Bir İstanbullunun Gözünden Amerika

sumeyra cicek
Sep 7, 2018 · 4 min read

Merhaba, bir süredir Amerika’da yaşıyorum. İstanbul’un yoğun trafikli ve tempolu hayatından sonra Amerika'nın sessiz hayatına alışmak pek kolay olmadı. Kültürel zenginliğinin içine dahil olmak farklı bir deneyim kazandırsa da bir süre sonra gördüklerimiz, öğrendiklerimiz ‘sıradanlaşmaya’ başlıyor. İşte burada da merak ettiğim, gözlemlediğim ne varsa yazma niyetindeyim. Her bilgi bilmeyen için yeni bir bilgidir diyor Amerika yazılarına başlıyorum :)

İçerik olarak bol bol New York City (NYC) temalı yazılar olacağı aşikar. Hareketliliğin ve insan kalabalığının olduğu yegane yer. Şehir merkezden uzaklaştıkça gökdelenler yerini yemyeşil sakin birbirinden uzak evlere bırakıyor. İstanbul trafiğinden dert yananlar için cazip görünse de insan bir süre sonra sokaklarda birilerini görmeyi, karmaşayı, akşam gezmelerini özlemle hatırlamıyor değil. Bu arada burasıda bir çok Avrupa ülkesi gibi akşamları dükkanlarını erkenden kapatıyor. (Dahası bulunduğum bölgede avm ve benzeri mağazalar Pazar günleri kapalı) Sokaklarda insan yok, hafta içi yemeğe ya da bir yerlere oturmaya da gitmiyorlarsa bu insanlar ne yapıyor? (konu Manhattan bölgesi değil) cevap: Erken uyuyor, erken uyanıyor. Şaşırtıcı bir sonuç değil aslında ama bir biz miyiz iş çıkışlarında geç saatlere aldırış etmeden programlar yapan, her saatte açık mekanlar bulan? İstanbul bu anlamda bambaşka.

Gelelim Amerika’ya. Benim için karanlık bir ülke. ‘Karanlık’ kelimesi burada bir gizemi çağrıştırmıyor, gerçek manada karanlık yani. Ana caddelerde sokak lambaları varken ara sokaklarda pek nadiren karşımıza çıkıyor. (bahçelerini ışıklandıran insanları iki kere sevin) sokaklarda bizim gözümüzde canlandırabileceğimiz türden değil. Evler genelde bahçeli ve herhangi bir duvar ya da çit gibi sınırlar yok. Çok yeşil bir ülke ve malum geniş arazili. O yüzden şehir merkezleri haricinde genelde evler birbiriyle iç içe değil. Nehirler, ormanlar bazı evler öyle yerlerde inşa edilmiş ki, burada gece nasıl rahat uyuyorlar diye düşünmeden edemiyorsunuz. İşte burada da devreye ülkenin büyük bir kısmının ‘kişisel hak’ olarak savunduğu ‘silah’ mevzusu ortaya çıkıyor. Amerika da silah sahibi olmak yasal mesela Teksas eyaletinde neredeyse her eve bir silah düşüyor. (BM’nin rakamlarına göre her 100 Amerikalının 89’unda silah var) Eyaletine göre bazı kurallar değişse de belli bir yaşın üstündekiler silah sahibi olabiliyor. Zamanında Obama’nın tüm yetkilerini kullanıp silah mevzusunu kısıtlamaya çalışacağını söylemesi bile bu durumun onu aştığını gösteriyor. Silah lobisi çok güçlü ve bu konuda her hangi bir kısıtlamaya gidilemiyor. Destekleyenler ise silahlanmanın kendilerini güvende tuttuğunu ve bunun kişisel bir hak olduğunu söylemeye devam ediyor. Yeşil ülke demişken bahçelerin çimleri her zaman bakımlı olmak zorunda. Aksi takdirde ciddi cezalar verilebiliyor. Özellikle Amerikan vatandaşı olmayanlar herhangi bir sorun yaşamamak için çimlerini düzenli olarak kesiyor. Doğal olarak çim biçme sektörü de var. Kendinize ait bir makineniz yoksa ya da ‘parası neyse veririm’ modundaysanız sizin için belli zaman dilimlerinde gelip kesiyorlar. Aynı durum kar zamanı içinde geçerli. Herkes kendi kapı önünü, kaldırımını temizlemek zorunda eğer birisi sizin evinizin önünden geçerken düşüp yaralanırsa bunun sorumlusu siz oluyorsunuz ve bu da ciddi problemlere yol açabiliyor.

Bir diğer farklı durum ise evleri beyaz eşyalarla birlikte tutuyorsunuz. Tabi çamaşır makinesi burada bir istisna. NYC de genellikle apartmanlarda çamaşır makinesi yok, ortak kullanılan çamaşırhaneler var. Bu durum sadece NYC’ye özel değil aslında, diğer eyaletlerden de ev baktığınızda çamaşır makinesinin olup olmadığını öğrenmek gerek. Eğer yoksa kendi kafanıza göre makine alıp evinize koyamıyorsunuz. (Bir arkadaşım ısrarları sonucu evine küçük seyyar bir makine almayı başarmıştı) ev ararken emlakçı haricinde birkaç popüler app. (en bilindik app. Zillow)var oradan da kolaylıkla ev arayabiliyorsunuz. Evin özellikleri arasında makinenin olup olmaması da genelde belirtilir ki bir dönem ev aramış insan olarak evin halısız ve makineli olmasına özen göstermiş ona göre ev aramıştım. Sonuç olarak tepeden atmalı bir çamaşır makinesine sahip olsam da varlığı yeter. (Tr de hala var mıdır böyle makineler hiçbir fikrim yok ama burada en iyi sitelerde bile tepeden atmalı makinelerle karşılaşabilirsiniz) halı mevzusu da biraz faklı yani eğer ev halıfleks ile kaplanmışsa onu iptal etme şansınız olmuyor. Ev sahibiyle anlaşıp ya yenisini aldıracaksınız ya da kendiniz ödemeyi yapacaksanız tabi eğer değişmesini istiyorsanız. Beyaz eşya, halı, perde derdi yok. (pencereler genelde storlu) bu anlamda hayatı kolaylaştırıyorlar sağ olsunlar. Biraz ışık sorunu var ama o da her evde rastlanmayan bir durum. Kimi evler full ışıklı, kimisi de sadece banyo ve mutfaklara ışık koymakla yetinmiş. Bizim bu mantığı anlamamız pek mümkün değil zaten bir süre sonra sorgulamayı bırakıyorsunuz. Ikea’dan en ucuz lambayı alıp bi köşede kullanın. Çünkü bir başka evde ona ihtiyacınız olmayabilir.

Evlerdeki basement kültürünü, başarı hikayelerinin vazgeçilmez mekanı ‘garajları’, bayramları, hayvanlarla iç içe yaşamayı (bu bir fare bile olsa) aile ilişkilerini ele alan bir başka yazı da görüşmek üzere…

Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

sumeyra cicek

Written by

Anı biriktirici, Istanbul — New York

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade