Bad Boy Bubby İnceleme

Film, australian film institute’den en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi başrol gibi kategorilerde toplam dört ödül almış ve venedik’te de jüri özel ödülüne layık görülmüş.

Vizyona girdiği 1993 yılında en rahatsız edici filmlerden birisi olarak kabul edildi ve bu nedenle eleştirmenlerce topa tutuldu. Fakat internette çok daha iğrenç gerçek görüntüler izleyen bizim nesil için pek rahatsız edici değil. 1993’ten sonra sırf iğrençlik olsun diye çekilmiş onlarca film var ve çoğu bu konuda onu geçtiler. Ama yönetmen Rolf de Heer’in amacı bu değil. Bir insanın gördüğü muameleye göre şekilleneceğini göstermeye çalışıyor. Temeline tabula rasa savını oturtuyor. Bazı açılardan bana Yorgos Lanthimos’un Dogtooth filmini hatırlattı.

Annesi tarafından ev hayvanı, çocuk ve baba gibi yetiştirilen bir adamın hikayesidir Bad Boy Bubby. 35 yaşındadır. Annesi onu güneş dahi görmeyen çirkin bir evde, dışarıda zehirli gazlar var diyip korkutarak, kendisinden başka hiçbir insanla iletişim kurdurmayarak büyütmüştür. Anne işe gittiğinde yaramazlık yapmasın diye, seni izleyen bir tanrı var ve seni cezalandırır der.

Ev hayvanıdır çünkü süt ve ekmekle beslenir, çocuktur çünkü tüm ihtiyaçlarını annesi karşılar, babadır çünkü anne ile cinsel ilişkiye girer.

Bubby’nin evden kaçmasında iki temel etken, daha doğrusu kırılma anı vardır.

İlki, belki de hayatında ilk kez sorguladığı andır: kedisi solunum maskesi takmadan evden ara sıra kaçıp nasıl tekrar geri dönüyor? Gaz onu nasıl öldürmüyor? Annesi nefesini tuttuğunu söyler. Bubby bunu denemek için kediyi streç film ile sarar. Sonuç ölümdür. Oysa bunu bir uyku veya baygınlık hali zanneder.

İkincisi, hiç görmediği babasının (kendisi bir peder) bir gün eve gelmesidir. Otoriter olan anneden bile daha kudretli bir iktidar bu. Tabii Bubby artık baba rolünü oynayamayacaktır. Annesiyle tensel teması kesilir. Oedipus Kompleksi’ndeki gibi babasını rakip hatta düşman olarak görmeye başlar. Buna göre, erkek çocuk genellikle evde güçlü bir otoritesi olan güçlü rakibi babadan çekindiğinden her iki ebeveynden de uzaklaşmak zorunda olduğunu hisseder. Bubby anne ve babasının kafalarını strech film ile sarıp kaçar. Öldürme amacının olmadığını daha sonra eve tekrar geldiğinde ağlamasından anlıyoruz. Ağlar ve “Anne haklıydı, Bubby dışarısı için uygun değil.” der.

Hepiniz taklit ederek öğreniyoruz. Özellikle de konuşmayı. Daha evvel duyduğumuz kelimeleri tekrarlıyoruz. Bubby’nin de kelime hazinesi hatta cümleleri önce annesi, sonra karşısına çıkan bir kaç insanla sınırlı. Saatler önce duyduğu bir cümleyi bazen öyle bir an ve durumda tekrarlıyor ki cuk oturuyor. Öyle ki tehdit olarak algıladığı bazı insanlara kedisinden öğrendiği tıslama hareketini yapıyor.

Türlü insanlarla karşılaşır dışarıda. Bazılarından yardım görür, bazıları tarafından zulme uğrar. Çoğu zaman yanlış anlaşılır ve yanlış anlar.

Annesinden öğrendiği ne varsa yalan olduğunu öğrenir. İnsanlara ve hayvanlara kötü davranılmayacağını, her canı istediğiyle cinsel ilişkiye giremeyeceğini ve tanrının olmadığını. Bazen deneyemlediklerinden, çoğu zamansa dinlediklerinden…

Bubby kadınlardan dayak yiyip evine döndüğünde babasının peder kıyafetlerini giyerek çıkar evden. Tüm o kötülükleri yapmış ve yaşamış olan Bubby’yi geride bırakır. O yeni ve “boş levha” açmıştır kendisine. Artık pederdir.

Filmin en sevdiğim sekansı ise daha önce tanıştığı arkadaşları tarafından sahneye çıkarılıp onlarla şarkı söylemesi. Bubby burada yine daha önce işittiği cümleleri rastgele, ona söyleyenin ses tonu ve üslubuyla söyler. Bu sert sözler dinleyicinin dikkatini çeker. Hem trajik hem de komiktir. Yüzünün bir yarısı kirli ve yaralı şarkı söyleyen pederin bu esnada suratında ışık oyunları yapıldığı plansa harikulade. Bu planın sonunda yüzünün temiz yanının aydınlık kalması ise filmin sonuna bir işaret olarak okunabilir.

