz şeyler fakat ben yine de ikisini açıklayacağım. İnternette bu konu hakkında araştırma yaparsanız ılımlı bir şekilde yazılmış yazıların yanında işin suyunu çıkartmış şeyleri de bulabilirsiniz. (Beta erkeklerinin zayıf karakterli olduklarını söyleyen bir yazıyla bile karşılaştım.) Gelin bu saçmalığı birlikte inceleyelim. (Buradaki tanımları çoğu insanın “belirlediği” sözcüklerle yapacağım.)
Alfa Erkeği: Kabaca tanımlayacak olursak “öz güven deposu” olduğunu söyleyebiliriz. Liderlik vasıfları vardır, tam anlamıyla bir avcı gibi dolaşırlar. Atılgandırlar. Yine internette küçük çaplı bir araştırma yaparsanız forumlarda “Kızların çoğu alfa erkeğinden hoşlanıyormuş, doğru mu?” diye açılan birçok konu görebilirsiniz. “Alfa erkek” dedikleri kişiler, çoğu zaman bir ortamda ilgi odağı olur. Bir şekilde otorite sağlarlar. (Ya da daha önceden sağladıkları otoritenin kaymağını diğer ortamlarda da yerler.) Geleneksel bir şekilde -biraz iğrenç olacak ama- tanım yapacak olursak, alfalar tam anlamıyla “erkek kokar”. Bu insanlar konuşmalarında, söylediklerinin doğru olup olmadığına bakmaksızın kararlıdır.
Beta Erkeği: Yine küçük çaplı bir araştırma yaptığınızda beta erkekleri hakkında iki çelişkili yorumla karşılaşacaksınız. Çoğunluk, bu tür erkeklerin “ideal erkek” olduğunu söylerken aynı zamanda şunu da ekleyecektir: “ezikler”. Bu da eşitlik çığırtkanı olmalarına rağmen içgüdülerinin etkisi altında kalmış insanların başka bir ikiyüzlülüğüdür. İdeal olduğunu söylediğiniz “erkek tipi” aynı zamanda nasıl ezik olabilir? Bunun tam Türkçesi şudur: “Bu çocuk çok anlayışlı, iyi niyetli, son derece sadık ama benim ilkel arzularımı harekete geçirmiyor.” Lafı evirip çevirmeye gerek yok. Az önce “Türkçe” tanım yaparken söylediğim gibi bu tür erkeklerin anlayışlı ve sadık olduklarını söylerler. İlişkiyi yönetmek gibi bir dertleri yoktur, bu sebeple ipleri rahatlıkla karşı tarafa verirler. Hatta bütün sorun buradan kaynaklanıyor bile olabilir.
Böyle bir ayrımın yapılmasının başlı başına bir saçmalık olduğunu düşünüyorum. “Ama ayrım yapıldığı için erkekler bu şekilde ikiye ayrılmamış, erkekler bu şekilde ikiye ayrıldığı için bu ayrım ortaya konmuş.” diyebilirsiniz. Evet, bu noktadan bakınca durum basit bir “isim koyma”dan ibaret görünüyor. Fakat gördüğünüz üzere, iş bunu aşmış durumda. Sorun, bu ayrımın artık psikolojik bir savaş şeklinde başımıza kakılması. Sorun, bunu yaparken bir yandan da “Eşitlik istiyoruz!” denmesi. Biraz daha araştırırsanız iki türdeki erkek hakkında da iğrenç yorumlar bulabilirsiniz. Erkeğin öz güvene sahip olması ondan “erkeklik fışkırdığı” anlamına gelmez. Aynı şekilde, erkeğin sadık ve anlayışlı olması onun ezik olduğu anlamına da gelmez. Anlayışlı ve sadık bir erkek liderlik yapabileceği gibi, görüntüsüyle “taş fırın erkeği” izlenimi veren biri derste verilen grup çalışmasını bile doğru düzgün yönetemeyebilir.
Ben şahsen bu durumun düzeleceğine inanmıyorum. Bir yerlerde daima “kadınların kapı açmasını” garip bulanlar olacaktır. Bir yerlerde mutlaka şehvet ve ihtiras dışında başka bir şeyle hareket etmemesine rağmen karşı tarafı “sapık” diye suçlayanlar kalacaktır. Asıl sapık kendileridir ve ne yazık ki şehvetlerinin içinde boğulmak yerine, çoğu zaman el üstünde tutulacaklardır. Böylelikle de biz her zaman bir hayvan olduğumuzu söyleyip duracak ve düşünebildiğimizi tamamen unutacağız.
Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor

