Biraz Akıllı Demokrasi Alır Mıydınız?

hem de “kullanıcı dostu” arayüzü ile birlikte!!

Ekonomi bilimi yüzyıllardır akılcı davranışları ayırt etmeye çalışıyor. Çok özet bir tanım ile akılcı davranış sahibine faydası olan harekettir. Kaynaklarımız — en başta ömrümüz olmak üzere — sınırlı olduğu için tüm ekonomik aktörler için en doğrusu akılcı hareketlerle azami faydayı sağlamaktır.

Biz insanlar pek çok davranışımızla ekonomistlerin gözlerini yaşartacak kadar akılcıyızdır. Kimimiz ucuzluğu yakalamak için dükkan dükkan gezer, internet dünyasını tavaf eder, tüm yorumları okur, eşe dosta sorar. Kimimiz aramakla yetinmez sorgular, pazarlık eder, dibine kadar şartlarını zorlar. Sadece birşey satın alırken değil, arkadaşlarımızı belirlerken, omzunda ağlayabileceklerimizi seçerken, hatta doğru hayat arkadaşını bulabilmek için kılı kırk yardığımız olur.

Seçerken dokunur, koklar, dinleriz. Mümkünse test ederiz. Tüm bedenimiz ve beynimizle seçimimiz sonucunda kazıklanmamaya odaklanırız.

Tabi ki bu seçici akıl yürütmenin işlemediği anlar vardır. Hormonların coştuğu, ilkel dürtülerin devreye girdiği, veya yaşama içgüdüsünün gümbürdediği zamanlarda akılcı davranışlarda bulunmamızı kimse beklemez. Aşıkken, korkudan ölüyorken, stresten bayılıyorken ortaya çıkardığımız tüm saçmalıklar insan doğamızdan kaynaklandığı için gayet normaldir.

İnsanı inceleyen tüm bilim alanları bu davranışlara nesnel açıklamalar üretebilir. Fakat insan davranışlarının bilim insanlarını çuvallatacağı bir şey varsa o da modern dünyanın oylama curcunaları yani seçim dönemleridir!

Ufacık bir şey alırken bile satıcıyı sorguya çeken, kılı kırk yaran, bütün alternatifleri ve farklı yorumları değerlendiren kişiler iş geleceklerini emanet edecekleri politikacıları seçmeye geldiğinde ucu bucağı slogandan ibaret olan, günlük sorunlara çözüm üretmek yerine büyük kamplaşma rüzgarları yaratan , çoğu zaman temelsiz iddialara dayanan politik söylemlerin peşine takılıverirler!

Bugün akıllı cihazlarımız bir çok davranışımızı kayıt altına alıp bize kişiselleştirilmiş öneriler sunarak hayatımızı kolaylaştırmayı (veya daha zevkli kılmayı) amaçlıyor.

Peki sloganlarla, bayraklar, afişler, şarkılarla, müthiş halkla ilişkiler harcamalarıyla bizi demokrasi karnavalına davet eden politikacıların gerçekten arzu ve isteklerimiz yönünde özelleştirilmiş vaatleri var mı?

Yoksa tek düşündükleri rant tulumbasına en yakın iktidar koltuğunu kapmak mı?

Biz insanları kendi hallerine bırakmaları şartıyla, bu koltuk mücadeleri hoşgörülebilir elbette. Artık Antik Yunan’daki şehir devletlerinde yaşamadığımıza göre bizi yönetecek temsilciler işimizi kolaylaştırırdı.Tabi asıl görevleri olan halka hizmeti , hükümdarlıkla karıştırmasalardı!

hepinizi kovardım ama neyse!

Üstelik bu temsilciler hangi ideolojiden olursa olsunlar, seçmenlerini diğerlerine karşı kamplaştırmaya bayılıyorlar. Kolkola girmiş, omuz omuza vermiş insanlar yerine çılgınca kendilerini desteklemekten körleşmiş ve sağırlaşmış yığınları tercih ediyorlar. Tüm stratejilerini daha kalabalık yığınlar elde etmek üzerine kurmaktalar.

Gezegen genelinde seçim fırtınası yaşanıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde başkanlık, hükümet seçimleri veya önemli referandumlar arka arkaya gerçekleşmekte. Şaşırtıcı şekilde tüm ülkelerde bu oylama curcunaları bir boks ringini andırıyor. Normalde yerel sorunların çözümü ve barışın tesisi üstüne olması gereken rekabet, küresel seviyede liberal demokrasi ile popülist milliyetçiliğin farklı ringlerde devam eden turnuvasına dönüştü.

orada bir terörist gördüm sanki!

Popülist milliyetçilik, kendinden farklı olandan korkma ve duvar örme huylarıyla dünya barışı için gerçekten tehlikelidir. Terör saldırıları, göçmen sorunu, işsizlik ve diğer küreselleşme sancıları sinirli tedirginler yarattı. Popülist liderlere de bu tedirginlerin sinirlerini biraz daha kaşıyarak öfkeli yığınlara dönüştürmek kaldı. Çoğu zaman vaatleri ve iddiaları hiçbir veriye, kanıta, bilimsel temele, ekonomik öngörüye ve nihai bir stratejiye dayanmayan popülizm gerçekte öfkeden beslenen kağıttan bir kaplandan ibaret.

Diğer tarafta ise yüzyıllardır süren insan hakları, özgürlük, eşitlik ve barış mücadelelerinin kazanımlarını süresi belirsiz şekilde kaybetmekten korkan endişeli isyankarlar bulunuyor. Batı demokrasilerinde refahı temsil eden sistemin sarsılması korku kaynağıyken, hiçbir zaman yeterince adaletli , özgür ve demokrat olamamış toplumlarda ise ölümcül sonuçları olabilecek baskı düzeninin ayak sesleri tüyleri diken diken ediyor.

Görüldüğü üzere bu bir sınıf çatışması değil. İnsanlar sadece korkuyor ve tek ihtiyaçları neden birbirlerinden ve gelecekten korkmalarına gerek olmadığının anlatılması.

Neden ve kimden korkmaları gerektiğini onlara dayatanlar bu korkunun gerçek çözümü olamaz.

Popülizm duvarlar örmekten, göçmenleri kovalamaktan, daha fazla polis ve cezaevinden, hem dünyaya kapıları kapatıp hem de dünya lideri olmaktan bahsederken karşısındaki liberal liderler ne yapıyor?

Tek yaptıkları endişeli isyankarların haklı korkularını sömürerek onları peşlerine takmaktan ibaret.

hepinizi birleştireceğim (çapkın gülüşümle tabi ki!)

Fransız başkanlık seçimini kazanarak, popülizmi ringte nakavt ettiği iddia edilen Emmanuel Macron bu başarıyı tüm Fransızları birleştireceğini iddia ederek ve tıpkı Kanada’nın Trudeau’su veya Yunanistan’ın Çipras’ı gibi genç ve dinamik imajından faydalanarak sağladı. Bu genç adama bağlanan umutların Obama’nın değişim vizyonu gibi hüsranla sonuçlanması şaşırtıcı olmaz çünkü siyasi söylemi, özgürlüklerinden endişe duyan Fransızların gerçekten ne istediğiyle değil, sadece korkularıyla şekillenmişti.

Ötekiye karşı korkuyu besleyen popülistlerle , olan bitene karşı korkuyu sömüren liberallerin mücadelesinden insanlık için çıkacak sonuç daha fazla ajitasyondan ibarettir. Ajitasyon ise sağırlıktan başka birşey değildir.

Bizler günlük yaşamımızda bizi dinleyen insanları yanımızda tutuyoruz. Bizi önemseyen yerlerden alışveriş yapıyoruz. İyi ağırlandığımız lokantada yemek yiyoruz. Ne istediğimizin farkında olan internet sitelerini tercih ediyoruz. Telefonlarımız, tabletlerimiz, televizyonlarımız ve hatta arabalarımız bizi tanısın istiyoruz. Böylece güvende ve mutlu hissedebiliyoruz.

Halbuki bizi hiç tanımayan insanlara oy veriyoruz. Politik kararlar tercihlerimize göre şekillenmiyor fakat bizler politikaya göre şekillenmeye çalışıyoruz.Dişimizle tırnağımızla inşaa ettiğimiz geleceğimizi ve hatta çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğini, içeriğini gerçekten bilmediğimiz sözleşmelerle ipotek altına alıyoruz.

Politikacıların kayığına binip komşularımıza düşman olurken, hiçbir yaşamsal problemimizi çözemeyecek içi boş tartışmaların mezesi duruma düşmekteyiz. Sonu gelmez kamplaşmanın yarattığı endişe ve korkular bizim için özelleştirilmiş hiçbir vaadi olmayan politikacıların koltuklarını korumasını sağlamaktan başka işe yaramamakta.

İnsanlığın refahı özgürlüklere ve işbirliğine bağlıdır. İnsan medeniyeti bilişsel yeteneklerimiz üzerine kuruldu. Bizler en başından beri düşe kalka da olsa akıllı sistemler kurmaya uğraştık. Akılcı hareketlerle özgürlük, eşitlik ve kardeşlik mücadelesi verdik. Sınırları kaldıran teknolojileri küçücük akıllı cihazlara sığdırmayı başardık.

Düşüncelerimiz, isteklerimiz, arzularımızla şekillenen bir yaşam kurmuşken neden yönetimini de bu şekilde talep etmiyoruz?

Akıllı cihazlarımızdan başımızı kaldırıp biraz akıllı demokrasi talep etsek fena mı olur?


Ümit ÖNER’in insanlık gündemi hakkındaki yazılarına Medium sayfasından ulaşabilir, paylaşımlarını İnsanlık Gündemi sayfasından veya Twitter ve Linkedinde takip edebilirsiniz.