Bahsettiğim sekans→ https://youtu.be/AESEYA0wGlg

Bubby’nin kendisi dahil hiç kimsenin bilmediği bir yeteneği vardır. Özürlü insanların çıkardığı kulağa anlamsız gelen sesleri anlayabilir. Engellilerin bakımını sağlayan bir kadınla tanışır. Bubby’den bahseder ona, tabii memelerini görmek karşılığında. Sever memelerini. Çünkü annesininkiler gibi büyüktür. Engellilere yardım etmek onu daha yumşak ve sakin bir insan haline getirir. Sevmeyi ve sevilmeyi öğrenir orada. Aynı zamanda sahneye çıkmaya devam eder. Ona olan ilgi her gün artar.

Tanrının inkarına, varsa bile ona biat etmemeye dair fikirleri tadilat halindeki kilisede tanıştığı bir adamca şekillendirilir. Kötülük probleminden yola çıkarak tanrının yokluğunu kanıtlamaya çalışır ki bu benim pek desteklediğim bir düşünce değil. Bundan ziyade bilimsel verilerle, tarihle ve dinlerin kendi içlerindeki çelişkilerle kanıtlanabilir.

Filmin sonunda Bubby’nin hemşire ile aile kurduğunu görürüz. Şirret dolu iki aileden çıkmış bu insanlar, sevgi dolu bir hayat sürüyorlardır. Burası bana biraz naif gelse de verdiği mesaj açısından kuvvetlidir.

Bubby rolünü oynayan Nicholas Hope benim izlediğim en iyi performanslardan birini sergilemiş. O hüzünlü ve şaşkın surat ifadesi hakikaten etkileyiciydi. İçinde bulunduğu durumu oldukça sahici yansıtan ve hakikaten insanı etkileyen bir yüze sahip. Kendisi bir daha o seviyeye çıkamadı. Bu arada filmde yediği hamam böceği gerçekmiş. Ayrıca filmdeki seslerin çoğu onun kulaklarına takılan mikrofonlardan kaydedilmiş ve sesleri onun gibi duymamız amaçlanmış.

Film ikilikler üzerine kurulu diyebiliriz: ebeveyn-çocuk, iyi-kötü, Bubby-Peder. Belki de evden 35 yaşında kurtulmasının nedeni de bu. Yolun yarısı çünkü. Yaşamının ilk ve ikinci yarısı birbirinin tam zıttı.

Film içerisinde birçok eleştiri barındırıyor: Fazla korumacı annelere, dinlere ve dindar insanlara, havayı kirleten şirketlere, hayvanlara eziyet edenlere, güvenlik güçlerine.

Ben enseste tamamen karşı değilim. Yirmili yaşlarındaki iki kardeşin cinsel hayatının rahatsız edici bir yanı yok. Önemli olan cinsel ilişkinin küçük yaşta başlayıp başlamadığı, anne veya baba olmanın sağladığı otoriteden faydalanıp faydalanılmadığıdır. Yani tümden karşı olmak yerine, olay olay bakmak daha yerinde olur.

Kişinin akla gelebilecek tüm özellikleri genetik mirasının ve çevrenin etkisinin sonucudur. Her canlı gibi insanın da en büyük artısı çevreye uyum sağlama özelliğidir. İstikrarlı olmayan çevre koşullarında güçlü (fit) olmanın tanımı değişir ve en iyi uyum sağlayanı ifade etmeye başlar. Hayvanlar postları ve deri renkleriyle yapar bunu. İnsan, en azından günümüzde, değişen insan ilişkilerine göre konumunu belirleyerek hayatta kalmaya çalışır. Bubby’de gördüğümüz de bir nevi bu. Çok zekice yapmıyor, hatta içgüdüsel olarak bir şekilde uyum sağlıyor. Bir bebek gibi taklit ederek ve deneyip yanılarak öğrenmeye devam ediyor. Karakteri buna göre biçim kazanıyor. Bir bebek saflığında olması, öğrenmeye mi yoksa yönlendirilmeye mi açık olmasına neden oluyor bilmiyorum.

Hayat, ne en baştaki kadar iç karartıcı ne de son bölümler kadar naif. Hayatlarımızın ortalaması, filmin ortaları gibi. İyi ve kötü iç içe geçmiş durumda.

Bir tanrıya inanıyorsanız bile sizi anladığını, hislerinizi paylaştığını düşünmeyin. Çünkü hiçbir kutsal kitapta tanrının empati yapabildiğinden bahsetmez.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.